Ana Sayfa Yazılar KAYAHAN ÇETİN YAZDI: TARİHE DÜŞÜLEN NOT: “ÇOK KUTUPLU BİR DÜNYAYA DOĞRU”

KAYAHAN ÇETİN YAZDI: TARİHE DÜŞÜLEN NOT: “ÇOK KUTUPLU BİR DÜNYAYA DOĞRU”

299

Kayahan Çetin, Öncü Gençlik Ankara İl Yöneticisi

Dünyamızı derinden etkileyen koronavirüs salgını, içinde bulunduğumuz toplumsal-ekonomik düzenle alakalı önemli tartışmaları da beraberinde getirdi. Nazım Hikmet’in “bir müthiş bahtiyarlık” olarak tanımladığı “gideni ve gelmekte olanı anlamak” bugünün şartlarında daha kolay ve mümkün. Hatta sistemin önemli simalarından eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bile “salgının dünya düzenini ilelebet değiştireceğini” kabul ediyor ve sarsıntıdaki liberal dünya düzenini koruma telaşına düşüyor. (1) Peki durum her zaman bu kadar berrak ve açık mıydı? Bundan tam 32 yıl öncesine, Nisan 1987’ye gidelim:

YENİ İMPARATORLUK MU ORTAÇAĞA DÖNÜŞ MÜ?

1987 koşullarından dünyaya baktığımızda; iki süper devlet arasındaki yarışta ABD’nin zaferinin kabul edildiği, SSCB’nin Gorbaçov yönetimi altında varlık-yokluk mücadelesi verdiği, ABD ve İngiltere’deki Reagan-Thatcher iktidarlarının tüm dünyaya neoliberalizm ihraç ettiği, 1973 Petrol Krizi ve ardından gelen ekonomik durgunluğun da tetiklemesiyle (2) “karlılık” anlayışını değiştiren küresel sermayenin finans oyunları, tefecilik ve “sermayenin serbest dolaşımına” dayanan yeni yüzüyle ulusal sınırlara savaş açtığı ve Lenin’in saptadığı azami sömürü eğilimi “devletsizleştirme” programını uygulamaya koyduğu bir dönem. (3) 2 yıl sonra Berlin Duvarı yıkılacak, 4 yıl sonra SSCB tarihe karışacaktı. “Amerikan İmparatorluğu” rakipsiz bir şekilde “küreselleşme çağını” ilan ediyordu.

“Hür Dünya” zafer sarhoşuydu, “Demir Perde” yenilmişti ve birkaç yıllık bir sürecin ardından liberalizmin nimetlerinden tüm dünya faydalanacak ve savaşsız-sorunsuz bir dünya kurulacaktı. Tam tersi oldu, küreselleşme “Marx’ın hiç düşünemediği bir egemen sınıfın, mafyanın” hükümdarlığından başka bir şey getirmeyecekti. (4) IMF Başkan Yardımcılığı yapan Joseph Stiglitz’e göre liberalleşmenin ardından vaat edilen büyüme değil artan bir sefalet gelmişti. (5) Devasa Amerikan askeri gücüne ve dolar saltanatına dayanan bu haraç sistemi; Atlantik için tatlı bir rüya, mazlum milletler içinse bir savaş kabusuydu.

ÇÜRÜYEN SİSTEMİN BİLGELERİ

Sistemin efendisi ABD’nin anlı şanlı ideologları, düşünürleri de zafer sarhoşluğu içindelerdi. Birkaç örnek:

Francis Fukuyama’nın liberalizmin nihai zaferiyle ideolojilerin, sınıf savaşlarının, ”tarihin sonunun” geldiğini iddia ettiği eseri meşhurdur. (6) Aynı şekilde Samuel Huntington’ın ulus devletler çağının kapandığı ve Yeni Dünya Düzeni’nde “etnik-mezhepsel-dinsel” boğazlaşmaların hakim olacağını vaaz ettiği “Medeniyetler Çatışması” tezi uzun yıllar dünya gündemini işgal etmişti.

Amerikalı ünlü gazeteci Charles Krauthammer, 1991’de Foreign Affairs’ta yayınlanan “Tek Kutuplu An” makalesinde (7) ve sonra 2002’de revize ettiği halinde; SSCB’nin yıkılması sonrası yeni güçlerin yükselmeyeceğini, ABD’nin tartışmasız şekilde tek kutuplu dünyanın hakimi olduğu, tek sorununun “kitle imha silahlarına” sahip haydut devletler olduğu ve askeri, ekonomik, teknolojik, diplomatik ve hatta dilbilimsel açıdan bile ABD’nin rekabet edilemez olduğunu savunuyordu. Hatta 11 Eylül 2001 saldırılarının ABD’nin tek süper güç konumunu pekiştirdiğini ve diğer dünya güçlerini efendilerinin arkasına taktığını iddia ediyordu. (8)

Emperyalist sistemin önemli stratejist ve ideologlarından Zbigniew Brzezinski ise 1997 yılında yayımlanan Büyük Satranç Tahtası isimli eserinde şöyle diyordu: “Amerika’nın küresel üstünlüğü, genişliği ve nitelikleri açısından benzersizdir. Amerika şimdi Avrasya’nın başhakemidir. Önemli hiçbir Avrasya sorunu Amerika’nın katılımı olmaksızın ya da Amerika’nın çıkarlarının tersine çözülemez.” Ve en az bir nesil daha Amerika’nın dünyanın birinci gücü olma konumuyla mücadele edilemeyeceğini iddia ediyordu. (9) 2004 yılında yayınladığı Tercih kitabında ise Çin’in de en az iki nesil daha bu yarışta zayıf kalacağını, Rusya’nın ise artık koşuda olmadığını söylüyordu. Tek kutuplu dünya rakipsizdi. (10)

VATAN TOPRAĞINDAN KOPANLAR

Elbette bu ideolojik hakimiyetin Türkiye’de de uzantıları vardı. 1980’ler Türkiye’de Kenan Evren-Turgut Özal ikilisinin Kemalist Devrim’in başardıklarına savaş açtığı ve borçlanma ekonomisini hayata geçirdikleri yıllardı. Takipçileri Çiller yıllar sonra bu karşı-devrimci süreç için “Son sosyalist devleti de yıktık.” diyecekti.

1987 Türkiyesi’ne baktığımızda dünyada ve Türkiye’de geri çekilen devrim dalgası büyük bir umutsuzluk ve karamsarlık yaratmış durumdaydı. Özellikle maceracılığın peşine takılmış ve umutlarını Sovyetler Birliği’ne bağlamış kesimlerde bu yenilgi havası büyük bir dönekleşme dalgasını doğurdu. Sistem de artık aydınlarını eski “Marksizm döneklerinden” seçmekteydi. Doğu Perinçek’in Hasan Yalçın’ın Dönekler kitabına yazdığı önsözde belirttiği gibi; eskiden sistemin sahibi olan sanayi ve ticarete dayanan büyük sermaye, aydınlarını üniversitelerden, enstitülerden yetiştirir ve örgütlerdi. Bu aydınlar en nihayetinde vatan toprağında yapılan bir üretim faaliyetinin sonucuydu. Ama sistemin yeni efendileri vatansız mafya zümresi için bunlar geçerli değildi. Ona “Kahrolsun bağımsızlık” diyebilecek kadar ipini koparmış aydınlar gerekiyordu ve bunları dönekler arasından seçti. Çünkü “Dönek, eskiden ağacın dalıydı; artık kırılmış bir daldır; bir sopadır; kimin elindeyse o elin devamı olmuştur.” (11) 1980’lerin dönekleriyle bugünün HDP kuyrukçuları arasındaki en büyük ortaklık, vatan toprağından kopmuş birer “sopa” olmalarıdır.

O dönemin aydınlar korosunun da en belirgin özelliği tek kutuplu Amerikan İmparatorluğu’na yeminli bağlılıkları ve “küreselleşen yeni dünya” “dünya piyasalarıyla bütünleşme” “bürokrasiden kurtulma” “vesayet düzeni” gibi tekerlemeleri dillerinden düşürmemeleriydi.

“ÇOK KUTUPLU BİR DÜNYAYA DOĞRU”

Ahmed Arif’in ünlü Karanfil Sokağı şiirinde söylediği gibi “dövüşenler de vardı bu havalarda.” Dünyada ve Türkiye’de ABD’nin kesin zaferi ve Yeni Dünya Düzeni perdesi bütün gözlere inmişken, fizik kurallarına aykırı tek kutuplu dünya dayatmasının örttüğü gerçekleri gösterme görevini Türk devrimcileri yerine getiriyordu. Tam 32 yıl önce, Doğu Perinçek’in Saçak dergisinin Nisan 1987 sayısında kaleme aldığı tarihi makalenin başlığı şöyleydi: “Çok Kutuplu Bir Dünyaya Doğru”

Bugün çok kutuplu dünya gerçeği çok geniş kesimlerce kabul ediliyor ve ifade ediliyor. Ancak; küreselleşme saldırısının görkemli şekilde başladığı, bir çeşit Pax-Americana döneminin kurulduğu ve “kâğıttan kaplan” tek güç ABD’nin dünya efendiliğinin ilan edildiği bir dönemin arifesinde, dönemin aldatılmış aydın çevrelerini de karşıya alarak bu gerçeği göstermek eylemi Aydınlıkçılara ve onun lideri Doğu Perinçek’e aitti. Tarihin çok kritik bir dönemecinde, cereyanlara göğüs gererek, tarihe düşülmüş bir imzaydı bu makale.

Perinçek makalesinde; SSCB’nin ABD’ye karşı giriştiği yarışta geriye düştüğüne ve iki süper devletin hegemonya döneminin sona erdiğine işaret ediyordu. Dünyadaki 5 büyük ekonomik gücün (ABD, SSCB, Avrupa Topluluğu, Japonya, Çin) bir değerlendirmesinin yapıldığı makalede; ekonomilerin dünya ekonomisi içindeki payları, büyüklükleri ve üreticilikleri üzerinden sonuca varılarak ABD’nin 1950’lerde dünya üretiminin yarısını gerçekleştiren pozisyondan çok gerilediği ve Asya’nın (Çin, Japonya) kalktığı atakla ABD, Avrupa ve gerilere düşen SSCB’yi yakalayacağı öngörülmüştü. Avrupa Topluluğu ve Japonya, SSCB’yi geride bırakmıştı. ABD’nin 1980-1986 arası ekonomisindeki ani büyümenin, ekonomik güçlenmesinden değil doların diğer para birimleri karşısındaki hakimiyetinden kaynaklandığı ortaya koyuluyor ve ABD’nin başta GSMH’sinin 3 katı durumundaki borç yükü olmak üzere büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu gösteriliyordu. Sonraki yıllarda herkesi aldatarak şişirilecek büyük finans balonu ve üretimden kopuk zenginleşmeye karşı üretim ve ticarete dayanan gerçekçi bir bakış açısıyla yapılan tahlil, geleceğin dünyasını gösteriyordu.

Makaleye göre, iki süper devletin hegemonya savaşı artık yerini dünyada farklı odakların yükseleceği birçok kutuplu dünyaya bırakıyordu. 21.yüzyılda Pasifik, ekonomik ve siyasi olarak büyük önem kazanacak ve bu yüzyıl “Asya-Pasifik yüzyılı” olacaktı. (12) İki yıl sonra da Aydınlıkçılar yayın organlarında ABD’nin Pasifik’e yığınak yaptığını Dışişleri Bakanı James Baker’ın ağzından itirafına dikkat çekeceklerdi. (13) Tek kutuplu dünya perdesinin arkasında ABD, yeni yükselen güçlere ve ulusal devletlere karşı amansız bir yıldırma ve savaş yürütüyordu. Bugüne geldiğimizde ise bu tiyatronun artık sona erdiği ve Atlantik sisteminin yukarıda da saydığımız Brzezinski, Kissinger, Stiglitz gibi önemli isimlerinin bile doğan yeni dünya gerçeğini kabul ettikleri bir döneme girdik.

AYDINLIKÇILARIN SIRRI NE?

Herkesin Amerikan rüyasından büyülendiği bir dönemde “çok kutuplu dünya” gerçeğini dünyaya ve Türkiye’ye ilan eden Aydınlıkçılar, gerçeği çok önceden tespit etmişti. Bugün Vatan Partisi’nin yeni dünyasının kurulduğu günleri yaşıyoruz. (14) Bu ilk kez de olmuyor, Aydınlıkçılar her seferinde bir noktada mutlaka haklı çıkıyor. Peki bunun sırrı ne?

Aydınlıkçılığın tanımını yapmak bu yazının sınırlarını çok aşan bir uğraş olacaktır. Fakat bu öngörü yeteneğini Aydınlıkçılara kazandıran birkaç ilkeden söz edebiliriz:

  • Gerçeğe ve bilime dayanmak: Gerektiğinde tüm cereyanları göğüsleyerek, bilimin ve toplumsal pratiğin gösterdiği gerçeklere dayanarak siyaset yapmak.
  • Vatana ve halka bağlılık: Doğru eylem çizgisiyle, halkın en geniş güçlerini kazanarak, ödünsüz vatanseverlikle ilerlemek.
  • Her şart altında mücadele: Teorinin anası pratiğin de, şartlar ne olursa olsun öncüsü olmak. 1987’de saptanan çok kutuplu dünya tespitinin hayata geçmesi için Türkiye’de Avrasya seçeneğinin öncüsü olmak, Uluslararası Avrasya Konferanslarını düzenlemek, Silivri kuşatmalarından Batı Asya ve Avrasya ülkeleriyle ilişkiye kadar Yeni Dünya’nın eylemini yapmak.

Hasan Yalçın’ın o sözünü 2020’nin Türkiye’sinden daha iyi anlıyoruz: “Kimse unutmasın ki bir gerçek bin yalandan daha güçlüdür ve gerçeğin yüzü aydınlıktır.” Tarihin akışına müdahale eden devrimcilerin ve öncülerin hayata damgasını daha güçlü vuracağı zamanlardan geçiyoruz ve dünyayı değiştirme iddiamıza daha sıkı sarılıyoruz.

“Bize karşı koyanlar,

Karşı koymuş demektir:

Maddede hareketin,

Yürüyen cemiyetin

                       ezeli kanunlarına!”

KAYNAKÇA:

oncugenclik.org.tr