MERT SAVCI YAZDI: BOZGUNCULUK BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR

MERT SAVCI YAZDI: BOZGUNCULUK BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR

Mert Savcı, Öncü Gençlik İstanbul İl Yöneticisi ve Çapa Temel Örgüt Başkanı

Tıp fakültesine girilidiğinde ilk anlatılan konulardan biridir; mesleğin değerleri ve Türkiye’deki onurlu tarihi. İlk derslerde öğretilir insanlık ve vatana hizmet, özveri ve feda. Türkiye’nin Tıbbiyeli geleneği ve onun yarattığı kahramanlarla süslenir düşleriniz. Hele ki “Mekteb-i Tıbbiye”de iseniz ilk hafta kendi isminiz gibi ezberlersiniz Tıbbiyeli Hikmet’in ismini.

İngiliz emperyalizmini korkmadan protesto eden, başkaldıran bir genç, Hikmet Boran. Aynı okulu paylaştığı abilerinin kuruluşuna öncülük ettiği İttihat ve Terakki gibi “vatan ve hürriyet” değerlerini Sivas Kongresine kadar takip etti. İstanbul’dan gelen 3 temsilciden biri olarak mandaya ve himayeye karşı gençliğin tam bağımsızlık isteğini haykırdı. Yalnızca o mu peki? 1915 yılında Çanakkale’de savaşmak için okuldan kaçıp şehit olan tüm Tıbbiyeliler o isteği haykırdı. Gençliği savaş alanlarında geçen Refik Saydam’lar, Tevfik Sağlam’lar, Reşit Galip’ler eliyle kuruldu Türkiye Cumhuriyeti. Burada bahsettiğmiz Tıbbiyeliler, hayatlarını değişik şekillerde feda ederek bunu başardı. Vatanın bağımsızlığı tesis edildikten sonra Tıbbiyelilerin örgütleneceği bir kurum olarak 1928 yılında Tevfik Sağlam tarafından Etibba Odaları kuruldu. İsmi size biraz yabancı gelse de bugünlerde bu kurumun günümüzdeki adını sıkça duyar durumdasınız: Türk Tabipleri Birliği.

İç yapısı ve son 10 yıllık izlediği siyasetleri bilmeden hakkında fikirler beyaan edilen bu kurumu, bilmeyen arkadaşlara anlatmayı bir görev biçerek bu yazının temellerini atmış olduk.

            TIP FAKÜLTESİNİN EN ZOR SINAVI

Tıbbiyelileri, vatan ve hürriyet fikirlerini, savaşlarda vatan savunmasında aldıkları rolleri açısından kısaca incelemiş olduk.Biraz da 1928 yılında Tıbbiyeliler tarafından temelleri atılan kurulan TTB’nin öyküsünü inceleyeceğiz.

Önce TTB’nin kuruluş amacından bahsedelim. TTB, Türkiye’deki hekimlerin maddi ve manevi haklarını korumak, halk sağlığını koruyup geliştirmek ve sağlık politikalarında hekimlerin ve halkın çıkarını korumaktır. Malumdur, tıp fakültesi zorluklarla baş ederek kazanılır, bitirilir. Fakat bu görevlerden sınava girdiğinde TTB yönetiminin geçer not alamadığını görüyoruz.Çünkü tarihler 24 Temmuz 2015’i gösterdiğinde bu yönetimin önüne “İyi hekimliğin” sınandığı büyük bir sınav geldi. Ve Türkiye’deki en büyük halk sağlığı sorunu (şu an ki TTB yönetiminin teşhisi farklı olsa da) olan terör hastalığıyla karşılaşıldı!
TERÖR HASTALIĞININ TEŞHİSİ

Tıpta “sessiz dönem” diye bir kavram vardır. Bir hastalığın gürültülü bir başlangıç yapmadan etkeninin önce vücutta çoğaldığı,yayıldığı ve dokular arasına sızarak adeta örgütlendiği dönem. Bu dönemin tipik özelliklerinden biri de bağışıklık sisteminin bu etkenlere karşı harekete geçmemesidir. Yıllarca Türkiye “Açılım Süreci” ile bir hastalığın “sessiz dönem”ini yaşadı. Bu hastalığın mikrobu özellikle Güneydoğu’da çoğaldı,yayıldı ve ülkenin dokularının arasına sızdı. Fakat bağışıklık sistemi harekete geçmek istese de engellendi. Ergenekon ve Balyoz Kumpasları ile Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi kurmayları hapislere atılmıştı çünkü! Haliyle vücudun bağışıklığı bir süreliğine baskılandı ve hastalığın etkeni kritik seviyelere ulaşmıştı.

Şimdi sorulması gereken soru şudur: bütün bu hastalık (terör) süreçlerinde TTB Yönetimi neden sessiz kaldı? Hastalığı tanımakta ve tedavi geliştirmekte mi başarısız oldular? Yoksa sağlığını korumakla yükümlü oldukları ülkeye karşı bir kasıtları mı vardı? Bu sorunun cevabını vermeden önce, iki seçeneğin de iddia ettikleri “iyi hekimlik”le bağdaşmadığını söylemek gerekir.

HEKİMLERİ PKK’YA SATMAK

Türkiye’nin hasta edildiği koşullarda teşhisi doğru yapmış olan bir kurum, bağışıklığın üzerindeki baskının halk hareketinin Silivri duvarlarını yıkması sonucu kalkmasıyla doğru tedaviye başlamış oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri 24 Temmuz 2015’te başlattığı PKK’ya yönelik operasyonları ile terör etkenleriyle savaşarak bu hastalığı gerilemesini sağladı. Operasyonların olduğu dönemde başta hekimler olmak üzere tüm Türk milletini yasa boğan bir haber geldi: Diyarbakır’da yol kesip kimlik kontrolü yapmaya kalkan PKK’lı bir grup Dr.Abdullah Biroğul’u uzun namlulu silahlarla aracının içinde katletti!

PKK’ya karşı oluşan öfke bir kat daha büyürken, başta “hekimlerin çıkarlarını temsil etme” amacı güttüğünü belirttiğimiz TTB’den hekimlerle dalga geçercesine bir açıklama geldi. “…mevcut çatışma ve şiddet ortamını tırmandıran herkes Dr. Abdullah Biroğul’un katlinden sorumludur”  Biroğul’un katili PKK’nın adını saklayarak, çatışmaya sebep olan herkes diyerek TSK ile terör örgütünü aynı seviyeye getirip suça ortak etmeye çalışan bu açıklamanın hiçbir yerinde “terör” ve “PKK” kelimelerini bulamazdınız(1). Bu rezaletin ardından Türk hekimlerinden gelen yoğun tepki üzerine açıklama değiştirilerek, Biroğul’un katili PKK’nın adı TTB tarafından söylenmiş oldu. Yaptıkları açıklamada bölgeden terörün temizlenmesinden çok “çatışmaların hemen bitirilmesi” temennisi akıllarda tutalım.

KABARIK SİCİLİN TARİHİ

2006 yılından bu yana başlayan bir zihniyetin son ürünlerinden biri bu sadece. 2006-2008 dönemi TTB Konsey üyeleri, Paris Kürt Enstitüsü öncülüğünde yayınlanan “Türkiye’de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm Çağrısı” başlıklı bildiriye imza verdiler. Bildiride, “PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık sorunları hakkında İmralı’ya bağımsız bir doktor heyeti talep etmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği (TTB) Öcalan’ın sağlık kontrollerini yapmak üzere İmralı Adası’na gitmek için Adalet Bakanlığına başvurdu” ifadesi yer aldı.(2)

Türkiye’nin en fazla sayıda hekimini bünyesinde üye olarak barındıran İstanbul Tabip Odası’nın başkanı Prof.Dr.Selçuk Erez, Evrensel Gazetesine 9 Eylül 2016 tarihinde verdiği röportajda, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrite karşı HDP’nin başlattığı açlık grevine destek açıklamasında bulunarak “Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo’dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” dedi.(3) Başkanı olduğu kurumun amacıyla bağdaşmayan bu açıklaması, “barış” kelimelerini içerse de teröre olan desteği pekiştiriyor.

 

 

TTB’nin 2015’in Ekim ayında yayınladığı “Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde 20 Temmuz 2015 Sonrası Çatışma Döneminde Sağlık Hizmetleri Hızlı Değerlendirme Araştırması” adlı kitapçığında Türk Ordusu ve güvenlik güçlerinin bölgede kasıtlı olarak sağlık emekçilerine şiddette bulunduğunu, sağlık kurumlarına saldırdığını ve ambulanslara ateş açtığını iddia edildi. Şırnak, Beytüşşebap’ta PKK militanları tarafından katledilen ambulans sürücüsü Seyhmus Dursun’un özel harekat polisleri tarafından öldürüldüğü yalanı ortaya atıldı. PKK’ya yapılan operasyonları engellemek için psikolojik savaşta yalanlara başvuran TTB, bölgede güvenlik güçlerinin zulüm uyguladığını söyleyerek hem bölgede PKK saldırılarını meşrulaştırmaya hem de bölgeye dış müdahalenin önünü açmaya çalışıyordu.

 

BİZ BU FİLMİ DAHA ÖNCE DE GÖRDÜK

TTB Merkez Konseyi tarafından 24 Ocak 2018 tarihinde “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur!” başlıklı açıklama sonrası bir kere daha gündeme gelen bu yapı, başta tabip odalarından olmak üzere toplumun birçok kesiminden tepki gördü. PYD/PKK terörüne karşı Afrin’de operasyona başlayan Mehmetçiği arkadan vururcasına, terör etkenleriyle mücadeleyi durdurmak için “savaşa hayır” isteminde bulundu. Yaşanan sorunu bir terör sorunu olarak değil, savaş ortamı olarak gören bu bildiriye Türkiye’deki mevcut 65 tabip odasından sadece 8’i destek verdiğini söyledi. (4)

Ülkemizin ABD destekli teröre karşı başlattığı savaş sırasınca devam eden içi boş “barış istekleri” “savaşa hayır” nidaları sorunun çözümünün önüne taş koymaktan başka bir şey değildir. 24 Temmuz 2015 tarihinden beri bölücü ve gerici terörün üstüne yürüyen TSK, “operasyonlar dursun” “barış istiyoruz” söylemleri ile TTB tarafından durdurulmaya çalışıldı. Terör hastalığının tedavisi, bozgunculukla oyalayarak ertelenmeye çalışılıyordu.  Bu tedavinin kasten engellenmesinin sebebi, operasyonlara karşı direnemeyen PKK’yı kurtarma görevinin TTB yönetimine düşmesiydi.

O TIBBİYELİLERLE BU TTB BİR Mİ?

TTB yönetimini tanımadan yapılan yorumları, salt AKP’ye karşıtlık üzerinden bu yapının savunulduğunu görüyoruz. “Muhaliflik”ve “hekimlik” üzerinden TTB, gerçekliğinden koparılarak bozgunculuğun ve terör seviciliğinin meşrulaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu durumu Yılmaz Özdil’in “Türk Tabipler Birliği” yazısında “reçete yazma yetkisi olmayan devlet yönetiyor, hekim söz sahibi olmasın mı?” gibi sığ bir mantıkla içeriğinden ayrıştırılan bildiri, bir noktada meşrulaşmış görülüyor.

Yazıda devlet yönetmesi örnek gösterilen Refik Saydam’ın gençliğinin vatan savunması için cephelerde geçmesi göz önüne alındığında; böyle bir bildiriyi bırakın yayınlamayı, yayınlanmasına izin verecek midir?

17 yaşında Milli Mücadeleye katılıp Köyceğiz Kuvayi Milliye Komutanı olarak düşman işgaline karşı savaşan Hikmet Kıvılcımlı, haklı savaşları ve milli direnişleri yalanlarla karalamaya çalışanlara ne diyecekti?

“Mandayı ve himayeyi kabul eden siz olursanız, sizi de reddederiz” diyerek Mustafa Kemal’e seslenen Tıbbiyeli Hikmet, acaba bu bildiriye nasıl bakacaktı?

İstanbul Tabip Odası kurucu başkanı olan Tevfik Sağlam, mevkidaşı tarafından terör örgütü liderinin övüldüğünü duysaydı nasıl hissedecekti?

Tarihi bu kahramanlarla dolu olan Tıbbiyeli Geleneği vatan savunmasında ön saflardayken,  tam bağımsız Türkiye’yi kurmaya çalışırken, İngiliz emperyalizmine karşı cephede (ve işbirlikçileriyle kongrelerde ve kitle içierisinde) savaşırken; mevcut TTB yönetimi emperyalizmin bir aygıtı olarak davranırken, ABD’nin karagücüne kalkan olmaya çalışırken bu ikisi nasıl bir tutulabilir?

 

HEKİMLERE GÖREV DÜŞÜYOR

Tabip Odalarına hakim olan bu zihniyet,hekimlerin ve halkın tabip odalarına dair güvenini yıpratıyor, hekimlerin kendi haklarını alacaklarına dair inançlarını sarsıyor.Hekimlerin çıkarlarını savunmayı unutup terör örgütüne kol kanat gerilmesi hekimlerin odalara kayıtsızlaşmasına yol açıyor. Bazı tabip odalarında seçime katılım oranı %15’lere kadar düşmüş durumda! (Yaklaşık 32.000 üyesi olan İTO’nun seçiminde 4.900 oy kullanılması en büyük örneklerden)

Bu tablo terör destekçisi siyasetlere tepki olarak ortaya çıksa da olmasını istediğimiz bir durum değil. Hekimlere değil “Kobane’ye sahip çıkalım” (5) diyen TTB’ye böyle tavır almaktansa, sandıklara gidip odalara sahip çıkmak esas olmalı. Bu senenin bahar aylarında oda seçimleri olacak; Türkiye’nin dört bir yanındaki tabip odalarında vatansever adaylara, ülkenin birliğini savunan gruplara oy ve destek vermek görevi hekimlerin önünde duruyor. Türk hekimlerin ve Türk milleti ile dalga geçercesine, bu ülkenin kuruluşunda büyük fedakarlıklarda bulunan Tıbbiye Geleneğinin aşağılarcasına eylemlerde bulunan TTB yönetiminden kurtulmanın ve hekimlerin çıkarlarını koruyacak odaların emperyalizmin taşeronlarına kalkan olmaktan kurtarmanın tek yolu budur.

 

 

KAYNAKÇA:

oncugenclik.org.tr, 7.2.2018

Paylaş: