Aykut Diş yazdı: “Kırmızı Başlıklı HDP”

Aykut Diş yazdı: “Kırmızı Başlıklı HDP”

Bir zamanlar “masum mu masum” bir parti varmış. Halkların Demokratik Partisi (HDP). Annesi ona kırmızı başlıklı bir pelerin almış. HDP bu pelerini çok seviyormuş ve nereye giderse gitsin onu giyiyormuş. Bu nedenle de herkes ona Kırmızı Başlıklı HDP diyormuş. Bir gün Kırmızı Başlıklı HDP sepetindeki “demokrasi”, “barış” ve “özgürlük” gibi kavramlarla meclise doğru giderken kötü kalpli, büyük gözlü, kocaman ağızlı ve sivri dişli PKK karşısına çıkmış ve…

Hollanda’da BBC Türkçe’ye konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ilginç bir yorumla ‘PKK’nın HDP’yi baraj altında bırakmak istediğini’ söyledi* ve yukarıdaki hikayeyi yazdı.

Evet, bu hikayeyi Kemal Kılıçdaroğlu yazdı.

Bir hafta önce açıkça HDP’nin PKK’yla olan ilişkilerini kastederek ‘amasız, lakinsiz bütün partiler terör örgütleriyle aralarına mesafeler koymalıdır’ demişti. Dünse söylediklerinin tam tersini, akla mantığa uymayacak bir çıkarımla ifade etti.

Kemal Kılıçdaroğlu kurduğu tutarsız ve mantıksız cümleyle HDP’yi “Kırmızı Başlıklı Kız” yaptı.

Tutarsızdı, çünkü bir hafta önce dünkü vurgusunun tam zıttını iddia etmişti.

Mantıksızdı, HDP ve PKK arasındaki ilişki Sayın Kılıçdaroğlu’nun CHP ile arasında kurduğu ilişkiden daha ileri boyuttaydı: HDP ve PKK, sağır sultanın da bildiği üzere her düzlemde birbirini tamamlayan, masumlaştırılamayacak ve ayrıştırılamayacak bir bütündü.

Çelişik ifadeler ve akıl dışı yorumlar yalnızca Kılıçdaroğlu’yla ve CHP’yle sınırlı değil elbette. Ne ilktir; yakın zamanda ne de son olacaktır, ama nihayet son bulacaktır. AKP, HDP ve MHP de bütün gövdeleriyle bu klasmanda yerlerini alıyorlar. Birbirlerini aratmazlar. Eminiz, geçmiştekiler de (ANAP’ı, DYP’si, Refah’ı, DSP’si…) geride kalmazlardı, kalmadılar da.

Düzen siyasetinin çıkmaza girdiği, söyleyeceklerinin bittiği yerde programsızlık ve çözümsüzlük bütün çıplaklığıyla kendisini gösteriyor. Böyle zamanlarda fena halde bağımlılıktan kaynaklı bir düzen siyaseti geleneği olan tutarsızlık ve mantıksızlık zirveye ulaşır. Nitekim, CHP’li Özgür Özel’in “Bismillah” açıklaması** ve yine Kılıçdaroğlu’nun ‘seçim güvenliğini en iyi din adamları sağlar’ açıklaması*** da bunu gösteriyor.

1 Kasım seçimlerine doğru giderken Türkiye’nin, insanının bilinciyle ve vicdanıyla oynandığı bu tahribat döneminden çıkabilmesinin yolu öncelikle düzen partilerinden kurtulmaktan geçiyor. Çünkü, bu çözümsüzlüğün yerine neyin, nasıl ve kiminle konacağı artık en yakıcı meseledir.

Engels, Anti-Dühring’te özgürlüğü zorunluluğun kavranması olarak tarif ediyor.****

Birinci zorunluluk, bu ikiyüzlülük düzenin artık böyle gitmeyeceğidir.

İkinci zorunluluksa, seçim sonuçları ne olursa olsun aydınlanmadan, emekten, üretimden, birlikten ve bağımsızlıktan yana olmayan hükümetlerin ya da partilerin Türkiye’yi yönetemeyecekleridir.

İşte topyekün aklın, vicdanın ve milletin özgürlüğü bu zorunlulukların kavranmasından geçiyor.

Vatan Partisi, Türkiye’nin bütün zorunluluklarını kavrayabilecek bir seçenek olarak 1 Kasım seçimlerine 550 milletvekili adayı ile bütün seçim çevrelerinde “Böyle Gitmez!” sloganıyla giriyor.

Bütün kullanışlı ve kullanışsız sistem partileri miatlarını doldurmuşken, insanla ve doğayla alay eden bu düzen değişmeli!

Bu ülkenin birliği, değerleri ve insanı bütün yüzdelik hesaplardan daha değerlidir!

Aykut Diş

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kemal-kilicdaroglu-pkk-hdp-yi-baraj-altinda-birakmak-istiyor-h76140.html
** http://haber.sol.org.tr/turkiye/chpli-ozel-her-chpli-evinden-besmeleyle-cikar-130724
*** http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/din-adamlari-secim-guvenliginin-garantisidir-943855/
**** Anti Dühring, sf.184

Paylaş: