Ana Sayfa Yazılar ÖZGÜR BURSALI YAZDI: KAVUĞUN SON HAZİN DURAĞI

ÖZGÜR BURSALI YAZDI: KAVUĞUN SON HAZİN DURAĞI

415

Özgür Bursalı/Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı

Geçen günlerde, geleneksel Türk tiyatroculuğunun, Hasan Efendi’den bu yana, çok özel bir simgesi olarak kabul edilen kavuğun Rasim Öztekin’den, Şevket Çoruh’a devredilişini izledik. Kavuk, Türk tiyatrosunun karakterini, kültürünü, mirasını taşıması bakımından herkesin ortaklaştığı bir sembol. Kavuk, Hasan Efendi’den İsmail Dümbüllü ustaya, ardından Münir Özkul ustaya, sonrasında Ferhan Şensoy ustaya ve son olarak Rasim Öztekin’e devrolmuştu. Kavuğun Rasim Öztekin’den Şevket Çoruh’a devredilmesi, devrediliş biçimi, kavuğun yeni sahibi pek çok tartışmayı önümüze getirdi.

NAYLON TORBADAKİ KAVUK NEREDE?

Devir teslim töreni, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin sponsorluğuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yapıldı. Törende etkinliğe katkı sağlayan Ekrem İmamoğlu oturdu. Sosyal medyada, internet sitelerinde kavuktan çok İBB’nin katkıları konuşuldu, parlatıldı.

Bir önceki kavuk devir teslim törenine Ses Tiyatrosu’nda katılmıştık. O salondaki mütevazılığın ihtişamını unutmak mümkün değil. Büyük usta Münir Özkul’un kavuğu bir naylon torbada teslim ettiğini, teslim alan Ferhan Şensoy’dan öğrenmiştik. Dümbüllü de aynı kavuğu bir tiyatro oyunu sonrası kulise gelip vermişti Münir Özkul’a. Bugünkü kavuk devir teslim töreninin, İBB’nin ve Ekrem İmamoğlu’nun bir reklam kampanyasına malzeme edildiğini görüyoruz. Tiyatro, “sponsorunun” tanıtım aracına dönerse, tiyatro olmaktan çıkar. Sponsorunun iklimine dönüşür. Bu yüzden Münir Özkul’un Ferhan Şensoy’a uzattığı o naylon torbada sadece kavuk değil, Türk tiyatrosunun ve tiyatrocusunun karakteri, sadeliği, gösterişten ve reklamdan uzak yaşam biçimi ve bunların biriktirdiği mutluluklar vardı.

Kavuğun teslim ediliş biçimi bir yana, kavuğun kimliği açısından da yeni durumu değerlendirmek gerekiyor. Kavuk, Türk tiyatrosunu sırtına alacak, ileri bir seviyeye taşıyacak aynı zamanda muhalif olacak bir komiğe devredilir diyor Ferhan Şensoy ve ustaları.

Buradaki “muhalif” tanımı bugünkü anlamını taşımıyor.

Örneğin Ferhan Şensoy bir muhalifti. Özal’a itiraz ediyordu, yani Amerika’ya. Türkiye’nin esir edilmesine muhalefet ediyordu. Anti emperyalistti, cesurdu. Bugünkü “sınır tanımayan muhaliflerin” sus pus olduğu en zorlu dönemlerde, Aydınlık Gazetesi’ndeki yazılarını unutmak mümkün mü? Yine üstün yaratıcılığı, hayran kaldığımız zekâsı, eserleri, devrimci tavrı ve aydın sorumluluğuyla birlikte… Bu açıdan kavuk bir kimlikti.

Şimdi kavuğu teslim alan Şevket Çoruh’un Kadıköy’de bir tiyatro sahnesi var. Tiyatro için emekleri mutlaka vardır. Ancak daha çok dizi oyunculuğuyla, on beş yıldır süren Arka Sokaklar’daki rolüyle tanınıyor. Bir de meşhur olan, ilginç gülüşü… Ferhan Şensoy usta, kavuk kendisindeyken yaptığı bir konuşmada, “kavuğu dizi oyuncusuna devredemem, Hasan Efendi’nin Dümbüllü’nün kemikleri sızlar” diyordu. Biz bu kısmı, Rasim Öztekin’in tercihini de geçelim. Şevket Çoruh’un sahnedeki niteliğini ve özelliğini değerlendirmeyi izleyicilerin takdirine ve ustalara bırakalım.

YENİ MODA: TÜRKİYE’YE MUHALEFET

Şevket Çoruh kavuğu teslim aldıktan sonra, “muhalif” olduğunu kanıtlamak üzere kurulu bir konuşma yaptı. Cebin çıkardığı kâğıttan okuyarak yaptığı konuşmasına gülünmeyen esprilerini de serpiştirdi. Hem komik hem muhalif olmalıydı. Kural buydu. Ancak ikisi de olamadı. Tek ve gerçek bir muhalefet vardı; o da Türkiye’ye muhalefet. Sistemin sanatçısı, sistemle çatışması varmış gibi davranıp, güya kafa tutup sisteme karşı bir racon geliştirecektir. “Hak, hukuk adalet,” sisteme karşı en popüler kafa tutma argümanıdır.

Türkiye’de adalet yok, hukuk yok diye başladı konuşmasına. Tiyatrocuların “sahnelerde değil, mahkeme salonlarında arz-ı endam” ettiğinden bahis açtı. Modayı yakalamıştı. Cezaevindekilere özgürlük konuşması yapılıyordu adeta. Demirtaş’ı saymazsak, hapishanede bir “tiyatrocu” da yoktu.

KADIKÖY’ÜN ENTELEKTÜEL MEVZİLERİ

Şevket Çoruh’un konuşmasında vatan yok, Mehmetçik yok, Türkiye’nin gerçekleri yok. ABD’ye karşı savaş yok, vicdan yok. Ama muhalif olmanın ona verdiği görevler var. Hal böyle olunca, pek muhalif tiyatrocu, bu kelimelerini ağzına alamıyor, alamaz da. Çünkü Kadıköy’ün entelektüel mevzilerinde bu kelimeler kapı dışarı edilir, horlanır. Kaba bulunur. Pek tabii adalet, hak, hukuk gibi moda muhalefet kavramları sırça köşklerin tepelerinde beyefendilerin teninde tatlı bir rüzgâr gibi eser. Amerikan suflörleri “adalet” diye fısıldar, onlar da oynar. Yine dizi setlerinden HDP-PKK listelerinden meclislere fırlayan Barış Atay’ın bu konuşmayı en önde alkışlaması da anlamlıdır. Kime hukuk, kime adalet? Hapishanede kimler var? Yanıtını bütün millet biliyor.

SANATÇININ TOPRAĞI

Peki bu tiyatroculuk, milletimizin yüreğine değebilir mi? Estetiğini, yeteneklerini, güzelliklerini Türkiye’nin verdiği savaşa sürmeyen sanatçı, bu milletin sanatçısı olabilir mi? Fikret Otyam kimlerin gözlerini çizdi, Levent Kırca kimin sesi oldu, Hüseyin Haydar hangi toprağın şiirlerini yazıyor? Hepsinin eserlerinde bu savaşı verenlerin, milletimizin alın teri var. Genel Başkanımız Doğu Perinçek, sanatçı ve vatan ilişkisini “Ağıtlar toprak üzerinde yakılıyor, gözyaşları o toprağa damlıyor, yetimler, topraktan yetim oluyor, ırmaklar toprağı yararak akıyor.” cümleleriyle anlatıyor. Çünkü toprakta gönül var, emek var, vatan var. Sanatçının önce toprağı olacak.

ERKAN YÜCEL’İN RÖMORKU

Sanatçı nerede mevzilenecek? Soru budur. Kavuğun, sahne dekorunun, perdenin, tiyatronun değerini bu sorunun yanıtı belirler. Erkan Yücel’in köy köy gezerek traktör römorkundan oluşturduğu sahnesi, bu yüzden dünyanın en kıymetli sahnesidir. Çünkü en gerçekçi mevzidir. O traktör sahnesinde vatan vardır, emek vardır, halka ve hakikate bağlılık vardır, devrimcilik vardır. Sponsoru da halktır. Dizi setlerinden fırlayan “adalet çağrısı” da bir tercihtir ve kıymeti bellidir. Orada samimiyet yoktur, sahte alkışlar vardır.

Kavuk büyük ustaların ardından Münir Özkul, Ferhan Şensoy ustaların ellerindeyken kavuktu. O Kavukta bastığımız toprağın kokusu vardı. Tiyatronun tertemiz aşkı ve karakteri vardı.

Umarız bu büyük geleneğin simgesi, yeniden özüne kavuşur.

Yoksa “Arka Sıradakilerin” alkışlarıyla, “Arka Sokaklar’da” kaybolup gidecek.

Kim bilir, belki kavuk başa geçince, baş akıllanır. Şevket Çoruh, çevresinin ona yüklediği misyondan değil, toprağından güç alarak tiyatro yaşamına devam eder, Türk tiyatrosunu başka bir noktaya taşır, kavuğun kerametini keşfeder, verdiği emek değerlenir, biz de mutlu oluruz. Ancak kavuk gitse de Erkan Yücel’den miras Traktör Römorku var. Hala ilk günkü gibi sağlam. Şimdi pasları da siliniyor. Tekerlekler yeniden dönecek. Çünkü Türkiye ayağa kalkıyor.