Türk ve Kürdü Birlikte Örgütleme Projesi

Doğu PERİNÇEK

TEORİ DERGİSİ – HAZİRAN 2000

I. DURUM

İki karşıt program ve iki karşıt örgütlenme modeli

Bugün gelinen noktada, Kürt sorununda iki program karşı karşıyadır.

Batı’nın programı ve siyaseti, “Kürtlere özgürlük” yaftası altında, Türkiye’ye karşı
bölücü tehdidi canlı tutmak, Kuzey Irak’taki kukla devleti inşa etmek, Türkiye’ye “kriz
bölgelerine müdahale gücü” misyonunu dayatmada bu tehditten yararlanmak ve ihtiyaç
duyduğu zaman Kürt ayrılıkçılığını silahlı bir tehdit unsuru olarak harekete geçirmektir.

ABD ve Avrupa, sözüm ona “Kürtlere özgürlük” programında birleşmekle birlikte,
Ortadoğu’da rekabet halindeler; aralarındaki çelişmeler de dikkate alınmalıdır.
Türkiye’nin Cumhuriyet Devrimi kuvvetlerinin programı ise, Atatürk’ün önderliğinde
kurulan ulusal ve üniter devlet çerçevesi içinde, Kurtuluş Savaşı döneminin çözümünü hayata
geçirmek ve böylece Türk-Kürt kardeşliğini ve birliğini sağlamlaştırarak, Batı’nın soruna
müdahale olanaklarını daraltmaktır.

Bu iki program, iki karşıt örgütlenme modeline denk düşmektedir.

Batı devletleri ve işbirlikçileri, Kürdistan Teali Cemiyeti modelim dayatıyorlar. Bu
anlayışa göre, Kürt halk kitleleri Türklerle birlikte aynı partide örgütlenemez; PKK şu veya
bu biçimde yasallaştırılmalı ve tepeden denetim altında tutulmalıdır. Kürt halkı ayrı siyasal
partide örgütlenerek Batı’nın denetiminde kalmalıdır.

Türkiye’nin ulusal güçlerinin Türk-Kürt kardeşliğini esas alan örgütlenme modeli ise,
milliyetlere göre örgütlenmeyi reddediyor; Türk ve Kürdü birlikte örgütlemeyi savunuyor.

Ayrı örgütlenme, bugün Türk ve Kürdün siyasal partisini birbirinden ayırmaktadır;
böylece yarın devlet olarak birbirinden ayırmanın zeminini korumaktadır. Ayrı örgütlenme
modelinin hiçbir ilerici ve özgürlükçü mantığı yoktur. Bu modelin doğal sonucu ayrı devlettir.
Nitekim hem Kürdistan Teali Cemiyeti ve hem de PKK tecrübeleri, ayrı partilerde örgütlenme
ile ayrı devletlerde örgütlenme amacı arasındaki bağı ortaya koymuştur.

Günün gerçeği: Irk ve mezhep temelinde örgütlenme

Kurtuluş Savaşı’nın hemen başında Atatürk, Türkleri ve Kürtleri Müdafaai Hukuk
Cemiyeti’nde birlikte örgütlemeyi başardı(1) İngiliz emperyalizminin desteklediği Kürdistan
Teali Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı’nın daha başında etkisiz hale getirilmişti. Bugün ise, durum
ne yazık ki tersinedir: Batı güdümlü hükümetlerin 25 yıldır izledikleri politikaların sonucu,
halen zayıf durumda olan, birlikte örgütlenme modelidir. Küçük Amerika rejimi ve onun gizli
hükümeti olan SüperNATO, Türk ve Kürdü birlikte örgütleme çabasını, çeşitli yöntemlerle
baltalamış, Kürtlerin ayrı partide örgütlenmesini desteklemiştir. ABD ve Avrupa, Türkiye’yi
18 Nisan 1999 erken seçimine sürüklerken, Güneydoğu belediyelerini kendi müdahale üsleri
haline getirmeyi de amaçlamışlardı. Bu tehlikeye, erken seçim öncesinde, İşçi Partisi ısrarla
işaret etmiş, ancak ABD’nin etnik ve mezhepsel ayrılıkçılığı güçlendiren erken seçim
projesinin önüne geçilememiştir.

Şimdi sorun, Türk ve Kürdü aynı partide birleştirmektir. Bunun zor olduğu doğrudur.
Çünkü arkada kalan dönemde, ne yazık ki, Türkiye’nin milliyet ve mezhep haritası ile
partileşme ve seçim haritası üst üste oturtulmuştur. Sistem, Kürt yurttaşlarımızın çoğunluk
olduğu bölgelerde Batıcı Kürt milliyetçiliğini, Orta Anadolu’da ve bütün Türkiye’de ise
bağnaz Türk Milliyetçiliğini güçlendirmiştir. Türkiye halkını ırkçılık ve mezhepçilik
temelinde örgütlemeyi teşvik eden emperyalist politika başarı kazanmıştır. Bu nedenle Türk
ve Kürdü aynı partide örgütleme görevini yerine getirmek için, varolan durumun
değiştirilmesi gerekiyor. Statükoyu değiştirmek zordur, ancak mümkündür ve başka çaresi de
yoktur.

Birlikte örgütlenmenin karşısındaki etkenler

1. ABD’nin Kuzey Irak’taki kukla devin girişimi: PKK’yı yasallaştırma çabaları ve ayrı
örgütlenmeyi desteklemesi: Kuzey Irak’ta fiilen kurulmuş olan kukla devlet, halkta Türkiye
dışı beklentileri ve dolayısıyla ayrı örgütlenme eğilimini güçlendirmektedir. Buna bağlı
olarak, ABD’nin PKK’yı yasallaştırma çabaları, birlikte örgütlenmenin karşısında engel
oluşturuyor.

2. Avrupa Birliği’ne aday üyeliğin, devlet katında ve yurttaşların bilincinde yarattığı
bölünme: Avrupa Birliği’ne üyelik, Güneydoğu bölgesinde. “Apo’nun dayatması” ve “PKK’nın
zaferi” olarak değerlendirilmiştir. Kürt halk kitleleri, Avrupa’ya aday üyelikle birlikte yüzünü
daha belirgin biçimde Batı’ya dönmüş, çözümleri ABD ve Avrupa merkezlerinden istemeye
başlamıştır. Bizzat Ankara hükümeti ve holding medyası, Kürt yurttaşlarımızın beynine “artık
başkentimiz Brüksel’dedir” bilincini yerleştirmektedir. Böylece Türk ve Kürdü birlikte
örgütleme modeline de darbe indirilmiştir. Çözümün Avrupa’da olduğu safsatasının
yayılması, Kürt yurttaşlarımız arasında, Türkiye halkıyla değil, Avrupa ile bütünleşme
eğilimini besliyor.

3. Washington güdümlü iktidarların, SüperNATO’nun ve MİT’in Kürtleri ayrı
örgütleme ve tepeden denetleme politikası: 1980 öncesinde SüperNATO ve MİT, ayrılıkçı
şiddeti kullanarak, Güneydoğu bölgesinde Türk ve Kürdü birlikte örgütleyen Türkiye İşçi
Köylü Partisi (TIKP)’ni ve diğer sol örgütleri şiddet yoluyla tasfiye etti. Böylece bölgede
birlikte örgütlenme çabalarına ağır bir darbe indirildi ve ayrılıkçı şiddetin önü açıldı.
“Ayrılıkçı örgütü tepeden denetliyoruz” gerekçesiyle kabul ettirilen bu uygulama, Turgut Özal
döneminde yeniden sahnelendi. Özal, 1991 seçimi öncesinde, Siyasi Partiler Kanunu’nda,
devletten parasal yardım alan partiler listesine yalnız HEP’i ekleyen değişiklik yaptı. Seçime
katılan İP’ye (o zaman SP) devlet yardımı yapılmazken, seçime katılma hakkını elde etmeyen
HEP’e devlet yardımı yapıldı. Arkasından devletin SHP ile HEP (aslında PKK) arasında
seçim ittifakı öngören uygulaması sahneye kondu. Daha vahimi, Sosyalist Parti’nin (İşçi
Partisi) bölgede Türk-Kürt birliğini ve kardeşliği savunan önderleri, SüperNATO tarafından
öldürtüldü.

1991 yılı Aralık ayında yapılan belediye seçiminde Silopi’de PKK’nin desteklediği
aday, 2100 oy alarak seçilirken, İşçi Partisi adayı tehdit ve baskılara rağmen, 1400 oy almıştı.
Kardeşlik yönündeki bu gelişme, hem devlet tarafından hem de PKK tarafından bastırıldı;
birlikçi çözüm iki ateş arasında kaldı. Bugün SüperNATO ve MİT’in hâlâ ayrı örgütlenmeyi
desteklediği görülüyor.

4. Batı işbirlikçilerinin parti girişimleri: Arkada kalan dönemde sırasıyla HEP, DEP,
ÖZDEP, H ADEP gibi partiler, Kürt halk kitleleri içinde destek bulmakla birlikte, Kürt partisi
fikri, Türkiye’de kabul görmedi. Bu girişimlerin çözüme hizmet etmediği görüşü, Kürt
yurttaşlarımız içinde de güçleniyor. Bu nedenle, Batı işbirlikçileri, bu kez “Türkiye partisi”
adı altında, ancak yine Kürt eksenli partiler kurmak için harekete geçirildiler. Birkaç girişim
var. Dikkat edilirse, geçmişte kötü sınav vermiş bazı Kürt aydınları ve politikacıları, yine ön
plandadır. Bazı Batı işbirlikçileri ve ajan karakterdeki dönekler ve kozmopolit entelektüeller
de onlarla birliktedir. Bu çabaların arkasında ABD ve Avrupa’nın bulunduğu apaçık ortadadır.
Bu girişimler, bölücü bir rol oynuyor ve Batı senaryolarına hizmet ediyor.

5. Uyuşturucu çeteleri ve çürüme: Küçük Amerika rejiminin Türkiye ekonomisini
eroine bağımlı hale getirmesi sonucu, uyuşturucu kazancına bağımlı kesimler oluşmuştur.
Bazı ilçelerin ekonomisi önemli ölçüde uyuşturucu geliriyle ayakta duruyor. Bu durum,
toplumda gittikçe derinleşen bir çürüme ve yozlaşmaya neden olmaktadır. Uyuşturucu işi
yapan çeteler ve çevreleri, Türk düşmanlığının merkezinde yer alıyorlar ve
Amerikancı/Avrupacı çözümleri destekliyorlar.

6. Yobazlık, tarikat ağı, aşiret ilişkileri ve koruculuk: Bölgedeki Ortaçağ ilişkileri ve
irtica örgütlenmesi, hem bölge halkını bölüyor; hem de Türk-Kürt birliğini baltalıyor.
Hizbullah, Fethuilahçılık, Nurculuk, Nakşibendilik, gibi tarikat ve örgütlenmeler, yobazlığı
yaymakta ve halkı tarikat ağına hapsetmektedir Koruculuk da bu toplumsal ilişkilere ve
dinciliğe dayanmaktadır. Özellikle 26 Haziran 1986 günü toplanan Atatürk Kültür Dil ve
Tarih Yüksek Kurulu’nun Türk-lslam sentezini kabul eden bir milli kültür politikası
kararlaştırması üzerine, devlet, bölgede açıkça Şeriatçı propaganda yapmıştır. 12 Eylül
rejiminin “din yapıştırıcıdır” politikası sonucu, yobazlık ve tarikatçılık güçlendirilmiştir.

7. Kürt halk kitleleri içinde sürekli yaydan Atatürk düşmanlığı: 12 Eylül rejimi ve
Özal-Çiller yönetimleri, irtica, tarikatlar, uyuşturucu çeteleri, Batıcı Kürt milliyetçiliği,
neoliberal aydınlar, hep birlikte, bölgeye Atatürk düşmanlığını yerleştirdiler. Atatürk, “AntiKürt”
diye tanıtıldı. Türk düşmanlığı ile Atatürk düşmanlığı el ele yürütüldü. “Küçük
Amerika” rejimi, “Kürtler Atatürk’ü sevmez ve Kürtlere Atatürk’ü sevdirme olanağı yoktur”
önyargısıyla, daha doğrusu bahanesiyle dinci ideolojiye sarılmıştır. Dincilik, her zaman ve her
yerde Atatürk düşmanlığını beslemiş ve büyütmüştür. Bu ideolojik atmosfer, Türk-Kürt
birliğine büyük zarar veriyor.

Birlikte örgütlenme eğilimini güçlendiren etkenler

1. PKK’nın silahlı pratiğinin çıkmaz olduğunun görülmesi: PKK deneyimi, Ezilen
Dünya ülkeleri içindeki milliyet sorunlarım silahla çözme girişimlerinin kaçınılmaz olarak
emperyalizme yaradığını bir kez daha kanıtlamıştır. Öte yandan sürekli şiddet ortamı, bölge
halkını yıprattı ve bezdirdi. Kürt sorununda şiddet yoluyla bir sonuca ulaşılamayacağı
özellikle Apo’nun yakalanmasından sonra daha açık olarak ve daha geniş kitleler tarafından
görüldü. Halk, huzur ve barış istiyor. Halkın bu talebi, doğru politikalar izlenirse, birlikte
örgütlenmenin güç kaynağı olur. Burada kritik sorun, barışı getirecek kuvvetin kim olduğu
konusunda, halkın kafasında oluşacak cevaptır. Barış, Batı’dan beklenirse, ayrı örgütlenme
eğilimi güçlenecektir. Barış ve huzur, Türkiye’den beklenirse, birlikte örgütlenme eğilimi ağır
basacaktır.

2. Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda daha olumlu bir havanın yayılmaya başlaması:
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halka karşı yumuşak yaklaşımı, özellikle Botan diye anılan Irak
sınırındaki bölgede, birlikten yana, olumlu eğilimleri geliştirmektedir. Alevi Kürtlerin
yaşadığı bölgelerde ise, 28 Şubat nedeniyle Ordu’nun itibarı yükselmektedir.

3. Hizhullah’a karşı yürütülen operasyonun yarattığı ferahlık: Hizbullah’ın üzerine
yürünmesi, şeriatçı terörden bunalan kesimlerde birlik yönündeki eğilimi güçlendirdi.

4. Apo’nun Kemalist Devrimi, Atatürk’ü ve Türk-Kürt birliğini savunan açıklamaları,
Kürt milliyetçiliğinin ideolojik-siyasal iflasını belgeledi ve halk içinde olumlu etkide bulundu:
Apo’nun bu yöndeki savunmaları, yer yer “taktik” diye açıklanmakla ve inkâr edilmekle
birlikte, halk kitleleri arasında birliğe hizmet eden etkilerde bulundu. Bölgeden alınan
bilgilere göre, Apo, barışçı ve birlikten yana sözleri nedeniyle bugün daha çok tutuluyor. PKK
Başkanlık Konseyi’nin Apo’dan ayrı bir çizgi içine girmemesinde, halkın pratik sağduyusunun
belirleyici olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır. Halk, yeniden şiddet yolunu
açabileceğinden kuşkulandığı eğilimlere uzak durmaktadır.

5. İşçi Partisi’nin program ve politikalarının haklı çıkması. 1990 öncesinde 2000’e
Doğru dergisinin halk üzerindeki baskıları eleştiren yayınları, İşçi Partisi’nin Kürt kitleleri
üzerindeki baskıları göğüsleyen ve sorunu kardeşlik ve birlik yönünde çözmeye yönelen
mücadelesi ve programları, bölgede kuvvetli izler bırakmıştır. Sosyalist Parti’nin (İşçi Partisi)
1990 yılında bölge kentlerinde, “Karpuz ekmeyin, cesaret ekin” diyerek yaptığı konferanslar,
ilk Nevruz kutlamaları ve Doğu Perinçek’in 1991 Genel Seçiminde Liderler Açık
Oturumu’ndaki konuşmaları hâlâ konuşulmaktadır. Sosyalist Parti (İşçi Partisi)’nin 1991 genel
seçimlerindeki mitingleri, bölge tarihinin en kitlesel gösterileri olmuştur.

Öte yandan İşçi Partisi, Batı ülkeleriyle işbirliğini ve Türk-Kürt boğazlaşmasına
hizmet eden uygulamaları mahkûm ederek de halk kitlelerinin güvenini kazanmıştır. İşçi
Partisi’nin Hizbullah’ı daha 1992’de açığa çıkarması ve Hizbullah terörüne göğüs germesi de,
bölgede unutulmuş değildir.

Şiddetin inişe geçmesinden sonra bölge halkı, İşçi Partisi’nin haklı çıktığını ve
gerçekleşebilir çözümler savunduğunu konuşmaya başlamıştır. Bölgede İşçi Partisi’nde
örgütlenme talebi gelişmektedir. Kurtuluş Savaşı’nın çözümlerinin güncelleşmesiyle birlikte
İşçi Partisi’nde örgütlenme eğiliminin daha da güçleneceği görülüyor. İşçi Partisinin,
bölgedeki imajı, Türk-Kürt birliği ve kardeşliğiyle özetlenmektedir. İşçi Partisi’nin bölgede,
Batı’lı emperyalistlere karşı kesin tavır alması, Atatürk düşmanlığına karşı açık mücadele
yürütmesi ve Kürt meselesini özellikle son on yılda Atatürk’e dayanarak anlatması da, olumlu
bir etkendir. Bu kararlı çizgisi nedeniyle uğradığı baskılar, İşçi Partisi’ne halk kitleleri içinde
güven ve itibar kazandırmıştır.

II. BİRLİKTE ÖRGÜTLENME İÇİN POLİTİKA VE ÖNLEMLER

1. Belirleyici etken: ABD ve Avrupa çözemez, Türkiye çözer

Kürt yurttaşlarımızı Türk kardeşleriyle aynı partilerde birlikte örgütlemek için,
çözümün Türkiye’den geleceği kanısının yerleşmesi şarttır ve belirleyicidir. Halk önderleri ve
emekçi kitleler, Kürt sorununu ancak Türkiye halkıyla birlikte çözeceğini anlayınca, yüzlerini
Ankara’ya çevireceklerdir. Yok eğer, çözüm merkezinin Washington veya Brüksel olduğu
kanısı güçlenmeye devam ederse, ayrılıkçı eğilim kuvvet toplayacaktır. Bu nedenle
Cumhuriyet Devrimi kuvvetleri ve İşçi Partisi, Kürt halkına, “Senin sorunlarını biz çözeriz,
sana özgürlük ve refah sağlayabilecek biricik güç, Türkiye’dir” mesajını lafla değil, fiilen
vermelidir.

Türkiye, ulusal devletini ve bütünlüğünü korumak için, Avrupa rüyasından artık
uyanmalıdır. Ulusal devleti koruyacak mıyız, yoksa Avrupa’nın egemenliği altına mı
gireceğiz, bu soruya kimseyi kandırmadan açık ve kesin bir cevap verilmesi gerekiyor. Hem
ulusal devlet, hem Avrupa Birliği olmaz! Avrupa Birliği olacaksa, yeni Sevr planı da kabul
edilecektir. Avrupa kapısında Türkiye’nin önüne konan şartname budur. Bugün Türkiye,
Avrupa kapısında denetim altına alınmakta ve yurttaşlarının ulusal bilinci parçalanmaktadır.
Beyinlerin bir köşesinde ulusal devlet bilincinin kalıntıları durmakta, ancak beynin
başköşesini Avrupalı olma bilinci işgal etmektedir. Kürtlerde bu süreç, çok daha hızlı
yaşanmaktadır.

Bu durumda Türkiye, Avrupa kapısında yalnız zaman kaybetmiyor; ulusal birlik
bilincini de kaybediyor. Bugün derhal yapılacak tek bir iş vardır: Türkiye, Avrupa Birliği’ne
aday üyelikten vazgeçtiğini ilan etmeli ve Kemalist Devrim’le kurduğu ulusal devlet projesini
tamamlamak için, “Türk ve Kürt tekmil milleti” birleştirme ve seferber etme pratiğine
girmelidir. Kendi Kürdümüze özgürlük ve esenliği, Batı’nın değil, ancak ve ancak Türkiye
ulusal devletinin verebileceğini kanıtlayan uygulamalara geçilmelidir.

2. Kürt halkını ulusal-devrimci tarihle buluşturmak

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki sınanmış çözümünün hayata geçirilmesi, Kürt
halkını aynı zamanda Türkiye’nin ulusal-devrimci tarihiyle buluşturacaktır. Bu, canalıcı
önemdedir. Çünkü ulusal birlik, aynı zamanda tarih birliğidir. Atatürk, ‘Türkiye
Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” saptamasıyla ulusal-devrimci
tarihimizin, Türk-Kürt hepimizi kucaklayan temelini belirlemiştir. Bu temel, Cumhuriyet
Devrimi’dir. Atatürk de o devrimin önderidir. Bu nedenle, Kürt halk kitlelerinin, Kurtuluş
Savaşı’ndaki silah arkadaşlığına, Türk ve Kürdün ortak şehitliklerine, ortak Cumhuriyet
kuruculuğuna sahip çıkması, ortak ulusal kültürün en temel unsurlarıdır. ABD işbirlikçisi
iktidar sahipleri, son elli yıl içinde bu ulusal-devrimci bilinci sürekli tahrip etmişler, Kürt halk
kitleleri içinde ortaçağ ideolojisini ve tarikatları güçlendirmişler, Atatürk düşmanlığı
yaymışlardır. Sonrada kendi elleriyle yarattıkları bu tabloyu göstererek Kürt halkına Atatürk’ü
sevdirmenin mümkün olmadığını, bu nedenle Kürtlerin yaşadığı yerlerde başka yapıştırıcılar
bulmak gerektiğini öne sürmüşlerdir. ABD güdümlü “Kürt Partisi” projeleri, hep bu
gerekçelerle tezgâhlanmaktadır. Bugün birliğin karşısındaki önemli ideolojik engellerden biri
de bu tutumdur. Oysa, Türk-Kürt birliği, öncelikle halkın bilincinde yaratılacaktır. Kurtuluş
Savaşı, Cumhuriyet Devrimi, Atatürk; bu bilincin tarihsel dayanaklarıdır. Türkiye halkı,
devrimci tarihinde birleşerek, geleceğini de birleştirir ve sağlam temellere kavuşturur. Bunu
yapmak zor olabilir, sabır ve kararlılık gerektirebilir; ancak Türkiye’nin geleceğini kurtaracak
başka çare yoktur.

Irkçı boyutlardaki Türk ve Kürt milliyetçiliği, halk kitlelerinin ruh halini birbirinden
kopardı, halkımızı iki farklı yöneliş içine soktu. Bu nedenle Türkiye’nin kültürel ve ideolojik
sorunu önümüzdeki dönemde, bir yandan ortaçağ ideolojisinden kurtularak laikleşmektir; Öte
yandan Türk ve Kürt milliyetçisini Kurtuluş Savaşı’nın kardeşlik çözümüne çekmektir. Irkçı
eğilimler gösteren Türk milliyetçisi de, Kürt milliyetçisi de, Kurtuluş Savaşı’nın birleştirici
ulusal çözümüne kazanılabilir. Böylece Türk ve Kürt; Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki ulusal
bütünlük, ortak vatan, ortak iktidar ve kardeşlik çözümünde birleştirilebilir. Atatürk’ün büyük
tarihi kişiliğinden gelen ikna gücü yanında, çözümün ihtiyaca olağanüstü uygunluğu, çok iyi
değerlendirilmelidir. Atatürk’ün otoritesi, Türkiye halkı ve kamuoyunun meseleyi
kavramasında eşi bulunmaz bir kuvvet kaynağıdır. Kürt halkı ise, ulusal bütünlük içindeki
kardeşlik çözümünü benimsemeye hazırdır. Kürtlerin bu çözümü Kurtuluş Savaşı’nda elde
silah savaşarak desteklemiş olması iyi değerlendirilmelidir. Bu, bir dayatma değildir, Kürt
kitleleri, Cumhuriyet’in kuruluşuna katkıda bulunmuşlardır. Cumhuriyet’in Kürtlerin hakları
konusundaki eksiğinin tamamlanması, Kürt kitlelerini kendi kurdukları Cumhuriyet’e
katmakta belirleyici adım olacaktır.

Türk-Kürt birliği programının Kurtuluş Savaşı’ndan sonra terkedilmiş olması, bugün
de uygulanmayacağı anlamına gelmez. Tarihsel koşullar değişmiştir. Herkes tarihten ders
çıkartmıştır. Kardeşlik Çözümü’nün arkasında büyük bir güç oluşmaktadır. Kaldı ki,
Kardeşlik Çözümü’nden 1925 yılından sonra vazgeçilmiş olmasının nedenleri, tek yanlı değil,
çok yanlıdır. Güvensizlik, karşılıklı olarak birbirini beslemiştir. Şeyh Sait hareketinin İngiliz
emperyalizminin konumunu güçlendirmesi, Kardeşlik Çözümü’ne ağır darbe indirmiştir.
Bundan ders çıkarmak gerekir. Kürt halkının ve aydınlarının yabancı müdahaleye kesin ve
kararlı tavır almaları, çözüm için anahtar davranış değerindedir. Hak ve özgürlükler sorunu,
buna bağlıdır. Kürtler, Batılı emperyalistlerin sözümona “Demokratik Cumhuriyet” programı
ile ulusal güçlerin “Kemalist Devrim’i tamamlama” programı arasında tereddüt gösterirlerse,
açık tavır almazlarsa, özgürlük ve eşitliğe zarar verirler. Çünkü devrimci demokratik çözümü,
Kemalist Devrim’i tamamlama programı getirecektir. Kürt halk kitleleri, Türkiye halkının
ayrılmaz bir parçası olarak, bu programa ne kadar destek verirlerse, gönüllü birlik o kadar
sağlamlaşacak, özgürlük ve eşitlik de o kadar fethedilecektir.

“Demokratik Cumhuriyet” denen Batıcı programın gerçekleşme şansının olmadığı
bilinmelidir. Çünkü yaşadığımız 28 Şubat süreci, ulusal devletin ortadan kaldırılması yönünde
değildir. Ulusal devletin yıkılamayacağı artık belli olmuştur.

“Demokratik Cumhuriyet”, bugün Kürt sorununun gönüllü birlik, eşitlik ve kardeşlikle
çözümünün karşısındaki en büyük engeldir. Çünkü arkasında emperyalistler vardır. Kürt halkı
ve aydını, emperyalizmin “Demokratik Cumhuriyet” programına karşı çıktığı oranda,
Türkiye’nin büyük çoğunluğunu yanında bulacak ve güven kazanacaktır.

Bütün bu gerekçelerle, Türk-Kürt birliğini güçlendiren devrimci tarihi, halk
yığınlarının bilincine yerleştirmek için, bütün Türkiye’de ve özellikle Güneydoğu’da bir
Aydınlanma ve Kültür Seferberliği yürütülmelidir. Ortak Kurtuluş Savaşı’nın ve Atatürk’ün
Kürt halkına anlatılması şarttır. Burada ortak bir ruh hali yaratılmazsa, birlik ve kardeşlik
tarihsel temelinden yoksun kalır. Türk-Kürt birliği için, bugün yeni bir devrimci tarih
yaratılamayacağına göre, varolan devrimci köklerin canlandırılmasından başka bir çözüm
yoktur. Gericiliğin on yıllardır yaptığı tahribatı ortadan kaldırmak elbette kolay değildir;
ancak devrimci ve kalıcı başarılar için başka bir yol da bulunmuyor. Bu görevi yerine
getirmek için, “Kemalist Devrim-4/Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası” adlı kitap ve TürkKürt
kardeşliğinin bu kitapta ortaya konan tarihsel birikimi, bir eğitim malzemesi olarak
kullanılmalıdır. Bu amaçla konferanslar, paneller düzenlenmeli, sanat eserleri üretilmelidir.

3. Barış silahını elde tutmak

Kürt halkının bugün en önemli talebi barış ve huzurdur. Emperyalistler, barış talebine
sarılarak güç topluyorlar. Oysa barış getirmesi mümkün olmayan, savaş getirecek olan güç,
onlardır. Türkiye Cumhuriyeti, silahla kurulmuştur. Türkiye’yi parçalamak isteyenler, silahı
göze almak zorundadırlar. Onların “barış” lafları, sahtedir ve halkı aldatmak içindir. Onlar,
barış diye diye savaş için güç topluyorlar. Onların sözde barışına kananlar, aslında savaş
tehlikesine hizmet ediyorlar. Türk ve Kürtlerin, emperyalizme karşı birlikte ve kararlı tavır
alması, emperyalizmi caydırır ve savaş tehlikesini önler.

Türkiye’nin ulusal devrimci güçleri ve İşçi Partisi, barış silahını emperyalistlerin
elinden almak durumundalar. Emperyalizmin barış getiremeyeceği, tam tersine barışı
getirecek tek gücün Türk-Kürt birliği olduğu, barışçı çözümün ancak ve ancak Türkiye’de
olduğu anlatılmalıdır. Barış olması için, emperyalizmin müdahale olanakları etkisiz
kılınmalıdır. Buna Kürt halkının yapacağı katkı büyüktür.

4. Türkiye’nin Batısı’nda ve Doğusu’nda birlikte güçlenmek

İşçi Partisi, 1990’lı yıllarda iki ateş arasında kalınca, Güneydoğu’daki çalışma ve
örgütlenmede geçici olarak geri adımlar attı. Koşullar dayatınca, bu uygulamaya bilerek
geçtik. Ancak İşçi Partisi’nin haklılığı ve Türkiye ölçeğindeki çözümü temsil ettiği artık
ortaya çıkmıştır.

İstanbul’da, Ankara’da, Ege’de, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde vb güçlenen İşçi
Partisi, önümüzdeki süreçte Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de umut olacak ve halk
kitlelerini örgütleyecektir. Birliği güvence altına alan, sağlıklı çözüm budur. Türk ve Kürdün
birlikte örgütlenmesini yalnızca Doğu’ya dayandırmak, Partiyi bölge partisi haline getirir ve
ister istemez milliyetçi eğilimleri güçlendirir. Emekten ve birlikten yana olan İşçi Partisi,
yalnız Doğu’da değil, Türkiye’nin her yerinde güçlü olmak durumundadır. Kürt emekçilerinin
itibar edeceği örgütlenme de budur. Çünkü Kürt kitleleri, HEP, DEP, ÖZDEP, HADEP
tecrübesinde olduğu gibi, Kürt Partisi’nde veya Güneydoğu Partisinde çözüm görmüyor.
Bugün namus belası oy verse bile, çözümün orada olmadığını seziyor. Biliyor ki, ancak
Türkiye’de güçlü olan ve iktidara katılabilecek bir Parti, sorunları çözebilir. Oysa Kürt Partisi
çözümü zorlaştırmaktadır.

Kurtuluş Savaş’ımız da Atatürk, “Doğuda bir istinatgâh yaratarak bütün vatanı
kurtarma” stratejisi izlemişti. Bugün izlenecek strateji ise, özellikle Ankara’da bir çözüm
üreterek ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde de güç haline gelerek, Kültleri kazanmaktır. O
nedenle, Türk ve Kürdü birlikte örgütleme planı, bir Güneydoğu planı değil, Türkiye planı
olmalıdır. İşçi Partisi’ni, Kürt eksenli sözde “Türkiye partisi” girişimlerine üstün kılan da
budur. İşçi Partisi, lafta değil, gerçekte Türkiye partisidir; lafla değil gerçekten Türk ve Kürt
emekçisini birlikte örgütler ve kucaklar.

Bileşik kaplar teorisi burada da geçerlidir. Önümüzdeki dönem, İşçi Partisi,
Türkiye’nin herhangi bir yerinde geliştiği oranda, Kürt bölgelerinde de gelişecektir, Ancak
Güneydoğu’da güçlenmek için, özel politikalar belirlenmesi, özel örgütlenme çabası
yürütülmesi ve özel kadro politikası izlenmesi de kuşkusuz gerekiyor.

5. Kürt kitlelerini iktidar projesine kazanmak

Türk ve Kürdü birlikte örgütlemede en önemli etken, Kurtuluş Savaşımızın ortak
iktidar ilkesini hayata geçirmektir. Kürt partileri, halka hep muhalefet projesi olarak
sunulmuştur ve öyledir. Kürt partisi kuranlar, Kürt halkına hep etkili bir muhalefet yürütmeyi
vaat etmişlerdir. Oysa Kürt kitlelerini kazanacak, Türk-Kürt birliğini pekiştirecek, dışa karşı
Atatürk’ün deyişiyle “Türk ve Kürdün demirden kalesini” kuracak olan proje, iktidar
projesidir. Türk ve Kürdün birlikte örgütlenmesinde önemli görev üstlenecek Parti, tıpkı
Müdafaai Hukuk Cemiyeti gibi önümüzdeki dönemde iktidara katılacağı umudunu vermeli ve
bunu başarmalıdır.

Kürt seçmeni, güdümlü de olsa, Güneydoğu’da yerel yönetimleri seçerek, yerel
iktidarın oluşmasında belli bir rol oynadı. Ancak bu yerel iktidarlar, merkezde kurulacak
Cumhuriyet Devrimi iktidarıyla uyum içinde olurlarsa, gerçek bir iktidara dönüşebilirler.
Türkiye’nin birliği de bu sayede pekişir. Bunun iki şartı vardır: Biri, Türk ve Kürdü
örgütleyen İşçi Partisi’nin önümüzde kurulacak Cumhuriyet Devrimi hükümetine ortak
olmasıdır. İkincisi ise, Güneydoğu’daki yerel yönetimlerin Cumhuriyet Devrimi projesini
benimsemeleridir. Birinci şart, ikincisinin gerçekleşmesi açısından da belirleyici önemdedir.
Kürt kitlelerini partiye ve iktidar projesine kazanma süreci, Güneydoğu belediyelerini
Cumhuriyet Devrimi’ne ve Türk-Kürt birliğine kazanma sürecini de ateşleyecektir.

Bütün bu nedenlerle, Kürt kitleleri içinde, “İşçi Partisi’nin yeterli gücü var mı, iktidara
gelebilir mi” sorusuna verilecek olumlu yanıt, birlikte örgütleme görevinin başarısında
belirleyicidir. Kürt yurttaşlarımız, İşçi Partisi’ni beğeniyor ve seviyor. Ancak örgütlenmek
için bu yetmiyor; Parti’nin kuvvetleneceği ve iktidar ortaklığına ilerleyeceği umudu yayılırsa,
İşçi Partisi, bugün Batı’n emperyalistlerin piyasaya sürdükleri Kürt Partisi seçeneklerini
etkisiz kılar ve Kürt kitlelerini kazanır. Hatta bu durumda, Kürt yurttaşlarımızın İşçi Partisi’ni
Kürt Partisi seçeneklerine göre, daha gönülden ve daha güvenerek seçeceği beklentisi
gerçekçidir.

6. İşçi Partisi’nin hizmetleri ve haklılığı

Partimizin Kürt sorununun çözümündeki hizmetleri halk tarafından bilinmektedir.
Ancak bunların yeniden toparlanması ve bütün boyutlarıyla anlatılması yararlı olacaktır:

Birincisi, İşçi Partisi, Kardeşlik Çözümü’nü üretti. Bu çözüm, bütün engelleri aştı ve
kendisini kabul ettirdi. Bugün, Cumhuriyet Devrimi güçleri de bir kısım eski Kürt milliyetçisi
de, artık Kurtuluş Savaşı’nın sınanmış çözümü kabul ediyor. İşçi Partisi, çözüm üreten ve
çözümleri adım adım Türkiye gündemine gelen ve kabul edilen partidir. 28 Şubat’tan sonra
“Kürt Sorununa Kardeşlik çözümü” de Türkiye’nin programı olmaktadır. Programlarıyla adım
adım iktidar olan Partimiz, o programları uygulayacak iktidar mevzilerine gelebilecek şansı
yakalamıştır; bunu değerlendirmek durumundadır.

İkincisi, Partimiz, Doğu ve Güneydoğu’da yapılan baskılara karşı hep köylünün,
emekçinin ve halkın yanında oldu. Baskılara, birlikten ve kardeşlikten yana akıllı politikalarla
direndi. Partimiz, bölgede güçlü olduğu sürece, bu direnişler önemli başarılar kazandı; devlet
güçlerini de etkiledi.

Üçüncüsü, İşçi Partisi, bölgede etkili olduğu sürece, halkı ezdirmedi; doğru eylem
çizgisi izleyerek, baskı güçlerini frenledi ve halka ferahlık sağladı.

Dördüncüsü, Partimiz, birliğe hizmet etmeyen, emperyalistlerin müdahalesini isteyen.
Türk-Kürt boğazlaşması kışkırtan program ve uygulamalara hep karşı çıktı; bu yolun yanlış
olduğunu kararlı bir tutumla açıkladı ve bu nedenle baskıları göğüslemekten çekinmedi ve
bugün haklı çıktı.

Beşincisi, Partimiz, Hizbullah gibi karanlık terör örgütlerini ortaya çıkardı; faili
meçhul cinayetlere göğüs gerdi, bu uğurda birçok değerli önderini şehit verdi.

7. Halkın taleplerine gönüllü birlik çerçevesinde sahip çıkmak

Partimiz, önümüzdeki dönem Güneydoğu’daki örgütlenme çalışmasına yeniden
yönelerek, halkımızın haklı taleplerine sahip çıkacaktır. Bu mücadeleyi, emperyalist
müdahaleye karşı kararlı tavırla birleştirecek ve gönüllü birlik çizgisinde kararlı olarak
ilerleyecektir. Göç ettirilen köylülerin köylerine yeniden dönmeleri, her konuda devlet desteği
almaları, Irak’la ticaretin özgürleşmesi ve sınır kapılarının açılması, şiddet döneminin
yaralarının sarılması gibi talepler için mücadele gündemdedir.

8. Milliyet ve mezhep temelinde örgütlenme özgürlüğü olamaz

Partimiz, milliyet, mezhep ve din temelinde örgütlenmeyi özgürlük olarak görmüyor.
Türkiye halkı, bu tür örgütlenmelerin acısını çekiyor. Halk da bunun farkındadır. O nedenle
bugün, milliyet temelindeki örgütlenmeler bile, Türkiye partisi” adı altında piyasaya
sürülüyor. Türkiye partisi olmanın birinci şartı, emperyalizme karşı, somut olarak ABD ve
Avrupa Birliği’ne karşı tavırdır. Başka türlü ve lafla Türkiye partisi olunamaz.

Kaynakça:
1-Bu konuda bkz. Doğu Perinçek. Kemalist Devrim-41 Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası, s. 136 vd; ayrıca bkz.
S. 91-121.

Paylaş: