Ana Sayfa Yazılar 12 Eylül Sonrasında Aydınlıkçı Gençlik

12 Eylül Sonrasında Aydınlıkçı Gençlik

Ardında 25 yıllık bir mücadele ve örgütlenme deneyimi bulunan, Türkiye’de gündem belirleyen eylemlere imza atan Öncü Gençlik’in geride bıraktığı süreçte, 40 yıl önceki gençlik mücadelesine, daha öncesine ve 1968’e bakıldığında görülebilecek en net tablo, Aydınlıkçı olmanın her şeyden önce örgütlü mücadele anlamına geldiğidir.

196

Bir yandan Amerikancı darbenin ülkenin tümü ve üniversiteler üzerine sermeye çalıştığı karanlık perdeyi yırtmak, öğrenci gençliğin özgürlük talebini yükseltmek ve bilimsel sosyalizm bayrağını yukarıda tutmak, kısaca ‘sivil toplumculuk’ olarak tanımlanan ve bugün neoliberalizm olarak devam eden çürütücü ideolojiyle net biçimde mücadele etmek için bir gençlik dergisi çalışması başlatıldı.

Amerikancı 12 Eylül 1980 darbesinin öncelikli hedefleri arasında işçi sınıfı ve tüm emekçi kesimler gibi gençlik de yer alıyordu.

Türkiye ekonomisinin IMF ve Dünya Bankası’nın kontrolüne girdiği, siyasi partilerin, sendikaların, derneklerin kapatıldığı, grevlerin yasaklandığı, yüz binlerce insanın işkenceden geçirildiği, cezaevlerine atıldığı ve yargılandığı ağır baskı sürecinde 12 Eylülcüler, özellikle üniversite gençliğini de 6 Kasım 1981’de kurulan Yükseköğretim Kurulu-YÖK ile boyunduruğa sokmaya, nefessiz bırakmaya çalıştı. Üniversiteleri özerk bilimsel eğitim ve araştırma kurumları olmaktan çıkaran, yüzlerce öğretim üyesini görevden uzaklaştıran, eğitim kalitesini bir anda yarı yarıya düşüren YÖK’ün başlıca amacı, öğrenci gençliği ülke sorunlarına ilgi duymaktan uzak tutmak, apolitik gençlik kuşakları yaratmaktı.

İDEOLOJİK SAĞLAMLIK

Aydınlıkçı gençler, 12 Eylül öncesindeki Devrimci Gençlik Birliği-DGB ve Devrimci Liseliler Birliği-DLB örgütlülüğünü büyük ölçüde koruyarakAmerikancı cuntanın politikalarına karşı o günün koşullarında mücadele ettiler.

Ankara’daki Türkiye İşçi Köylü Partisi-TİKP duruşmalarına toplu biçimde gitmek, 1980’in Aralık ayında yayımlanmaya başlayan haftalık “Ufuklar” dergisini ve 1982 yılında kurulan Kaynak Yayınları’nın kitaplarını okuyup tartışmak, Aydınlıkçı gençlerin o günlerdeki başlıca faaliyetleri arasındaydı. Dar gruplar halinde de olsa toplantılar yapılıyor, örgütsel bağ korunuyor, dünya ve Türkiye sorunları tartışılıyor, aydınlar ve gençlik içindeki yenilmişlik, yılgınlık, teslimiyetçilik ruh haline karşı konuluyor, ideolojik savrulmayla ve estirilen Sivil Toplumcu-Neoliberal rüzgârın etkileriyle mücadele ediliyordu.

Türkiye İşçi Köylü Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve parti önderliğinin önemli bir kısmının cezaevinde bulunduğu koşullarda devrimci gençler, bu dönemde kendi saflarında, “reel sosyalizm tarihini sorgulamak”, “totalitarizmle hesaplaşmak”, “kaleyi yıkmak” vb başlıklar altında başlayıp sonunda tüm sosyalizm deneylerini, tüm pratiği ve teoriyi reddetmeye, ardında da dönekliğe varan bazı girişimleri de kararlılıkla mahkûm ettiler.

Eski tüfek sosyalistlerden Abidin Nesimi’nin yönettiği, 12 Eylül’de her nedense yayımı durdurulmamış olan “Doğa ve Bilim” dergisine 1982’de üç sayı boyunca dört sayfalık bir gençlik eki hazırlamak, Aydınlıkçıların bu dönemdeki ilk gençlik-yayın çalışması olarak kabul edilebilir. Derginin etkisi dar bir çevreyle sınırlı kalsa da “Doğa ve Bilim” çalışması, dışa açılmak çabası açısından önemli bir adımdır.

YENİ OLGU

12 Eylül öncesinde üniversite ve liselerde yaşanan şiddet olayları nedeniyle büyük ölçüde politikadan soğuyan gençliğin daha ileri kesimleri arasında kültürel olarak bilimsel sosyalizme karşı pompalanan “Sivil Toplumculuk”, “ErichFromm’culuk”, “Varoluşçuluk”, “Nihilizm”, “Anarşizm” vb eğilimlerin yaygınlaşması, 1980-1983 yılları arasındaki en dikkat çekici gelişmelerden biriydi. Bir yandan Amerikancı darbenin ülkenin tümü ve üniversiteler üzerine sermeye çalıştığı karanlık perdeyi yırtmak, öğrenci gençliğin özgürlük talebini yükseltmek ve bilimsel sosyalizm bayrağını yukarıda tutmak, kısaca “sivil toplumculuk” olarak tanımlanan ve bugün neoliberalizm olarak devam eden çürütücü ideolojiyle net biçimde mücadele etmek için bir gençlik dergisi çalışması başlatıldı.

1983 yılı boyunca, başta İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Muğla üniversiteleri olmak üzere Türkiye’nin değişik kentlerinde öğrenci olan, farklı sol geleneklerden gelen ve farklı düşüncelere sahip onlarca öğrencinin katılımıyla süren tartışma ve hazırlıklardan sonraOcak 1984’te esas olarak Aydınlıkçı öğrencilerin liderliğinde “Yeni Olgu” adlı gençlik dergisi yayıma başladı. 12 Eylül hukuku hiçbir yeni derginin çıkarılmasına izin vermediği için, Ankara’da bir süre yayımlanmış ve sonra ekonomik nedenlerle yayımına ara vermiş, tüzel kişiliğini koruyan, yasal izne sahip bir derginin (bir miktar para ve kullanılmış bir palto karşılığında!) satın alınması tek geçerli yöntemdi.

İlk sayısından itibaren gençlik ve aydınlar arasında büyük ilgiyle karşılanıp destek gören, gençliğin enerjisini ve özgürlük isteğini yansıtan, Unkapanı-İMÇ bloklarındaki ödünç kullanımlı bürosu dolup taşan “Yeni Olgu”, 12 Eylül sonrası yayımlanan ilk gençlik dergisi olarak yakın tarihimize damga vurdu. Sayfalarında gençliğe ait her rengi yansıtan, eğitim, politika, kültür-sanat, gençlik sorunları, laiklik gibi geniş yelpazede gençliğin nabzını yakalayan “Yeni Olgu”, o dönem gençliğinin en seçkin, en bilinçli ve devrimci güçlerini aynı çatı altında bir araya getirmeyi başarmıştı. Öğrenci gençliğin 12 Eylül’e boyun eğmeyip teslim olmadığının en önemli kanıtı niteliğindeki derginin kitlesel başarısı iki ilginç karşılık da yarattı.

İlki, sivil toplumcu odak niteliğindeki İletişim Yayınları-Birikim dergisi çevresinin, kısa ömürlü “Gençlik ve Toplum” adlı bir dergi çıkarmasıydı. “Gençlik ve Toplum” önemli maddi olanaklarına rağmen dokuz sayı çıktıktan sonra “Gençlik bizim kıymetimizi bilmedi” demeye getiren bir veda yazısıyla yayım hayatını noktaladı.

İkincisi ise, daha çok TİP-TKP çevresinin yoğunlaştığı “Yarın” adlı kültür-sanat yayımının, bir kararla tümüyle gençlik dergiciliğine yönelmesi ve “Yeni Olgu”yla, iki yıl sonraki “Gökyüzü” döneminde daha da netleşecek bir rekabete girmesi oldu.

Ankara, İzmir ve İstanbul’daki bazı yayın kurulu üyeleri, öğrenci yazarları ve üniversite temsilcileri gözaltına alınan “Yeni Olgu”, 1984 yılı boyunca 12 sayı çıktıktan sonra sıkıyönetim kararıyla kapatıldı.

Sonrasında ülkemizde etkili olacak pek çok yazar, sinemacı, işadamı, akademisyen, hukukçu, politikacı ve gazetecinin adeta doğum yeri olan “Yeni Olgu” süreci, çok daha geniş biçimde başlı başına incelenmeyi hak etmektedir.

GÖKYÜZÜ

“Yeni Olgu”nun kapatılmasından sonra 1985 yılı yeni bir derginin hazırlıklarıyla geçirildi ve 1986’nın Ocak ayında “Gökyüzü” dergisi yayım yaşamına ilk sayısının “Yalnız bugünü değil yarını, yalnız yeryüzünü değil gökyüzünü de istiyoruz” sloganıyla başladı. 12 Eylül’ün üniversite ve eğitim anlayışına, YÖK’ün baskıcı uygulamalarına ve yükselişe geçen dinci gericiliğe karşı mücadeleyi ön planda tutan “Gökyüzü” de gençlikten büyük ilgi gördü, Türkiye genelindeki üniversitelerdeki öğrencilerle bağlar kuruldu, okur ve yazar sayısı genişletildi. Çok sayıda tanınmış aydının da yazılarıyla destek verdiği dergi, üniversitelerde kurulmaya başlanan öğrenci dernekleri sürecinin de başlıca belirleyicilerinden biri oldu, “Tartışmada hoşgörü, eylemde birlik” anlayışıyla çeşitli üniversitelerdeki geniş çaplı öğrenci örgütlenmesinde yer aldı.

“Gökyüzü” sürecinde Aydınlıkçıların en büyük başarılarından biri Türkiye çapında büyük ses getiren, tüm gazetelerin manşetten yer verdiği, YÖK’e karşı ilk büyük öğrenci eylemi olan üç günlük açlık grevinin içinde yer almak ve eyleme yön vermek oldu. 20 Kasım 1986’da İstanbul’da Basın-Yayın Fakültesi Öğrenci Derneği’nde başlayan, ilk gün valilik emriyle derneğin kapatılması sonucu eyleme İstanbul sokaklarında devam eden 18 öğrenci, sabaha kadar bir gazeteci ordusu ve eylemi engellemek için kahvehaneler ve Sirkeci Tren Garı dâhil pek çok mekânı kapatan sivil polisler eşliğinde, üçüncü günün sonunda eylemi başarıyla tamamladı. Bu “yürüyüşlü açlık grevini” Ankara ve İzmir’deki benzer eylemler izledi ve YÖK’e karşı gençlik mücadelesi dalga dalga büyüdü.

“Gökyüzü” çevresindeki Aydınlıkçı öğrenciler, bu dönemde de bazı polis operasyonlarına maruz kaldı, gözaltı ve tutuklamalar yaşandı.

Toplam 17 sayı çıkan “Gökyüzü”nün yayın ve yazar kadrosunda yer alan ve deneyim kazanan pek çok genç Aydınlıkçı, 1987 yılının 1 Ocak’ında çıkan haftalık haber dergisi “2000’e Doğru”da çeşitli görevler alarak Türkiye’nin bağımsızlık, anti-emperyalizm, demokrasi mücadelesinde yer almayı bu dergi çatısı altında sürdürdüler ve bugünlere geldiler.

Ardında 25 yıllık bir mücadele ve örgütlenme deneyimi bulunan, Türkiye’de gündem belirleyen eylemlere imza atan Öncü Gençlik’in geride bıraktığı süreçte, 40 yıl önceki gençlik mücadelesine, daha öncesine ve 1968’e bakıldığında görülebilecek en net tablo, Aydınlıkçı olmanın her şeyden önce örgütlü mücadele anlamına geldiğidir.