Ana Sayfa Manşet Sosyalist Devrim Ütopyası mı? Milli Demokratik Devrim Gerçekliği mi?

Sosyalist Devrim Ütopyası mı? Milli Demokratik Devrim Gerçekliği mi?

2

Öncü Gençlik Ankara İl Sekreteri Toprak Şenel yazdı:

Günümüz dünyasında devrim tartışmalarını doğru anlayabilmek için öncelikle cevaplanması gereken soru, çağımızın baş çelişkisinin ne olduğudur. Baş çelişki, belirli bir tarihsel dönemde toplumun bütün diğer çelişkilerini belirleyen, onların yönünü ve çözüm biçimini tayin eden temel çelişkidir. Diğer tüm çelişkiler, baş çelişkinin etkisi altında şekillenir ve ona bağlı olarak anlam kazanır.

Bugünün dünyasına baktığımızda, kapitalizmin emperyalizm aşamasına ulaşmasıyla birlikte baş çelişki, ezen ve ezilen milletler arasındaki çelişki, yani emperyalizm ile milli devletler arasındaki çelişki halini almıştır. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek ve son aşaması olarak tanımlarken, bu aşamanın kaçınılmaz biçimde sömürgeciliği, ulusal baskıyı ve savaşları derinleştirdiğini vurgular. Lenin’e göre:

“Emperyalizm, birkaç büyük devletin dünyanın geri kalanını ezmesi, sömürmesi ve yağmalaması üzerine kuruludur.” (1)

Bu nedenle emperyalizm koşullarında milli bağımsızlık sorunu ikincil bir mesele değil, doğrudan devrimci mücadelenin merkezinde yer alan baş sorundur, baş çelişkidir. Lenin, özellikle ezilen uluslarda işçi sınıfının görevinin yalnızca sınıf mücadelesi vermek değil, aynı zamanda milli kurtuluş mücadelelerinin öncülüğünü üstlenmek olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Çünkü emperyalizme karşı mücadele, aynı zamanda dünya proletaryasının kurtuluş mücadelesinin bir parçasıdır. (2)

Emperyalizm tüm ezilen ve gelişmekte olan ulusların ortak düşmanı olarak; bu milletlerin egemenliklerini, milli bilinçlerini, ekonomik ve kültürel ilişkilerini denetim altına almaya çalışır. Bugün emperyalizm dediğimiz olgu, somut olarak Amerika Birleşik Devletleri ve onun öncülük ettiği Atlantik sistemidir. ABD emperyalizmi, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle birlikte dolar egemenliğini tüm dünyaya dayatmış, “Dünya jandarmalığı” rolünü üstlenmiştir. Asya’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar birçok ülkeyi parçalamış, bağımlı hale getirmiş, doğal kaynaklarını yağmalamış ve emperyalist tahakkümü derinleştirmiştir.

İşte tam da bu gerçeklik içinde günümüz devrim tartışmaları ele alınmalıdır. Mao Zedung,  “Çelişki Üzerine” makalesinde emperyalizmin tahakkümü altındaki ülkelerde çelişkilerin niteliğini açık biçimde ortaya koyar ve şöyle der: (3)

“Emperyalizm böyle bir ülkeye savaş açtığı zaman, bir avuç hain dışındaki bütün sınıflar, emperyalizme karşı ulusal bir savaş vermek için, geçici bir süre birleşirler. Bu gibi zamanlarda emperyalizm ile bu ülke arasındaki çelişki, baş çelişki olur ve ülkedeki çeşitli sınıflar arasındaki çelişkiler (feodal sistem ile büyük halk kitleleri arasındaki baş çelişki de dahil) geçici olarak ikincil duruma düşer.”

Bu tespit, günümüz koşullarını anlamak açısından son derece önem arz eder. Emperyalizmin doğrudan tahakkümü altındaki ülkelerde temel sorun, önce milli bağımsızlığın kazanılmasıdır. Sınıf çelişkileri ortadan kalkmaz; ancak emperyalizme karşı verilen mücadele içinde ikincil konuma düşer.

Dolayısıyla eğer günümüzün baş çelişkisinin emperyalizm ile ezilen milletler arasında olduğu kabul ediliyorsa, bu çelişkinin çözüm yolu da zorunlu olarak emperyalizme karşı milli karakter taşıyan, feodal kalıntıları tasfiye eden ve halkçı bir içerik taşıyan Milli Demokratik Devrimlerdir (MDD). Bu devrimler, sosyalist devrimin alternatifi değil; onun tarihsel olarak zorunlu hazırlık aşamasıdır.

Milli Demokratik Devrimin Teorik Temelleri

Milli Demokratik Devrim’in teorik temelleri bilimsel sosyalizmin içinde açık biçimde yer alır. Lenin, özellikle emperyalizm çağında devrimin niteliğini tartışırken, sömürge ve yarı sömürge ülkelerde devrimin zorunlu olarak ulusal demokratik bir karakter taşıyacağını vurgular. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Lenin’e göre emperyalist tahakküm altındaki ülkelerdeki devrimcilerin görevi yalnızca işçi-burjuva arasındaki çelişkiyi yıkmak değil, milli sınıfların üzerindeki baskı merkezlerini, emperyalizmi ülkeden kovmak ve milli bağımsızlık mücadelesini gerçekleştirmektir.

Mao Zedung ise bu teorik çerçeveyi “Yeni Demokrasi Üzerine” makalesinde daha da somutlaştırarak (4) “…Günümüz Çin toplumunun sömürge, yarı sömürge ve yarı feodal niteliğinden Çin devriminin iki aşamaya bölünmesi gerektiği sonucu çıkar. Birinci adım, sömürge, yarı sömürge ve yarı-feodal toplum biçimini bağımsız, demokratik bir toplum haline getirmektir. İkinci adım ise, devrimi ilerletmek ve sosyalist bir toplum inşa etmektir. Şu anda Çin devrimi birinci adımı atmaktadır.” “…Demokratik devrim, sosyalist devrimin zorunlu hazırlığıdır; sosyalist devrim ise onun kaçınılmaz devamıdır…” demektedir.

Bu yaklaşım, MDD’nin sınıf savaşımının reddi olmadığını, devrimci sürecin zorunlu ve ilerletici bir aşaması olduğunu ortaya koyar. Çünkü tam bağımsız olmayan, yarı feodal ülkelerde üretim ilişkileri, devlet yapısı ve sınıf çelişkileri sosyalizme doğrudan geçişe elverişli değildir. Milli egemenlik sağlanmadan, feodal unsurlar (Tarikat, cemaat vb.) tasfiye edilmeden ve üretim araçları üzerindeki dışa bağımlılık kırılmadan sosyalizme geçişte mümkün değildir.

Çağımız devrimlerinin tamamı da bu şekilde emperyalizme karşı vatan savunmasıyla gerçekleşti. Türk Devrimi Kurtuluş Savaşıyla mümkün oldu. Çin devrimi Japon-ABD işgaline karşı başarıya ulaştı. Yugoslavya, Bulgaristan, Çekoslavakya, Polonya, Arnavutluk, Macaristan ve Romanya’da sosyalist devrimler, İkinci Dünya Savaşındaki Vatan Mücadeleleri ile mümkün oldu. Sovyetler Devrimi bir istisna gibi gözükse de o da istisna değil, 1918-1921 yılları arasında devam eden iç savaş bir taraftan o dönemin emperyalist devletlerinin (İngiltere, Fransa, ABD…) askerlerine karşı vatan mücadelesidir. Bu tarihsel örnekler şunu açıkça gösterir; Emperyalizme karşı olan mücadelede galip gelmeden sosyalist devrim gerçekleşemez.

İşte bu sebeplerle Milli Demokratik Devrim, asla sosyalizm mücadelelerinin ertelenmesi anlamı taşımaz. Tam tersi olarak Milli Demokratik Devrimler sosyalizm mücadelelerinin tarihsel zorunluluklarıdır.
Milletler;

  1. Milli egemenliklerini ve tam bağımsızlıklarını sağlamadan.
  2. Feodalizmin tüm ilişkileri tasfiye etmeden.

Sosyalizme geçmeleri mümkün değildir. Mao’nun veciz ifadesiyle:

“Milletler kurtuluş, devletler bağımsızlık, halklar devrim istiyor”

İşte Milli Demokratik Devrim demek bu üçlü talebin toplamıdır. Milletlerin özgürlüğü, devletlerin bağımsızlığı halkların devrimidir! (5)

Milli Demokratik Devrimin Türkiyedeki Kökleri ve Devrim Tartışmaları

Türkiye’deki devrim tartışmaları 1960’lı yılların Milli Demokratik Devrim (MDD)-Sosyalist Devrim (SD) tartışmalarından ibaret değildir. Kökleri Tanzimat ile Meşrutiyet tartışmalarına, modernleşme ve devrimcilik tartışmalarına dayanır. Milli Demokratik Devrim (MDD) tezi de yalnızca 1960’ların tezi değildir, Şefik Hüsnü’lerin TKP’sinden itibaren Türkiye’deki bilimsel sosyalistlerin tezidir. TKP’nin 1926 programı işte MDD tezinin bir ifadesidir. 1926 Programında; bağımsızlığın tek teminatının örgütlü halk kitleleri olduğunu ifade ediyorlar ve ulusal kurtuluş savaşlarının önemini vurguluyorlar. (6) Sonrasında Hikmet Kıvılcımlı’nın Vatan Partisiyle, Mihri Belli ve Doğu Perinçek önderliğinde TİP içinde yapılan tartışmalarla ve en sonunda partimizin yarım asırı aşkın siyasi önderliği ile en olgun halini almıştır.

Birinci Meşrutiyet ile başlayan Türk Devrimi

Kemalist devrim ya da Türk Devrimi gökten inmiş, yoktan var olmuş bir devrim mücadelesi değildir. Kökleri 1876 Birinci Meşrutiyetle başlamış, İttihat ve Terakki önderliğinde İkinci Meşrutiyet (1908) ile devam etmiş kurtuluş savaşımız ve cumhuriyetin kurulmasıyla en ileri aşamasına ulaşmıştır. Türk Devrim’i Maalesef ki Atatürk’ten hemen sonra kireçlenme ve karşı devrim dönemleri yaşamış, Tanzimat’a karşı kazanılmış zaferler göz ardı edilmiş, ülke NATO’ya girerek Atlantik sisteminin parçası haline gelmiş, 1980 darbesi ve Özal Hükümetleri ile Atlantik sistemine tam bağlılık ilan edilmiş, 2000’lerin başlarında BOP ilan edilmiş, Ergenekon-Balyoz davaları ile Türk Milletinin Devrimcileri hapislere atılmıştır. Karşı Devrim süreci bizim yürüttüğümüz sistemli çalışma ile 2013’te Ergenekon-Balyoz kumpaslarının çökertilmesiyle bitirilmiştir. Bu karşı devrim sürecinin dönemlerinin arasında devrimci halk ve ordu 60 ihtilali ile karşı devrimi bir süre durdurmuş ve Türkiye’de sosyalizmin tartışılabileceği bir özgürlük ortamı sağlamıştır. İşte tam da o koşullar da MDD tartışmaları derinleşmiş ve Türk Devriminin en önemli kadroları yetişmiştir.

1960lar MDD-SD tartışmaları

1960 İhtilali ile Türkiye’de yaratılan özgürlük ortamı ile sosyalizm tartışmaları artmış, Türkiye İşçi Partisi (TİP), bu dönemde hem Türk sosyalistlerinin hem işçi sınıfının birleştiği ana merkez olmuştur. TİP içinde verilmeye başlanan sonrasında TİP’in dışına çıkarak tüm Türkiye’de tartışılan en esas mesele MDD ve SD stratejilerinin tartışması olmuştur. O zamanki TİP yönetimi (Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, Behice Boran…) Türkiye’nin koşullarının Milli Demokratik Devrim’e ihtiyaç duymadan işçi sınıfı önderliğinde sosyalist devrime geçebilecek bir koşulda olduğunu savunuyordu.

Buna karşılık Mihri Belli ve Doğu Perinçek önderliğinde TİP içindeki MDD çizgisi ise o dönemin ifadeleriyle “yarı sömürge, yarı feodal” bir ülke olan Türkiye’nin milli ve demokratik örgütlerle güç birliği ile milli bağımsızlık ve demokrasi mücadelelerini verilmesi savunuluyordu. Mihri Belli 1968-1969 yıllarında MDD üzerine yazdıklarında bu yaklaşımı açıkça ifade ediyordu.

1966 yılında yapılan TİP 2. Büyük Kongresi, bu tartışmaların doruk noktasına ulaştığı bir dönüm noktasıdır. Kongrede MDD tezini savunan kadrolar –başta eski TKP’liler olmak üzere– partiden tasfiye edilmiş, böylece TİP yönetimi SD çizgisini resmileştirmiştir. MDD-SD tartışmaları o dönem TİP içinde bölünmeler yaratmış olmasına rağmen Türkiye’deki Devrim Stratejilerinin belirlenmesi ve teorinin gelişmesine çok büyük katkıları olmuştur. 

MDD-SD tartışması Türkiye sosyalist hareketinin son asrının en büyük tartışmasıdır. Bu tartışmaların özü Ütopyacılıkla-Bilimsellik arasındaki tartışmadır. Türkiye’nin önüne sosyalist devrimi koymak, devrimlerin aşamalarını bir çırpıda geçmek anlamına geldiği için bilimden ve pratikten kopuktu.

TİP yönetimi, sosyalizm mücadelesinde kitle inisiyatifinden ve kitleye önderlik etmekten koptu, kendini parlamento ve bürokrasi içine hapsetti. 1965 seçimlerinde 15 milletvekili ile meclise giren TİP 1969 seçimlerinde daha fazla milletvekilliği kazanarak iktidara gelecekleri yanılgısıyla olsa gerek 68 gençlik hareketlerine, köy ve fabrika eylemlerine sırtını dönmüş, hatta yer yer onları provokasyon yapmakla suçlamıştır.

Oysa aynı dönemde, gençlik hareketinin önderliğini yapan Genel Başkanımız Doğu Perinçek-O dönem FKF Genel Başkanı- üniversitelerde, fabrikalarda ve köylerde yükselen devrimci hareketin içinde MDD çizgisinin pratik karşılığını ortaya koyuyordu. Devrimcilik, parlamentonun içinde değil; halkın örgütlü mücadelesinde içindeydi.

TİP yönetiminin bu yanılgılarının en büyük sebeplerinden biri de Sovyetler Birliği ile kurduğu bağdı. O dönem giderek emperyalistleşen Sovyetler Birliği çizgisine yaslanan TİP yönetimi, kaçınılmaz olarak tam bağımsızlık perspektifinden uzaklaşmıştır. Emperyalizme karşı net bir tavır alınmadan, gerçek bir sosyalist mücadelenin yürütülemeyeceği gerçeği göz ardı edilmiştir.(7)(8)

Emperyalizmle Mücadele Eden Devrimcidir!

Nasıl geçmişte devrimler emperyalizme karşı vatan mücadeleleri ile gerçekleştiyse günümüzde de aynı şekilde gerçekleşmeye devam etmektedir, edecektir. İran, Venezuella, Filistin, Türkiye, Suriye başta olmak üzere; Asya’nın, Latin Amerika’nın, Afrika’nın büyük bir kısmı şu an da ABD emperyalizmine karşı vatan mücadelesi vermektedir. Ne var ki, kendisini sosyalist olarak tanımlayan ya da sola yakın konumlandıran bazı “aydınlar”, çıkmışlar İran hükümetini, tam söyleyemeseler de Venezuella Devlet Başkanı Maduro’yu, öncesinde HAMAS’ı beğenmiyor, beğenmemekle de yetinmiyor onları diktatörlüklerle, baskıcılıkla suçluyor. Gerici oldukları iddiasıyla burun kıvırıyorlar. Bu yalan haber ve iftiraları bir kenara atarak söylüyorum ki, baş çelişkiyi kavramadan siyaset üretmeye çalışanlar, günümüzde hala daha sosyalist devrim tezlerinde ısrarcı olanlar, isteyerek ya da istemeyerek Amerika’nın planlarının destekçisi olmaktadır.

Ne diyorlar bu kimseler, “Amerika’nın İran’ı karıştırması kötü ama orada da molla rejimi var, şeriat var” Amerika Venezuella kaynaklarına göz dikiyor, Devlet başkanı Maduro’yu kaçırıyor, ne diyorlar? “Amerika kötü ama Maduro Diktatördü.” Bu cümlelerin hepsi emperyalist saldırganlığı meşrulaştıran bir işlev görmekte ve vatan mücadelesi veren milletlere köstek olmaktan başka bir anlama gelmemektedir. İran’ın, Venezuela’nın ya da Filistin’in kendi iç sorunları olabilir; ancak bu sorunları çözecek olan da o ülkelerin kendi halklarıdır. Dışarıdan, özellikle emperyalist merkezlerin diliyle yapılan eleştirilerin, bu mücadelelere hiçbir katkısı yoktur. Aksine, emperyalist müdahalelerin ideolojik zeminini güçlendirmektedir.

Ya da mesela bu fikirlerin üretiminin de bir parçası olan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ne diyor? Diyor ki; “…Bir diğer kesim ise ABD ile sorunu olan bütün iktidarları devrimcilik adına desteklemekte, o ülkelerdeki yönetimlere dönük sınıfsal, ideolojik ya da siyasal her tür eleştiri ya da tavır alışı ABD emperyalizmine hizmet olarak görmekte, çağın saflaşmasının ABD emperyalizmiyle Çin-Rusya’nın öne çıktığı blok arasında olduğunu ileri sürmekte…

Kemal Okuyan doğru söylüyor. ABD ile sorunu olan bütün iktidarların devrimci olduğunu savunuyoruz. Devrimcidirler de ondan. Günümüzde emperyalizme karşı mücadele eden anti-emperyalist herkes -ister islamcı olsun, ister milliyetçi olsun, ister sosyalist olsun- devrimcidir. Bugün devrimcilik anti-emperyalist olmaktır!

Yukarı da bahsettiğim “aydın” tiplemesi 2000’lerin başında hangi sloganlara eşlik ediyordu? Biraz inceleyelim; “Ne Sam Ne Saddam”, hatta sonrasında bu sloganı da değiştirdiler ne yaptılar? “Ne Sam Ne Şam”, sonucunda ne oldu? Irak Amerikan Emperyalizm’i tarafından paramparça edildi, belki uzunca bir süre birliğini sağlamayacağı kadar bölündü. Suriye’de yine benzer bir şekilde bölündü, Amerika destekli terör örgütlerinin vazgeçilmez sahası haline geldi. Biz o zaman da söylüyorduk. Bu söylemleri söyleyenler emperyalizmin uşaklığını yapmaktaydı. Bilimsel Tarih anlayışının dışına itilmekteydiler, Saddam ve Esat ise ülkelerinde vatan mücadelesi vermekteydiler. Verdikleri vatan mücadelesi ise kesinkes meşru ve haklıydı. Çağımızda emperyalizme karşı kim mücadele ediyorsa ister Taliban olsun ister Lübnan Hizbullahı olsun ister Esad olsun ister Saddam olsun ister Hamaney olsun ilericidir, devrimcidir.

Sonuç:

Türkiye’deki devrim tartışmaları yalnızca teorik olarak tartışılan tali bir fikir ayrılığı mesele değil, doğrudan doğruya Türkiye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair pratik ve ideolojik bir meseledir. 1960’lı yıllarda TİP içinde başlayan ve kısa sürede bütün sol hareketleri etkileyen MDD-SD tartışması Türkiye sosyalistlerinin en mühim ve tartışmalı meselesidir. Bu mesele bugün dahi güncelliğini korumakta ve tüm sosyalist hareketlerin tarih içindeki taraflarını belli etmektedir.

Türkiye’de bu tartışmada iki temel çizgi vardır. Birincisi; partimizin savunduğu, emperyalizme karşı en geniş cepheyi örgütlemeyi esas alan, somut gerçeklerden hareket eden ve devrimi milli bağımsızlık temelinde ele alan Milli Demokratik Devrim çizgisidir. İkincisi ise geçmişte TİP yönetiminin temsil ettiği, bugün de kendisini sosyalist olarak tanımlayan kimi çevrelerin sürdürdüğü; baş çelişkiyi burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki çelişkiye indirgemeye çalışan, ülkenin somut koşullarını göz ardı eden, bu nedenle de kaçınılmaz olarak ütopyacılığa savrulan Sosyalist Devrim anlayışıdır.

ABD emperyalizmi başta olmak üzere Atlantik sistemi baskı araçlarıyla devletlerin milli benliklerini ve tam bağımsızlıklarını tehdit etmektedir. Türkiye’de bu tehditlerin tam merkezindedir. Bu nedenle günümüzde devrimcilik, her şeyden önce anti-emperyalist tutum alarak gerçekleştirilebilir. Bugün hâlâ sosyalist devrimi önceleyerek tarihsel bir yanılgıya düşenler, milli bağımsızlık sorununu tali bir çelişki olarak algılayanlar. Emperyalizmin ulus devletlere açtığı savaşta nesnel olarak emperyalizmin destekçisi halindedir. Oysa çağımızın tüm devrimleri emperyalizme karşı vatan mücadeleleri ile kazanılmıştır. Ülkemizden emperyalizm tam anlamıyla son bulmadan sosyalizme geçme aşamasına ulaşmamız da mümkün değildir.

Bu nedenle Türkiye devriminin ve devrimcilerinin yolu; emperyalizme karşı tavizsiz bir mücadeleden, tam bağımsızlıktan ve feodal kalıntıların bütünüyle tasfiyesinden geçmektedir. Milli Demokratik Devrim, bu toprakların tarihinden, Kurtuluş Savaşı’nın mirasından, 1960’ların devrimci birikiminden beslenerek şuan ki olgunluğuna gelen zorunlu bir tarihsel aşamadır. Bugün önümüzde duran görev, bu birikimi sahiplenmek, kitlelerle buluşturmak ve Türkiye’nin tam bağımsızlığı için kararlılıkla mücadele etmektir.

Türk Devrim’i, ancak bu hatta yürünürse başarıya ulaşabilir. Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Mücadelemiz! Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi!

PNOTLAR

1) V. İ. Lenin, Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması

2)V. İ. Lenin, Ulusal Sorun ve Sömürgeler

3) Mao Zedung, Çelişki Üzerine

4) Mao Zedung, Yeni Demokrasi Üzerine

5) Veysel Yıldız, Milli Demokratik Devrim Çizgisi ve Zorunlu Bir Tekrar, Teori Dergisi Nisan 2001

6)  TKP, 1926 Programı

7) Ali Karşılayan, Sosyalist hareket içinde MDD-SD ayrışması, 26 Ağustos 2019 Aydınlık Gazetesi

8) Hüseyin Karanlık, Sol’da 50 yılın iki çizgi mücadeleleri-1: MDD-Sosyalist Devrim tartışması ve TİP, 17 Ağustos 2019 Aydınlık Gazetesi