Ana Sayfa Manşet Zohran Mamdani ve Demokratik Sosyalizmin Sınırları

Zohran Mamdani ve Demokratik Sosyalizmin Sınırları

8

2020 yılının yazında New York Eyalet Meclisi ön seçimleri, küresel finansın merkezi New York’ta Amerikan siyasetindeki dengeleri sarsan “sol bir dalganın” yükseldiğinin somut göstergesiydi. Zohran Mamdani; Hint asıllı, Uganda doğumlu Müslüman bir göçmen ve azınlık kimliğiyle Amerikan siyaset sahnesine adım attı. Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) çatısı altında yürüttüğü kapı kapı dolaşma çalışmaları ve doğrudan kiracı sorunlarına eğilen vaatleriyle Eyalet Meclisi’ne seçilmeyi başardı. Mamdani, New York City (NYC) gibi ABD kapitalizminin merkezi sayılabilecek bir yerde hem sınıfsal talepleri hem de taşıdığı Müslüman ve azınlık kimliğiyle, ABD sisteminin içerisinde barınamayan geniş kitlelerin sesi olarak dikkat çeken bir siyasi figür hâline geldi.

Nitekim bu süreçte sadece yerel bir reformcu değil; kapitalizmin ve Amerikan emperyalizminin merkezinde anti-emperyalist bir siyasetin mümkün olduğunu göstermeye çalışan bir simgeye dönüştü. Eyalet Meclisi yıllarında toplu taşıma ve kiracı hakları gibi sınıfsal hattaki mücadelelerin yanı sıra, asıl çizgisini Amerikan dış politikasına meydan okuyarak çizdi. İsrail’deki yasa dışı yerleşimci derneklere vergi muafiyeti üzerinden New York’tan fon aktarılmasını engellemeyi hedefleyen “Not On Our Dime!” (Bizim Paralarımızla Değil) yasa tasarısına öncülük etti. Gazze’deki saldırılara karşı Filistinli tutsaklar ve siviller için eyalet meclisi düzeyinde açlık grevlerine katılarak ABD’nin İsrail’e sunduğu koşulsuz askerî ve finansal desteği gözler önüne serdi.

Ancak tek bir meclis üyesinin yürüttüğü bu anti-emperyalist protesto siyaseti bir noktada doğal sınırlarına ulaştı. Mamdani için asıl dönüm noktası, New York Belediye Başkanlığı adaylığı oldu. Skandallarla yıpranmış Eric Adams ve sermaye çevrelerinin tam desteğini alan Andrew Cuomo gibi güçlü rakiplere karşı; New York halkının en temel krizi olan yaşam maliyetine odaklanan sınıf merkezli bir hat izledi. Gücünü sokaktan alan “temiz ve halkçı” bir alternatif yarattı. DSA ağının, binlerce genç gönüllünün sahada yürüttüğü çok dilli kapı kapı çalışmasının desteğiyle birikmiş öfkeyi sandığa yansıtarak ön seçimlerde Cuomo’yu devirdi ve devamında 1 milyondan fazla oyla New York City’nin 112. Belediye Başkanı seçildi.

Belediye başkanlığı koltuğuna oturduktan hemen sonra Mamdani, yerel yönetici sınırlarını tamamen aşan anti-emperyalist eylemleriyle uluslararası siyasetin merkezine oturdu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu uluslararası hukuku ihlal eden bir “savaş suçlusu” ilan etti ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) kararlarına dayanarak New York’a ayak basması hâlinde tutuklanması gerektiğini söyledi. ABD güçlerinin Venezuela Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik askerî operasyonunu ve kaçırma hamlesini açıkça “rejim değiştirme hedefli yasa dışı bir savaş eylemi” olarak niteledi; doğrudan Beyaz Saray’ı arayarak Donald Trump ile görüştü ve Venezuela’nın güvenliğini emperyalizmin yüzüne karşı savundu.

DSA Çözüm müdür?

Bu çıkışları anlamak için Mamdani’nin üyesi olduğu yapıyı, yani Amerika Demokratik Sosyalistleri’ni (DSA) incelemek gerekir. DSA; 2016’da Bernie Sanders’in başkanlık kampanyasıyla mayalanan, ardından Kongre’de Alexandria Ocasio-Cortez (AOC), Rashida Tlaib ve Ilhan Omar gibi isimlerin oluşturduğu “The Squad” ile kurumsallaşan sol dalganın en dinamik omurgasıdır. Bu yapı, ABD siyasetinde doğrudan emperyalist merkezin kalbinde yürütülen bir mücadelenin başlangıcını temsil etmektedir.

Bu mücadele, en başta Demokrat Parti içindeki artık çürümüş olan küreselci akla karşı verilmektedir. Dış politikada, Pentagon bütçelerinde ve yayılmacılıkta Cumhuriyetçiler ile yani Trump ile aynı düşünen; Joe Biden, Chuck Schumer, Hillary Clinton ve Nancy Pelosi gibi eski nesil Demokratların liderliğini yürüttüğü liberal emperyalist kafa yapısına karşı DSA, parti tabanından yükselen anti-emperyalist bir yanıttır. Eski nesil Demokratlar İsrail’e sınırsız fon sağlarken ve küresel müdahaleciliği savunurken; Mamdani ve temsil ettiği yeni hat, bu çürümüş kafa yapısının tam ortasında çatlaklar açmaktadır. Fakat tam bu noktada, Mamdani’nin zaferini veya DSA’nın yükselişini “kapitalizmin kalbinde yaklaşan devrimin ayak sesleri” olarak yorumlayan bakış açısıyla hesaplaşmaya girmek gerekir; çünkü bu tabloyu bir devrimin alameti saymak, nesnel koşulları tamamen göz ardı eden bir yanılsamadır. Her şeyden önce ortada kapitalist devleti yıkmayı hedefleyen bağımsız bir devrimci parti aygıtı yoktur; yürütülen tüm süreç nihayetinde 150 yıllık emperyalist bir burjuva partisi olan Demokrat Parti’nin iç mekanizmalarına, delegelerine ve yasal sınırlarına endekslidir. Üstelik Amerikan devletinin, parti içi aykırı çıkışları bürokratik mekanizmalarla soğurma ve sokağın enerjisini seçim sandıklarında sönümlendirme konusunda hatırı sayılır bir namı vardır; nitekim Wall Street’in ve dev emlak sermayesinin merkezinde bir belediyeyi yönetmek, devrim yapmaktan ziyade bürokratik uzlaşmalarla kuşatılmak anlamına gelir. Dolayısıyla sosyalist söylem sandıkta başarı getirse dahi, bu durum emperyalist kafa yapısını kökten sarsacak bir iktidar mücadelesine veya yapısal bir kopuşa dönüşmüş değildir.

Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı, ne baştan çöpe atılacak bir boş çaba ne de ABD’deki esaslı bir devrimin müjdecisidir. Hem Batı’daki hem de bizdeki bazı sol çevrelerde bu zaferi “kapitalizmin kalbinde sosyalizm doğuyor” ya da “devrimin ayak sesleri” diyerek göklere çıkaran hayalciliğe karşı mesafeli durmak şarttır.

Çünkü DSA, nihayetinde emperyalist fikirlerin iktidar olduğu, Demokrat Parti’nin içinde siyaset yürüten bir örgüttür. Kendi bağımsız devrimci yapısını kurmak yerine ABD sistem siyasetinin zeminine ve parti içi dengelerine sıkışmış olan bu hareket, sadece Amerikan devlet yapısının içinde açılmış sistem içi bir çatlaktan ibarettir ve bu hâliyle ülkenin önünde köklü bir değişiklik yaratma gücünden yoksundur. Emperyalist merkezin göbeğinde sokaktan örülen bu ses önemli bir direnç mevzisi olarak görülüp desteklense de günün sonunda karşımızdaki tablo bir devrim alameti değildir. Demokrat Parti’nin içinde siyaset yürüten, sistem içi bir çatlak olmanın ötesine geçemeyecek ve ülkenin önünde köklü bir değişiklik yapamayacak bir yapının varlığıdır.

Cem ÖZBEN

Öncü Gençlik Genel Yönetim Kurulu Üyesi – Muğla İl Başkanı