Ana Sayfa Yazılar ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: YILDIRIM KOÇ – KEMALİST DEVRİMİN NİTELİĞİ

ATA OGÜN KAPLAN YAZDI: YILDIRIM KOÇ – KEMALİST DEVRİMİN NİTELİĞİ

601

Ata Ogün Kaplan , Öncü Gençlik GYK Üyesi – Edirne İl Temsilcisi

Türkiye’nin sorunlarına toptan çözüm için önümüzde Kemalist Devrimi tamamlama görevi duruyor. Bu görevi Kemalist Devrimi tam anlamıyla kavrayarak başarıya ulaştırabiliriz. Yıldırım Koç Hocamızın “Kemalist Devrim’in Niteliği” kitabı, Devrimi kavramak için başucu bir kaynak.

Kemalist devrime, özellikle dönemin sol örgütleri tarafından yapılan saldırılarda “burjuva devrimi” kavramı kullanılıyor. Bu temelsiz eleştiri ve yanılsama, eleştiriyi yapanların o dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal durumunu kavrayamamalarından ve Türkiye’nin önündeki sorunun Milli Demokratik Devrim sorunu olduğunu görememelerinden kaynaklanıyor. Yıldırım Hocamızın da belirttiği gibi: “Mustafa Kemal Paşa tabi ki kapitalizmin bir temsilcisi değildi. Fakat milli bağımsızlık için burjuvaziden yararlanmayı da bilen bir liderdi.” Bakıldığında Sovyet Rusya’nın dahi, geleceği için, İngiltere ile anlaşıp 1921 senesinde NEP’i (Yeni Ekonomi Politikası) ilan etmesi de bu bağlamdadır. Lenin elbette kapitalizmin bir temsilcisi değildi. Fakat emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin de, işçi sınıfı mücadelesinin de taktiksel hamleleri devrimi güçlendirmek içindi.

EMPERYALİZME ve KAPİTALİZME KARŞI MÜCADELE

Kemalist Devrim, emperyalizme ve kapitalizme karşı milli bağımsızlığı ve milletçe mücadeleyi savunuyordu. Atatürk 1 Aralık 1921’de yaptığı konuşmada bu gerçeği vurguluyordu: “Biz hayatını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan emek erbabıyız, zavallı (mazlum) halkız. Mahiyetimizi bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. Yoksa arkaüstü yatmak ve hayatını emek harcamadan geçirmek isteyen insanların bizim topraklarımızda yeri yoktur, hakkı yoktur. (…)

Efendiler, biz bu hakkımızı saklı bulundurmak, bağımsızlığımızı emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücadeleyi uygun gören bir mesleği takip eden insanlarız.”

DEMOKRATİK DEVRİMLERDE FARKLILIKLAR

Dünyada Milli Demokratik Devrim tarihi 16. ve 17. yüzyıllara dayanıyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerde 1548-1648 Hollanda Demokratik Devrimi’yle başlayan süreç 1640 İngiliz demokratik devrimiyle devam ediyor. Yine 1776 Amerikan bağımsızlık savaşı ve 1861-1865 Amerikan iç savaşı, demokratik devrimlerin farklı boyutlarını oluşturuyor. Başlı başına 1789 Fransız Devrimi de demokratik devrimlerin en belirgin örneği.

Bu devrimlerin ortak özelliği, kitapta da belirtildiği üzere feodalizmin bağrında doğmaları ve kapitalizmle birlikte gelişen burjuvazinin önderliğinde gerçekleşmeleriydi. Devrimlerin programları demokratikti ancak kapitalizmin özgür emeğe dayalı sömürüsüne karşı değildi. Tam aksine emek sömürüsü için uygun ortamı yaratıyordu. Yıldırım Hocamızın da yazdığı gibi: “Bu anlamda bu devrimler birer ‘burjuva’ demokratik devrimdi.”

Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin demokratik devrimleri ise farklılıklar barındırıyordu. Güney Amerika’dan Cezayir’e, Hindistan’dan Çin’e, Rusya’dan İran’a ve Türkiye’ye kadar olan hareketler, içinde bağımsızlık ve sömürüsüz yaşam özlemi barındırıyordu.

Konumuza odaklanmak açısından Kemalist Devrimi kitaptan bir alıntı yaparak değerlendirelim: “Türkiye demokratik devrimi, kapitalizmin gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmak isteyen bir burjuvazinin önderliğinde değil, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı can, namus (değerler) ve mal kaygısıyla, bağımsız yaşayabilme güdüsüyle hareket eden insanların (sivil-asker aydınların, memurların ve küçük burjuvazinin) önderliği ve programıyla gelişti. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması sonrasında da bağımsız bir devletin korunması ve geliştirilmesi için milliyetçi bir çizgi izlendi. Bu nedenle Türkiye’deki sürece ‘milli demokratik devrim’ diyoruz.”

Burjuva Demokratik Devrim ile Milli Demokratik Devrim arasındaki fark buydu. Birinde milliyetçilik ve başkaldırı bizzat burjuvazi tarafından gerçekleşiyor ve kapitalizmin önü açılıyordu. Diğerinde ise bir sınıf olarak burjuvazi değil, bağımsızlık savaşı ve vatan savunması mücadelesinin başını çeken vatanseverler devrimi gerçekleştiriyordu.

KEMALİST DEVRİM’İN ÖNDER KADROLARININ SINIFSAL KARAKTERİ

Kemalist Devrim’in önder kadroları emekçi sınıflar içinden çıkmaktaydı. Emek ve kabiliyetlerine göre toplumda yer alıyorlardı. Kadroların büyük çoğunluğunu asker ve memurlar oluşturuyordu. Onları da emekçi sınıfların içine koyuyoruz. Zira sahip oldukları bir üretim aracı olmadığı gibi, sahada emeklerini ve zamanlarını vererek hayatlarını kazanıyorlardı.

Kaldı ki devrimin önderleri, kendi sınıfsal karakterlerinden çok daha geniş bir mücadele verdiler. Emperyalizme karşı bağımsız bir devletin kurulması ve milletin hür yaşaması, hür üretmesi mücadelesini verdiler.

Mücadelenin zaferle sonuçlanmasının ardından gelen yıllarda da Türkiye’de büyük sınıf farkları yoktu. Kitapta da belirtildiği üzere Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu durumu şöyle aydınlatıyor: ”1930’larda Türkiye’de önemli sınıf farkları yoktu. Büyük zenginler yoktu. Ülke, milli demokratik devrim aşamasındaydı. Toplumun önündeki sorun sermaye ile işçi çelişmesini çözmek değildi. Temel mesele sermayeden işçiye kadar uzanan halk ile emperyalizm ve feodalizm arasındaki temel çelişmeyi çözmekti. Atatürk 1920’lerden başlayarak bu gerçeği saptamıştı.”

KEMALİST DEVRİM’İN FEODALİZMLE MÜCADELESİ

Kemalist Devrim, feodalizmin, bir başka deyişle ağalık ve şeyhlik düzeninin tasfiyesi için büyük mücadele verdi. Genç Cumhuriyetin karşısında kökü eskilere dayanan güçlü ve sayılabilecek bir feodalizm vardı.

Özellikle Tunceli bölgesindeki ağalar ve şeyhler Cumhuriyet için baş tehlikeyi oluşturuyorlardı. Bu ağa ve şeyhler, karakol kurulması, silahlarına el konması, köprü yapımı gibi konularda hükümete karşı çıkıyor ve ayaklanıyorlardı.

Kemalist Devrim’in feodalizmle mücadelesinin başarıya ulaşmasının tek kıstası toprak devrimini yapmaktı. Devlet bu hususta adımlar attı. Yıldırım Hoca’mızın kitabından öğreniyoruz; 1920’de odunculuk ve kerestecilik ile uğraşan veya büyük ormanlara 20 km mesafede yaşayan her köylü hanesine 18 dönüm baltalık veriliyordu. 1925 Şeyh Sait ayaklanmasından sonra 500 kadar ağa ve şeyh batı illerine sürülüyordu. Kemalist Devrim bu gibi önlemlerle feodalizmin belini kırıyordu. Atatürk 1936’da TBMM’nin açılış konuşmasında “Toprak kanununun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek hizmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve imarı bu esastadır” diyerek toprak devriminin önemini vurguluyor ve Meclis’e görev veriyordu. Atatürk’ün vefatından sonra ne yazık ki bu adımlar durdu ve hatta gerilemeye başladı. Toprak devrimini tam anlamıyla gerçekleştiremeyen Türkiye, feodalizmi de toptan tasfiye edemedi.

SONUÇ

Biz de yazımızı Yıldırım Hoca’mızın kitabında yaptığı gibi “sonuç” bölümüyle bitiriyoruz.

Kemalist Devrim bir burjuva devrimi değildi. Kimilerinin iddia ettiği gibi ne emperyalizmle ne de feodal unsurlarla ittifak yapmadı. Aksine onlarla mücadele etti. İşçi ve köylü sınıflarını ezmedi. Onlara haklar tanıdı ve gelişmelerinin önünü açtı.

Bugün önümüzde duran görev yarım kalan Kemalist Devrimi tamamlamaktır.

#OkuyanYazsın

oncugenclik.org.tr