Ana Sayfa Yazılar ÖZGÜR BURSALI YAZDI: OMUZLARIMIZDAKİ TURGUT UYAR

ÖZGÜR BURSALI YAZDI: OMUZLARIMIZDAKİ TURGUT UYAR

1617

Özgür Bursalı/Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı

Ağustos sıcağı, ağustos güzü…

Nasıl geldiyse Ağustos başında, öylece topladı kağıdını, kalemini ve gitti yine bir Ağustos sonunda.

Turgut Uyar, Türk şiirinin, Türkçe’nin ustalarından Turgut Uyar, bir yolculuk gibidir.

Zaten yollara gebedir hayatı, karış karış memlekettir, insandır.

Memleketin yükü de şiirindedir. Şiiri bugün omuzlarımızda daima taşıdığımız en tatlı yükümüzdür.

Çok gün görmüştür. Çok göçük kaldırmıştır.

Turgut Uyar şiiri bu ülkenin en sıcak insanıdır, emekçisidir, madencisidir, yaralı bir çocuk dizdir, sokakların tozunda sevinçle koşturan arkadaşlık, kimi zaman iç burkan bir aşk hikayesi, bazen de Milli Mücadeledir.

Bugün yalnızca meşhur “göğe bakma durağında” konaklayıp kalanlar, Turgut Uyar’ı anlayamazlar.

Temmuz’da Serçe, Ağustos’ta Kartal

Bu toprakları karış karış gezdiği için ayakları yerden hiç kesilmemiştir. Toprağın hikayesini, özlemini, iklimini bilmiştir, yazmıştır. Turgut Uyar’ın sevdası, az bilinen bu büyük zaferin hikayesinde de eşsizdir;

“ben o yılların mecrasından geldim
barut, toz ve ihtilaldi hepten
dolaklı, hilal bıyıklı süvarilerle
hüzünlü marşlar söylerekten
bir davul, bir zurna, bir üçlü bayrak
saf çelik kılıçlar ata yadigarı
yorgun söğütler, mahzun yollar, kağnılar
göğsü tekmil düğmeli bir zabitin ardından
bir yıldızlı tan yerine at sürerken…

Temmuzda bir serçe kalkar Sakarya’dan
Ağustosta kartal döner
Günler uzat hasretle, dışımızdan, içimizden
bir kudretli kumandadır bakışın Paşam
geceler içinde parıltılarla yanar.”

Gazi’ye Hasret

Yollara yeniden çıkar, büyük kurtuluşla, Gazi’ye olan hasretiyle ve borcuyla Turgut Uyar.

Treni Ankara’dan gelir, “Gazi Paşam” diyememenin, ona doyamamanın hüznüyle devam eder. Boynumuz bükülü kaldı der. Ancak bilir, hüznün yapıcı tarafını da sever, kendini teskin eder. Attila İlhan Pia’sındaki gibi, “ölsem eksiksiz ölürdüm” diyebilecek kadar;

“Gayri ölüm helaldir bizlere
Gazi Paşam
Vatan vatan dediğimiz boşuna değil
Gazi Paşam
Susuşun sualdir bizlere.”

“Bir Anadolu Vardır”

Anadolu’nun sokaklarına koşar sonra. “Bir Anadolu vardır” Çok iyi tanır.

“Yazları, kışları, kıtlıklarıyla,
aşılmaz duvarların arkasıdır
bir Anadolu vardır Anadolu
bir lüks banyo sabununun markasıdır”


O Anadolu ki, “sacta pişmiş mayasız yufkayı yer”

Baldır o yufka, yemesini bilene. Turgut Uyar şiiri, o yufkanın arasındaki peynir, o sacı harlayan ateştir. Alındaki teridir, ayağındaki yırtık çarıktır. Anadolu’nun acısını, sevdasını bir arada bilendir.

Arpa yetiştirir sel alır gider
bir yar sever, el alır gider”

“Verecek Bir Şeyim Yok Gönülden Başka”

Sadece acı ve fukaralık yoktur elbette. Anadolu’nun cevheri, yokluk içindeki varlıktır. Turgut Uyar’ın keşfi de o varlıktadır. “Garip Anadolu Dağları’na” seslenir;

“İyi kalpli, anlayışlı, gösterişsiz
fakir köylerimi beslersiniz
bazen yolsuz korsunuz, yoksuz korsunuz
haritada bile ne heybetli durursunuz
Fakir Anadolumun dağları
Ramanlarım, Nemrutlarım, Süphanlarım
Verecek bir şeyim yok ise gönülden başka
uğrunuzda, üstünüzde kalsın kanlarım”

“Gönülden başka verecek bir şeyi olmayanların” şairidir Turgut Uyar.  Bu açıdan en zengin şairlerimizdendir. En büyük sermaye buradadır. Edip Cansever’in “ne gelir elimizden insan olmaktan başka” dizesindeki büyük imkanların, sonsuz diğerkamlığın, fedakarlığın anıtıdır. Sefil Selimi’nin de gönüldaşıdır. Yunus Emre’nin şarkısıdır.

Mutluluk Kaynakları

Çıkar Gergisüban Köyü’nden sonra, kendini kan ter içinde İstanbul’da, “Vaiz Sokağı 70 numarada” bulur, hislenir;

“Ben sana kürk alamam doğrusu
güzel bileklerine bilezik alamam
bir kap yemek, bir elbise
öyle bir tad var ki fakirliğimizde
başka hiçbir şeyde bulamam”

Mutluluk kaynağı, sonsuz erdem pınarlarında saklıdır. Öyle sade, öyle derin…

“perdemiz kadife olmalıydı..
 basma da güzel olur, sevince.
biliyorsun ancak boğazımıza,
olmuyor ha deyince.”

Nazım Hikmet’in o Minnacık Kadınına seslenen Mavi Gözlü Dev’le buluşur o an. Akraba olur Turgut Uyar’ın gururlu evi, Nazım’ın iki göz odasıyla… Nasıl olmasın, ezile ezile dert çeken, omzu yorgun, elleri nasırlı adamı da sırtında taşır Turgut Uyar şiiri…

“Ben Severim Omuzlarımı”

Söz, yorgun omuzlara geldiyse, Turgut Uyar dünyanın en güzel omuzlarını anlatır. Doğu Perinçek ta Silivri Zindanlarından hatırlatmıştı bu dizeleri, çünkü o da omuzlarına güveniyordu,

“Ah işte, her şey ortada
ben severim omuzlarımı birgün
sırmaları apoletleri olmasa da

ben severim omuzlarımı bir gün,
göçen bir maden direğinin altında”

İşte Türkiye’nin yakın tarihteki yeniden ayağa kalkışının en güzel şiiridir bu.

Türkiye’nin yalnız madenleri değil, ordusu, kurumları, çarşısı, fabrikaları, tarlaları da göçük altında kalmıştı, kumpaslarla.

Ancak o maden direğinin altında kalsa da, ocağı yeniden dikecek omuzlar çıktı ortaya. Turgut Uyar’ın Anadolusundaki kahramanlar koşuverdi. Milli mücadeleyi zafere taşıyan Temmuz’daki serçe, Ağustos’taki kartal oldu, uçuverdi düşmanın üstüne.

Ayağa kaldırdı memleketi, özgürleştirdi apoleti gökyüzüne dönüşen omuzları. Omuzlar savaştı, omuzlar militan iyimserdi, omuzlar güçlüydü…

Şimdi omuzlarını apoletsiz, sırmasız sevenler, maden direğinin altındaki bilinçle, o yüce gönüllü Anadolunun mirasını geleceğe taşıyor.

İnsanlığımızı, özlemlerimizi, sevdalarımızı kulağımıza fısıldayan Turgut Uyar şiirlerini sevdiğimiz omuzlarımızda hiç eksik etmeyelim. Omuzlarımızı her şartta sevebilmek, her şartta ağır yüklerin altına o omuzlarla gülümseyerek girebilmek için…

Turgut Uyar’ı, ölümünün 35. yıldönümünde, bıraktığı yüzyıllara uzanan güzelliklerle anıyoruz.

oncugenclik.org.tr, 22.08.2020