Ana Sayfa Manşet RAND DUYURDU: AVRASYA’YA KARŞI ATLANTİK’TEN “UYUMSUZ” TAVIR

RAND DUYURDU: AVRASYA’YA KARŞI ATLANTİK’TEN “UYUMSUZ” TAVIR

186

Pentagon’a bağlı “düşünce” kuruluşu, ABD’nin hedef ülkeleri üzerine stratejilerinin özetçisi RAND Corporation, geçtiğimiz günlerde yeni bir rapor yayınladı. Rapor kısaca ABD ve müttefiklerinin Rusya, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile aralarındaki stratejik çatışmada “gri bölge” olarak adlandırılan alanların durumu ve ABD’nin bu bölgelerdeki tansiyonu yönetmeye dair tasarılarını içeriyor. Raporun girişindeki “RAND araştırmacıları gri bölge saldırganlığının sekiz ortak özelliğini tanımlamakta, ABD’nin ve müttefiklerinin gri bölgelerdeki ortak caydırıcılığını değerlendirmek için bir çerçeve geliştirmekte ve çerçeveyi üç vaka çalışmasına uygulamaktadır: Çin’in Senkaku Adaları’nda, Rusya’nın Baltık ülkelerinde ve Kuzey Kore’nin Güney Kore’deki eylemleri.” ifadesinden ve bahsedilen bölgelerden, Amerikan Devleti’nin gelecek planlarını berrak bir şekilde görebiliriz ancak önce kısa bir gri bölge tanımı yapmak faydalı olacaktır.

GRİ BÖLGE NEDİR?

Gri bölge, olağanüstü koşulların olmadığı sınırlı alanlarda güç mücadelesinin devam ettiği, ancak bilinen türden topyekün askeri savaşın olmadığı ara hattır. Son RAND raporunda gri bölge olarak bahsedilen alanlar aslında ABD’nin Japonya, Güney Kore ve Atlantik sistemine entegre olan Avrupalı devletler aracılığıyla planlar oluşturduğu bölgeler olarak önümüze çıkıyor. Rapor, aynı zamanda bu bölgelerde ABD ve müttefikleri arasındaki “uyumsuzluğu” da gözler önüne seriyor.

YÜZ YILIN ÇEKİŞMESİNDE JAPONYA’YA BEL BAĞLIYOR

Son RAND raporu, Doğu Çin Denizi’ndeki Senkaku Adaları’nda Çin ve Japonya arasındaki çekişmeyi, Rusya’nın dış politikasına “Baltık ülkelerine yönelik saldırgan tutum” manipülasyonunu ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile Güney Kore ilişkilerinin ABD çıkarları yönünde seyretme rotasını işliyor. Rapordan alıntılar yaparak üzerine konuşalım.

Senkaku Adaları üzerinde Çin ve Japonya arasındaki ihtilaf, Amerika’yı yakından ilgilendiriyor gibi görünüyor. “Çin’in adaları ele geçirmek için güç kullanma motivasyonu çok düşük görünüyor. ABD ve Japonya, müdahale seçenekleri için önemli bölgesel ve küresel destek üretme yeteneğine sahip. ABD ve Japonya’nın kabul etmeyecekleri sonuçlar hakkında belirli ve üzerinde mutabık kalınan kararları olup olmadığı belirsizdir, ancak Japonya’nın kabul etmeyeceği net sonuçlar vardır. Tokyo, topraklarını sıkı bir şekilde savunmasını işaret eden açık ve tutarlı açıklamalar yayınladı, önemli miktarda savunma varlıkları biriktirerek çıkarlarını destekleyebileceğine dair net sinyaller gönderdi ve Çin’in adalar etraftaki faaliyetlerine yüzde yüz yanıt veren bir politika ilan etti.” Bu kısımdaki ABD-Japonya birlikteliği vurgusu içi boş bir ifade değil. Daha geçtiğimiz ay Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden ve Japonya Başbakanı Yoşihide Suga, Çin’in Güney Çin Denizinde hak iddia ettiği alanlarla ilgili ortak tavır bildirmek üzere bir araya geldi. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki hak taleplerini yasa dışı olarak değerlendiren ABD, daha önce bölgeye defalarca savaş gemileri göndermişti. Japonya ve Çin arasındaki tarihsel mücadelede Amerika Birleşik Devletleri’nin tarafı kuşkusuz, emperyalizmle işbirliğine her zaman hazır yeri olan Japonya olacaktı. ABD, en büyük stratejik düşmanı Çin’in kuvvetini de iyi kavramış olacak ki, Japonya ile mutabakatını vurgularken iki ülke arasında konuşulan bütün bu adımların Çin’e cevap vermek için gereken ihtiyacı karşılayıp karşılamayacağının “belirsiz” olduğunu da söylüyor.

AVRASYA’NIN DEV ADAMINA KARŞI “UYUMSUZ” NATO

Raporun bir içeriği de Rusya’nın Baltık ülkelerine karşı “saldırganlığı” ve ABD-NATO hattının duruşu. Raporda geçen “Rusya’nın Baltık devletlerine yönelik gri bölge saldırısına gelince, ABD ve NATO’nun caydırıcı tavırları karışık. Özellikle, ABD ve yerel ortakları, hangi sonuçları kabul etmeyeceklerini açıkça belirtmiyorlar, bu da neyi caydırmaya çalıştıklarını belirsiz hale getiriyor.” ifadeleri, ABD’nin Avrasya cephesinin en güçlü temsilcilerinden Rusya’ya karşı kendi küresel denetleme mekanizması üzerinde ne kadar az hakimiyeti olduğunun bir itirafı niteliğinde. Özellikle Fransa gibi ABD’nin Avrupa’da sırtını dayadığı devletlerin yer yer Rusya’nın adımları karşısında sergilediği “motivasyonsuzluk” nedeniyle, Rusya’nın bahsedilen gri bölgedeki faaliyetlerine karşı NATO’nun uyumsuz bir durumda olduğu ifade ediliyor. Amerika’nın, Rusya’ya karşı oluşturduğu birliğin somut koşullara teslim olmaya mecbur kalmış ve çok kutuplu dünyayı kavramaya başlamış olması, ABD derin devletinin adamı Biden için en düşündürücü konu başlıklarından biri olmalı.

ESKİ DOSTTAN TEKRAR DOST OLUR MU

Kore yarımadasında son yıllarda atılan adımlar da RAND’ın önem verdiği bir başlık. 2018’de KDHC lideri lideri Kim Jong-un ile Güney Kore lideri Moon Jae-in’in imzaladığı ortak bildiri sonrası iki ülke arasında atılması konuşulan özellikle ekonomik adımlar ABD’nin kafasını karıştırıyor. Güney Kore gibi uzun yıllar o coğrafyada Amerika’nın üs bildiği bir ülkenin Atlantik düzleminde kararsızlaşması Joe Biden’ın işine gelmiyor. Rapordaki “ABD ile Güney Kore arasında yakın uyumu ‘yeniden sağlamak ve sürdürmek’ hedefi” vurgusu bu nedenle Kore bölgesindeki ABD stratejilerini anlamamız adına önem arz ediyor. “(…)ABD’nin Güney Kore’nin yeteneklerini gri bölge faaliyetlerine karşı da dâhil olmak üzere güçlendirmesine yardımcı olan eğitim, askeri tatbikat ve danışmanlığın yanı sıra silah satışlarının ve diğer derin işbirliği önemli. Bu bölgedeki saldırganlığı caydırmak için gerekli olabilecek yetenekler yelpazesi ve gri bölge için geniş bir kara kuvvetleri desteği gerekli olan bir gerçeklik.” Bu kısa paragraftan şunu anlıyoruz; ABD yıllarca besleyip büyüttüğü, uğruna sadece kendi değil kaç ülkenin vatandaşını canından ettiği Güney Kore’yi kaybetmemek için eski güzel günleri yaratmaktan başka çare bulamıyor. Güney Kore ise yine tarihsel koşullara teslim olarak yeni konumunu almanın arefesinde.

RAND Corporation, bir nevi Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi tahlil ve stratejisini yayma kurumu. Üzerinde çalıştığı konular ise ayan beyan açık bir stratejik planlama. Yükselen Avrasya’yı dağıtmanın, kendi tek kutuplu sistemini tekrar güçlendirmenin teorisini yaparken tüm güçlenen Avrasya kuvvetlerini hedef alıyor. Geçtiğimiz yıl yayınladıkları “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” adlı raporda da yeni uygarlığın kilit kuvveti olan Türkiye’ye dair tahlil ve planlarını sunmuşlardı. Türkiye hükümetinin avuçlarının içinden kayıp gitmesine dur diyemeyen ABD’nin, “çözüm” olarak hangi siyasi kuvvetleri işaret ettiğini de rapor açıkça işlemişti. Kuruluşun son raporu ile ilişkilendirerek okuduğumuzda Türkiye’nin dış politikada atacağı adımlar için daha kararlı ve Avrasya stratejisini benimsemiş adımlara ihtiyaç duyduğu apaçık ortadadır. Ülkemiz bugün yüzleştiği tüm çelişkilerden Çin, Rusya, Suriye, İran gibi siyasi ve coğrafi kader birliği yaptığı devletlerle tek yumruk haline gelerek ve ulusçu Avrupa ülkeleri ile KDHC’nin, Amerika Birleşik Devletleri ile savaşta değerlendirilmesi için somut adımlar atarak çıkacaktır. Avrasya’da ısrar, Türkiye’nin çıkarlarında ısrar demektir.

Can Aybars Bilgicier
Öncü Gençlik Ankara İl Yöneticisi
ODTÜ Temel Örgüt Başkanı