Ana Sayfa Yazılar UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: BÜYÜK MİLLETLER ASIRLIK SALTANATLARI DEVİRİR

UĞURCAN YARDIMOĞLU YAZDI: BÜYÜK MİLLETLER ASIRLIK SALTANATLARI DEVİRİR

560

Uğurcan Yardımoğlu, Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Sekreteri

 

Saltanat kurumunun kaldırılmasının 94. yılına ülkemiz, ‘Başkanlık’ tartışmalarıyla girdi. Saltanat kurumunun dayandığı ideolojik kaynakların beslediği AKP yöneticilerinin Başkanlık talepleri de söz konusu kurumun yarattığı sembol değerlerle birlikte sunuluyor. Hanidiyse ‘Kut’ hakkından veya Tanrı’nın yer yüzündeki gölgesi olmaktan bahsetmeseler bile yaptıkları çağrışımlarla çağ dışılıklarını ortaya koyuyor ve kitleleri ürkütmeyi başarıyorlar. Laiklik ilkesinin altının boşaltıldığı ve halkçılığın bertaraf edildiği bir ortamda sıranın Cumhuriyete gelmiş olması şaşırtıcı değil elbette. Ancak ülkemizin içerisinden geçtiği dönemin zorunluluklarını saptayamayan ufuksuz ve sorumsuz AKP yöneticileri çağ dışı hayallerine saplana dursun biz meseleyi 1 Kasım vesilesiyle her açıdan ele almaya çalışalım.

 

Saltanatın kaldırılması tartışmasının hangi olay üzerine açıldığını anımsamak bugüne ilişkin tarihsel kavrayışımızı güçlendirecek niteliktedir. Birinci İstiklal Savaşı’mızın son günlerindeyiz İngiliz uşağı Yunan Ordusu denize dökülmüş ve Mudanya Ateşkesi imzalanmıştı. Silahlarımız vatanımızı kurtardıktan sonra mağrur Mehmetçik’in elindedir ancak şimdilik susmuştur. Diplomasi konuşacaktır. Daha iki şu kadar yıl önce Sevr ile ölüm fermanımızı imzalamış ‘iskarpinli fraklı salon eşkıyaları’ ellerini ovuşturarak hem Ankara’daki milli hükümeti hem de Bab-ı Ali’deki -artık neresi Aliyse- püskülü dökülmüş ortaçağ kalıntısı hükümeti Lozan’a çağırır. Lozan’da müzakere edilecek olan artık milli bağımsızlığımız değil fakat üstümüzdeki tüm yabancı kayıtlarını kaldırmak olmalıdır. Milli hükümet şaşkınlık içerisindedir, henüz dün istiklalimizi ihraç malı gibi pazarlayanlar zaferden sonra diplomasi cephesine koşmak istemektedir. Daha dün istiklalimiz için ayağa kalkanları asi ilan edenler şimdi asi hükümetin by pass edilmesi için çaba harcamakta emperyalistlerin bu davetine iştirak etmeye kalkmaktadır.

 

‘BİZ CEPHEYE GİDERKEN ONLAR BALOYA GİDİYORDU’

 

Muharebe cephelerine koşmak yerine işgalcilere İstanbul’un anahtarlarını teslim eden sultanın hükümeti diplomasi cephesine boş yere koşmaz. Maksat altı asırlık çınarı kurtarmaktır fakat o çınar çürüyeli çok olmuştur. Vatanı, mülkü olarak gören sultanların devri çok gerilerde kalmıştır artık. Antika bir eşyadan farkı kalmayan Osmanlı saltanatı millet için ihanetten ve zorbalıktan başka bir şey ifade etmezken, emperyalistler için kullanım değeri bitmemiş bir kapı bekçisidir. Kendisine yine kapitülasyonlar ‘ihsan edecek’ imtiyazlar bahşedecek bir süslü antik yönetici istemesi doğaldır emperyalistlerin. Mülkünü bağışlamak Sultan 6. Mehmet Vahdettin için hiç zor olmadı keza öncüllerinden Sultan 2. Abdülhamit de buna benzer bağışları pek çok kez yapmıştı. Ancak milletin silahına davranarak bilfiil isyan etmesi bu tarihsel döneme noktayı koymuştu mesele bunun ilanından ibaretti:

 

“Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle tartışmayla verilmez.Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle zorla alınır.Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardır.Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor.Bu bir oldu bittidir. Konumuz millete saltanatı bırakmak yada bırakmamak değildir.Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir.Bu derhal olacaktır.Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur.Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.” sözleriyle vaziyeti özetleyen Gazi Mustafa Kemal milli saltanat döneminin başladığını müjdeliyordu.

 

Birinci İstiklal Savaşı’nın Gazi Meclis’i de büyük bir coşkuyla bu müjdenin gereğini yerine getirmiş ve 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştı. Coşkuyla diyoruz çünkü öncesinde saltanat kurumuna ve Vahdettin’e yönelik öfkelerini kesin bir dille ifade etmişti vekiller. Hele ki emperyalistlerin Sultanın hükümetini Lozan’a çağırması bardağı taşırmıştı. İçişleri Bakanı Ali Fethi Bey meclis oturumunda bunu vekillere duyurur ve “Bab-ı Ali eğer bu konferansa katılmayacak olursa altı asırlık tarihsel kimliği son bulmuş olacak” diyerek davet sahiplerinin gerekçelendirmesini de vekillere sunar. Vekillerin öfkeyle verdiği cevap çarpıcıdır: “yerin dibine batsın!”

 

Vekillerden biri son noktayı koyar: “Biz cepheye giderken onlar baloya gidiyordu!”

 

SALTANATI SAVUNMAK DA GERİ GETİRMEK DE VATANA İHANETTİR

 

Meclis saltanatı kaldırdıktan sonra çıkardığı kanunla saltanatı savunmayı ve yeniden tesis etmek istemeyi vatana ihanet saymıştır. Bu alınan kararı korumak için konulmuş basit bir tedbir değildir. Saltanat tartışmalarının çıkış sebebiyle doğrudan ilintilidir ve tarihsel kavrayışı ortaya koyar: Vatanı savunmak ve milleti birleştirebilmek için bir daha ikilik çıkmaması için hakimiyet millete verilmiştir. Çünkü milleti yalnızca millet birleştirebilir. Milleti sürü vatanı sarayın bahçesi sayan anlayışı tarihe gömmeden emperyalistler yenilemezdi. Bu bakış açısı saltanatın kaldırılması kanununun içeriğine de yansımıştır. Bab-ı Ali hükümeti 16 Mart 1920 itibariyle son bulmuştur diyen hüküm İstanbul’un işgal edilişine gönderme yapıyordu ve saltanat iradesinin çoktan ortadan kalktığına işaret ediyordu.

 

‘MİLLETİN İSTİKLALİNİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR’

 

Vatanı kurtarma görevini ise “Hakimiyet bila kayd-ü şart milletindir” diyen Büyük Millet Meclisi üzerine almış ve başarmıştı. Bugün ikinci İstiklal Savaşı koşullarında ABD ile cephe cepheye savaş halindeyken bu tarihsel gerçeği yeniden bilince çıkarmamız gerekiyor. O tarihsel gerçek meclisin ve millet egemenliğinin habercisi niteliğindeki Amasya Genelgesinde ortaya konmuştur: Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır. Dolayısıyla Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlık gelmediği takdirde ülkenin bölüneceğine ilişkin tezi çöp sepetindedir. Asıl millet egemenliğinin şahıs egemenliğine dönüştüğü vaziyette ülkenin bölünüp parçalanması mukadderdir.

 

Bugün PKK-FETÖ ve bilcümle Amerikan aparatlarına karşı hayati bir mücadele verdiğimiz bu süreçte milli güçleri birleştirerek milleti seferber etme göreviyle karşı karşıya olan hükümet ya cumhuriyete sarılacaktır yahut bu görevden vazgeçerek geçmişte olduğu gibi emperyalistlerin proje görevliliğine soyunacaktır. Çağımızda millet hakimiyetini reddeden tüm kuvvetler emperyalizmin güdümüne girmiştir. Bu çağımızın tunç yasasıdır. Ancak Amerikan raporlarında da belirtildiği gibi ‘Yeniden Uyanan Türkiye’ bir daha başında işbirlikçi bir iktidar tutmaz. Başkanlık dayatmalarında ısrarcı olanlar modern taçlılar olarak tarihin kenarına sürülmeye hazır olmalıdır. Milletin ufkunda ikinci kez istiklal ikinci kez hürriyet vardır. Milletin bu talebine önderlik edebilecek yegane kuvvet ise Vatan Partisidir. Çünkü Vatan Partisi için 1 Kasım hep milletin kendi saltanatını kutladığı bayramıdır. Vatan Partisi hiçbir zaman taçlılardan olmaya özenmediği gibi bunlarla her dönem mücadele etmiştir. Ve ancak bu mücadelelerin içinden gelenler milletimizden varını yoğunu vatan savaşına vermesini isteyebilir. Yoksa milletin varıyla yoğuyla biriktirdiklerinin üstüne oturup başına taç takmak isteyenler değil.

 

Sözün özü Türk Milleti için Anafartalarda kurşunlara göğüs gerenlerden olursanız 1919’da yine millet için omzunuzdaki apoletleri söktüğünüz halde devlet büyüğü gibi karşılanırsınız. Milletimiz için ateş altında meclis kurarsanız düşmanı denize dökebilmek için milleti birleştirebilirsiniz. Saltanatı geri getirmeye kalkışmak ise püskülü dökülmüş Osmanlı’nın kaderini paylaşmakla sonuçlanır. AKP’ye kutsal gelen çınar milletin fiskesiyle yerlere yıkılmıştı yine yıkılacak. Başkanlık hayali kuranların dikkatine: Büyük milletler asırlık saltanatları yıkar.

 

oncugenclik.org.tr, 1.11.2016