Ana Sayfa Yazılar BERKE BERKİL YAZDI: SOSYAL DEMOKRASİNİN BÖLÜCÜLÜKLE DANSI

BERKE BERKİL YAZDI: SOSYAL DEMOKRASİNİN BÖLÜCÜLÜKLE DANSI

236

Berke Berkil, Öncü Gençlik MYK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı

Fotoğraf kareleri anı ölümsüzleştirir.

Diyarbakır’da son günlerde ortaya çıkan kareler de aslında Türkiye’deki saflaşmayı ölümsüzleştirdi.

Bir tarafta Diyarbakır’da HDP İl Başkanlığı binası önünde evlatları için ayağa kalkan, “başlarım sizin Kürdistan davanıza” ve “çocuklarımızı Amerikan uşaklığına gönderiyorsunuz” diyerek meseleyi bütün çıplaklığıyla ortaya koyan analarımız, babalarımız…

Diğer tarafta ise ailelerin kapısına dayandığı binanın içinde terörle bağlantıları gerekçesiyle görevlerinden alınan Ahmet Türk ve Selçuk Mızraklı ile tarihe bir dayanışma fotoğrafı bırakan CHP’nin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve son Cumhurbaşkanı adayı Yalova Milletvekili Muharrem İnce…

Biri binanın içinde, diğer ise dışında verilen bu iki fotoğraf karesi, Türkiye’nin emperyalizm destekli terörle kesin hesaplaşma yaşadığı bu süreçte tarihe düşülen nottur aynı zamanda.

İleride açıp bu kareye bakanlar, sosyal demokrasiyle Kemalist köklerinden koparılan CHP’nin etnik milliyetçilikle dansından başka bir şey görmeyecekler.

Bu yazıda, bu tehlikeli dansın tarihsel adımlarını takip ederek sosyal demokrasinin Türkiye’nin milli siyasetine sokulmuş bir Truva atı olduğunu nedenleriyle ortaya koyacağız.

Sosyal Demokrasi Nereden Çıktı?

Sosyal demokrasi, bir siyasal parti olarak, sınıf çelişmelerinin keskinleştiği 19. yüzyıl Almanya’sında ortaya çıktı ve 1891 Erfurt Kongresi ile işçi sınıfı ideoloğu Karl Marx’ın ortaya koyduğu görüşleri benimsedi.

Ancak kapitalizmin her geçen gün daha da derinleşen buhranlara çözüm olarak dünyanın geri kalan pazarlarına yayılması üzerine emperyalizmle işbirliği karakterine büründü. Emperyalistler ezilen ülkelerden elde ettikleri sömürünün bir kısmını kendi ülkelerinde var olan sınıf çelişmelerini hafifletmek için buraya akıttı. Bu pay ile devrimci karakterlerindeki değişim 1. Dünya Savaşı’na yansıdı. Avrupalı devletlerin dönemin geri kalmış ülkelerinin pazarlarını işgal etmek ve paylaşmak için giriştikleri savaşta sosyal demokrat partiler savaşın sürmesini istediler. Çünkü savaş sonunda kazanılan topraklardan elde edilen payların bir kısmı kendilerine gelecekti.

Bu işbirliği karakterinin altında yatan temel sebep budur.

Sosyal Demokrasi Türkiye’ye Nasıl Yerleşti?

Sosyal demokrasinin öz açısından değil de içerik açısından Türkiye’de ilk kendini göstermeye başladığı zamanlar Türkiye’nin kendisine Batı kampı içerisinde yer edinmeye başladığı zamanlara dayanmaktadır.

Özellikle 1945’lerden itibaren CHP önderliğinin Kemalist Devrim’de ısrar etmek yerine Batı kampına dahil olma tercihi CHP içerisinde ideolojik dönüşümün başlangıcı açısından önemli bir kırılmadır. Bununla birlikte iktidarın Demokrat Parti’ye kaybedilmesi de CHP’de Demokrat Parti’nin karşı devrimci programına tavizler vermeyi ve beraberinde halkın kısa vadeli yönelimlerine dayalı siyaset yapma biçimini beraberinde getirdi.

Sosyal demokrasinin özü açısından Türkiye’ye girişi ise 1960’ların sonrasında Turan Güneş’lerin başını çektiği Mülkiyeliler ekibi ile olmuştur. CHP içerisinde yer alan Mülkiyeliler ekibinin muasır medeniyetler seviyesine çıkış için çözümün Batıcılık olduğu fikri Batı’da hakim olan sosyal demokrasiye yönelik ilgiyi artırmıştır. Bu ekibin de o dönem CHP içerisinde sosyal demokrasiye yönelik incelemeleri ve tartışmaları başta Bülent Ecevit olması üzere CHP kadrolarını etkilemiştir. Kemalist Devrim’in özüne ilişkin tartışmalara girilmekle beraber ciddi bir hesaplaşma yapılmadığı için 1970’lerde sosyal demokrasi Kemalist Devrim’in etkileri ile birlikte var olmaya devam etti. Bununla birlikte Bülent Ecevit’in bu dönemde sosyal demokrasi üzerine yazdığı kitaplarında Kemalist Devrim’e ilişkin “tepeden inmecilik” gibi eleştirilerinin boyutu ilerleyen süreçte CHP içinde sosyal demokrasinin etkisini arttırmıştır. Ancak özellikle 1980’lerin ardından sosyal demokrasinin yaşadığı değişim Kemalist Devrim’den tamamen kopuşu ve günümüzdeki etnik milliyetçilik ile birlikteliğin taşlarını döşemiştir.

Hastalığın Son Evresi: “Yeni Toplumsal Hareketler”le Siyaset

Emperyalizmin 1929 yılında yaşadığı büyük buhran ve Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu komünizmin yayılma tehlikesi, Avrupa’da sosyal refah devletinin benimsenmesini beraberinde getirdi. Fakat özellikle 1970’li yıllarla birlikte karlılık krizinin sosyal devlet politikalarıyla aşılamaması, Körfez kriziyle birlikte petrol fiyatlarının fırlaması Avrupalı ülkelerin yüksek cari açıklar vermesini beraberinde getirdi. Bu koşullara dünyada devrimci dalganın durgunlaşmasının ve Sovyetler Birliği’nin saldırgan bir çöküş sürecine girmesinin eşlik etmesi, Avrupa’da sosyal refah devletinin rafa kaldırılmasına dayanak oldu.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Amerika’nın hemen ardından ilan ettiği dünyanın tek efendisi olma hedefi de eklenince sosyal demokrasi bambaşka bir içerik kazandı. Dünya çapında sosyal demokrasinin DNA’sı tamamen değişti, kodları yeni baştan yazıldı.

Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni” projesi, dünyanın büyük bir küresel köy olması, ABD’nin de bu köyün muhtarı olmasıydı. Bunun için sermayenin dolaşmasının önündeki bütün engeller kaldırılmalı ve ABD’nin silahlı gücünün yayılması için yeni gerekçeler bulunmalıydı. “Medeniyetler çatışması” gibi teorilerle süslenen kimlik siyaseti bu amaç için önemli bir kozdu. ABD’nin anladığı küreselleşme en nihayetinde ulus devletin gümrüklerini ve sınırlarını koruyan direncini kırmakla olur. Etnik kimliklerin çarpıştırılması, bu direncin kırılması için en etkin yöntemdir. Nitekim Yugoslavya’da olan şey tam olarak budur.


Bütün dünyada sisteme karşı yükselen “yeni toplumsal hareketler” de kimlik siyaseti kalıbına döküldü ve böylece sistem açısından zararlı olmak şöyle dursun, araçsal hale geldi. Kimliğe dayalı siyaset 12 Eylül’ün Doğu’da zulmeden fakat bir yandan PKK’nın büyümesinin önünü açan danışıklı bölücülük politikasıyla birlikte Türkiye’de de kendine zemin buldu. 12 Eylül Amerikancı Darbesi’nin Türkiye’de yarattığı hegemonya ile kimlikçiliğe set çeken Kemalist Devrim’e yönelik ideolojik taarruz hat safhaya çıktı. Devletin tepeden başlayarak Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni” kapsamında yeniden yaratılması sürecinde özellikle sosyalist sol ve CHP üzerinde bu hegemonya ciddi oranda başarı kazandı.

CHP’nin yönetiminde bulunan farklı kanatların Türkiye’ye yönelik Amerikan hegemonyasına ve yaşadıkları ideolojik kimlik krizine karşı köklerinden beslenerek antiemperyalist ve bağımsızlıkçı tutum alması gerekirken Batı sistemine “biat” bu yeni toplumsal hareketlerin CHP içerisinde maya tutmasına vesile oldu.

Kimler Kimlerle Yan Yana?

Erdal İnönü başkanlığında Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 1991 yılında yapılan genel seçimlerde HDP’nin o dönemki öncülü olan Halkın Emek Partisi (HEP) ile ittifak yaparak seçime girmesi sosyal demokrasinin tarihindeki önemli kırılma anlarından birisidir. Aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Ahmet Türk gibi PKK’nın siyasi kadrolarının Meclis’e sokulması bu ittifak ile mümkün olmuştur. Aslında bu ittifakın ideolojik temeli, yukarıda bahsettiğimiz etnik milliyetçiliğin özellikle 1980’lerden sonra sosyal demokrasi açısından ittifak yapılabilecek bir toplumsal hareket olarak değerlendirilmesidir.

CHP’nin etnik milliyetçilik noktasında özellikle günümüze geldikçe kritik zamanlarda attığı adımlar aslında sosyal demokrasinin CHP içerisinde temel taş haline gelmesine bağlıdır. CHP içerisinde sosyal demokrasi hâkim gelmeye devam etikçe CHP’nin bu noktadaki adımları kendi içinde daha da tutarlı hale gelmiştir.

İlerleyen yıllarda Avrupa Birliği’nin dayattığı “İkiz İhanet Yasaları” olarak bilinen sözleşmelerin Meclis’ten geçirilmesinde CHP’nin de payı olması sosyal demokrasinin CHP içerisinde merkez güç haline gelmesi ile doğrudan ilintilidir. İkiz İhanet Yasaları Türkiye’de Kürtlerin ve Alevilerin azınlık statüsüne sokulmasını ve buna bağlı olarak Kürtler ve Alevilere azınlık hakları verilmesini sağlayarak Lozan Barış Anlaşması ile teminat altına aldığımız Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne kast edecek bir girişimdir.

Bugüne yaklaştıkça özellikle Baykal’ın bir kaset operasyonu ile görevinden indirilerek Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin Genel Başkanı olması CHP açısından yeni bir devrin kapısını aralamıştır. 34. Olağan Parti Kurultayı’na sunulan Parti Meclisi Çalışma Raporu’nda “CHP’nin Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşu ve çok partili yaşama geçişten sonra gerçekleştirdiği üçüncü büyük devrim sosyal demokrasidir. Sosyal demokrasi, dördüncü büyük dönüşüm olan özgürlükçü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur” ifadesiyle aslında CHP’nin Kemalizm’den kopuşu bir kez daha açıkça ilan edilmiş olmaktadır.

CHP’nin açılım sürecindeki karnesine Kılıçdaroğlu’nun o zamanki açıklamaları üzerinden bakabiliriz. Bu sürecin sebebinin kardeş kavgası olduğunu ve çözümün ise parlamentoda meşru güçlerin masaya oturması ile çözülebileceğini ifade etmesiyle aslında açılım sürecine esastan herhangi bir karşı çıkışın olmadığını görmekteyiz. ABD’nin planı olan bölünme açılımı söz konusu olunca muhalefet yelkenleri indirilmiştir.

Fakat CHP’nin yaptıkları bununla da kalmamaktadır. Özellikle Adalet Yürüyüşü ve Kurultayı sürecinde Tuncay Özkan’ın yürüyüşün “Selahattin Demirtaş’ın çığlığı” olduğunu ifade etmesi etnik bölücülüğe arka çıkıldığını göstermektedir. Bu noktada CHP içerisinde her kurultay veya seçim dönemi ortaya dökülen grupları incelemek geldiğimiz noktayı göstermektedir. 10 Aralıkçılar’dan tutun da TESEV’cilere kadar her ekibin ortak özelliği bölücülükle kol kola girmekte herhangi bir sorun görmemesidir. Sadece bu da değil. Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı kabul, NATO-İsrail ve Amerika’yla işbirliği, Suriye’ye düşmanlık gibi noktalarda aldığı tavır da Amerikan emperyalizminin dümen suyuna giren hamlelerdir.

Sosyal Demokrasinin Panzehiri Devrimcilik

Bir parti savunduğu ideolojiye ilişkin amaçları yapmaya uygun bir program üretir.  Bu program doğrultusunda da uygun örgütlenme metodunu geliştirir ve kadrolar yaratır. Tam da bundan ötürüdür ki bir partiyi değerlendirirken söylemlerinden ziyade pratiğine yön veren ideolojik özelliklerini irdelemek, o ideolojik özelliklerin toplumda dayandığı tabanı saptamak ve ortaya çıkardığı/millete sunduğu kadro profilini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Bugün geldiğimiz noktada ise İstanbul milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ile, İl Başkanları Canan Kaftancıoğlu ile, PKK’nın belediye memurlarına siper olan Ekrem İmamoğlu ile, Tuncay Özkanları ve nice yöneticileri ile etnik bölücülüğe kol kanat geren ve her halükarda müttefikleri olduğunu ilan eden bir CHP ile karşı karşıyayız. Yazımızın başında bahsettiğimiz fotoğraf işte bu tarihsel süreç içerisinde adım adım Kemalist Devrim’den kopan Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün tam anlamıyla neden etnik bölücülüğün temsilcisi HDP ile ittifak içerisinde olduğunu göstermektedir. Çünkü sosyal demokrasi, demokrasiyi sosyalleştirmek demek değildir. Sosyal demokrasi Kemalizm değildir. Sosyal demokrasi Avrupa’da emperyalizmle işbirliğidir. Bizim gibi emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerde de emperyalizmin çizdiği demokrasi ve özgürlük sınırları içerisinde aslında Truva atı olarak görev almaktır. Amerika’nın küreselleşme planlarına uygun ülkeler yaratmanın aracı olmaktır.

Devrimcilikte ısrar, sosyal demokrasinin karşısında olmak ve Amerikan emperyalizminin safına düşmemek demektir. Devrimcilikte ısrar için de devrimci partiye ve programa ihtiyaç vardır. Ne mutlu bize ki Türkiye’nin 200 yıllık vatan ve hürriyet mücadelesini sahiplenen, Amerikan emperyalizmine karşı tavır alan ve tam bağımsızlığı savunan Vatan Partisi var!  Ülkemizin içinden geçtiği Vatan Savaşı koşullarında Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü sağlamak, ekonomik kriz koşullarında Üretim Devrimi’ni yapmak için tutarlı programa ve kadrolara sahip Vatan Partisi var!

Kaynakça:

1.Yıldırım Koç, Sosyal Demokrasinin Öyküsü, Kuzgun Kitap

23Atakan Hatipoğlu, CHP’nin İdeolojik Dönüşümü, Kaynak Yayınları

3.Doğu Perinçek, Bilimsel Sosyalizm ve Bilim, Kaynak Yayınları

4.Teori Dergisi, sayı 312 Marx ve Engels’de Asya Devrimleri

5.Teori Dergisi, sayı 332 CHP ve Sosyal Demokrasinin Çöküşü

6.Bilim ve Ütopya dergisi, sayı 251 Şekere Bulanmış Kurşun Kimlik Siyaseti ve HDP

7.https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/yildirim-koc/2017-temmuz/korlerin-fil-tanimi-ve-sosyal-demokrasi?utm_source=gazeteoku&utm_medium=referral

8.https://www.aydinlik.com.tr/arsiv/dou-perncek-o-resimler-oebuer-resme-katlanmanz-icindir

9.https://odatv.com/amp/shp-hep-ittifaki-sosyal-demokratlara-ne-getirdi–2511101200.html

10.http://oncugenclik.org.tr/sosyaldemokrasinin-dunyadaki-yeri/

11.https://www.internethaber.com/shp-hep-ittifakinin-mimari-konustu-310607h.htm

12.https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-haziran/tuncay-ozkan-bu-yuruyus-selahattin-demirtas-in-cigligidir

oncugenclik.org.tr, 26.9.2019