DİLEK ÇINAR YAZDI: KADIN İŞÇİ TABURLARI

DİLEK ÇINAR YAZDI: KADIN İŞÇİ TABURLARI

Dilek Çınar, Öncü Gençlik Eskişehir İl Başkanı

Eşitlik mücadelesinin dünya ölçeğinde güç kazandığı 1910’lu yıllar Türkiye’de de kadının, özgürlükleri doğrultusunda önemli kazanımlar elde ettiği dönem oldu.1908 Jön Türk Devrimi’nin benimsediği “hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet’’* ilkeleri Osmanlı’da kadın sorununu gündeme getirmiş, kadının “toplumsallaşması” ya da kadın erkek eşitliği II. Meşrutiyet’in temel kaygılarından birini oluşturmuştu. Ziya Gökalp’in gündeme getirdiği ve Meşrutiyet’in yaratacağı toplumsal dönüşümün çerçevesini çizen ’Yeni Hayat’’ın en önemli boyutu kadınların yaşamlarına dairdi. Kadın, Osmanlı’da süre gelen geleneksel yaşam biçimini bırakmalı, toplumsallaşmalı, özgürlüklerini genişletmeli, görünür bir konuma gelmeliydi.

Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp Savaşı (1911) ile başlayan ve yıkılışına kadar süren savaş yıllarında iş gücünü oluşturan erkek nüfusun neredeyse tamamı savaş cephelerinde bulunduğu veyahut şehit, gazi olduğu için geçim kaynağı sağlamak ve ciddi oranda azalan iş gücü açığını kapatmak için kadınlar çalışma hayatına çekildi. Büyük bir atılım gerçekleştirilerek Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi kuruldu. Cemiyetin kuruluşunu izleyen bir yıl içerisinde 8.860 civarında kadın işçi cemiyet aracılığı ile çeşitli kuruluşlarda çalışmaya başlamıştı. İstanbul Kibrit Fabrikası, İzmit Aba Fabrikası, Çorap Fabrikası, Beykoz Deri Fabrikası; Hereke, Karamürsel, İstanbul’da Eyüp Sultan dokumaları önemli oranda kadın işgücüne dayanmaktaydı. 1913 yılında dokuma sanayiinde kadın işgücü oranı %50’ye ulaşmıştı. Şehirlerde yol yapımından, sokak temizliğine, berberliğe kadar birçok iş sahasında kadın işçi çalıştırılmaya başlanmıştır.

Kadınları Çalıştırma Cemiyeti’nin yaptığı bütün üretim orduyla bağlantılıydı; yani buradaki 2.500 kadının büyük bir bölümü ordunun ihaleleri için hazırlanmakta olan askeri ihtiyaçları karşılamak üzere orada bulunmaktaydı. Kimisi matara, kimisi askerin ayağına çarık yapmakta, kimisi elbise dikmekte, kimisi askerler için iç çamaşırı hazırlamakta ve kimisi de makine olmadığından elle askerler için yün kışlık yelekler örmekteydi. Bu durum devam ederken Osmanlı ordusu bünyesinde yer alan amele taburları arasında, deneme mahiyetinde bir de kadın amele taburu kurulması fikrini ortaya atılmış. Enver Paşa bu fikri derhal kabul ederek ‘Kadın İşçi Taburu’nun kurulması için gerekli çalışmaları başlatmıştır. Üsküdar Sultantepesi’ndeki Edib Bey Köşkü adıyla bilinen bina tabur karargâhı yapıldı.10 Eylül 1917 günü Birinci Ordu bünyesinde oluşturulmuş olan Kadın İşçi Taburu kuruldu. Kadın İşçi Taburu’na alınacak personelin temin ve tesbiti için Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslâmiyesi ile iş birliği yapıldı. Müracaatta bulunacak kadınlar arasında din ve milliyet farkı gözetilmeksizin aranılan şartlar şunlardır:

1- Yaşı asgarî 18, azamî 30 olmak.

2- Kucakta taşınır çocukları olmamak.

3- Adayların namuslu, ahlâklı ve iffet sahibi olduklarını gösteren mahallî ihtiyar heyetlerinden ve polis mevkiinden tasdikli ilmühaber getirmeleri.

4- Aşılı olmak. Aşı belgesi beraberlerinde bulunacaktır.

5- Herhangi bir bulaşıcı hastalığı veya müzmin bir rahatsızlığı bulunmamak. Sıhhî durumlarını tespit için I. Ordu tarafından taburda teşekkül ettirilecek olan heyet-i sıhhiyece muayene edileceklerdir.

6- İşçiler için işçilik görevini yapabilecek derecede güçlü ve kuvvetli olmak.

Böylece Birinci Ordu’ya bağlı Birinci Kadın İşçi Taburu adı altında kadınlar gönüllü olarak askere alınmış oluyorlardı. İlk evrede taburun komuta ve düzenini erkek askerler sağlarken ileride kadınlar bilgi ve becerileri doğrultusunda yönetim dahil her alanda görev almışlardır. Taburun kuruluş amacı kadınların iş sahibi olmaları ve kendi geçimlerini sağlamalarıydı. Erkek nüfus cepheye sevk edilirken kadın nüfus cepheye sevk edilmiyor ancak cephe gerisini örerek sağlam tutuyor ve istihdam ediliyordu.

Taburda görevlendirme iki kısımdan oluşmuştu; maaşlı memurlar ve ücretli ya da yevmiyeli işçiler. Tabur yönetimi şu kişilerden oluşuyordu: Tabur kumandanı, bölük kumandanı, hesap memuru, tabur baş katibesi, kadın bölükbaşı. Taburda, tamamı kadınlardan oluşan bir büyük hanım, iki takım başı, on beş manga başı, altı kâtibe, bir depo memuresi, bir hesap memuresi, üç hastabakıcı, iki aşçı, iki terzi, üç saka, bir marangoz ve bir de semerci görevliydi ve rütbeleri ayırt edilecek şekilde rozet, şerit, hilal gibi simgeler taşımaktaydılar. Kadın İşçi Taburu’na ilk başvuruyu yapmış olan Adile Süleyman Hanım, tabura başkâtibe olarak atanmıştı. İşçiler, Osmanlı ordusuna mensup olan diğer askerler gibi er maaşı alıyorlardı. İzinli oldukları günlerdeki yevmiyeleri düşülür, işlerinde verimi artırdıkları oranda ise ikramiye alabilirlerdi. Ücretler kıdem ve hizmete göre de değişebilmekteydi. Maaşlar fabrika işçilerinin ücretleri ile karşılaştırıldığında yüksekti. Tabur kadınları askeri talimlerden muaf tutulmuş ancak ‘adabı muaşeret’ , ‘amirleri huzurunda idare-i kelam’ tavır ve hareketleri ile ilgili olarak program dahilinde eğitimler alıyorlardı. Benzer bir uygulama Cemal Paşa öncülüğünde Dördüncü Ordu bünyesinde de gerçekleştirildi ve Dördüncü Ordu Kadın İşçi Taburu oluşturuldu. Çukurova yöresindeki işgücü açığı kısmen kadınlarla kapatılmak istendi.

İşçi taburlarında görev alan kadınlar tarım işçisi olarak tarlada ürün toplarken, çukur kazma ve yol yapımı gibi daha ağır işlerde de çalıştı. Bunların dışında marangozluk, aşçılık, terzilik, muhasebecilik, katiplik, depo müdürlüğü gibi işler yapan kadınlar da vardı. 1918 sonbaharına kadar faaliyetleri devam eden Kadın İşçi Taburları Enver Paşa’nın İstanbul’dan ayrılmasından sonra resmi olarak 1919 yılının ocak ayında feshedildi.

Trablusgarp, Balkan Savaşı, Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşımız her ne kadar ölümlere, büyük yıkım ve sefalete yol açsa da vatan mücadelesinde ancak bütün toplumun seferber edilerek başarıya ulaşılacağını somut olarak gösterdi. Önceleri sadece eğitim, sağlık gibi alanlarda çalışabileceği düşünülen kadınlar, vatan savaşının kazanılması için büyük mücadeleleri göğüslemiş; hasta, yaralı, fakir ve açlarla ilgilenmiş, ordunun ihtiyaçlarını en hızlı şekilde temin etmiş, fabrikalardaki üretimi devam ettirerek ekonomiyi güçlendirmiş ve zor koşullar altında durmaksızın ve yorulmaksızın çalışmıştır. Bu süreçte geleneksek rollerinin dışına çıkan ve dayanıklılık, çalışkanlık ve kararlılıklarıyla haklarındaki önyargıların kırılmasına yardımcı olan Osmanlı kadını aynı zamanda kadının toplumsal hayatta aktif olarak yer almasının normalleşmesine ve meşrulaşmasına da katkı sağlamıştır. Savaş nedeniyle hayatları, sorumlulukları ve rolleri değişen Osmanlı kadınları bu değişimi yüzyıllardır kendilerini ve dolayısıyla milleti geri bırakan adet ve gelenekleri eleştirerek erkeklerle eşit haklar elde etmek için bir temel olarak kullandı. Türkiye’yi bugün de içinde bulunduğu vatan savaşından başarı ile çıkarmak ve topraklarımızdan emperyalizmi defetmek için topyekun bir seferberlik kaçınılmazdır. Kadın erkek omuz omuza mücadele ederek tam bağımsız Türkiye’yi kuracağımız güzel günler yakındadır.

 

* hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet: 1908 Hürriyet Devriminin ana sloganıdır. Özgürlük, eşitlik, adalet, kardeşlik anlamına gelir.

Kaynakça

Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918, Zafer Toprak, 459-466

Birinci Dünya Savaşı ve Kadınlar, Serpil Atamaz (www.cihanharbi.com)

Birinci İşçi Taburu, Yavuz Selim Karakışla

Birinci Ordu Birinci Kadın İşçi Taburu, Sadık Sarısaman (www.atam.gov.tr)

Kemalizm’de ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını. Ankara, Türkiye iş bankası Kültür Yayınları. 135-137, Caporal, Bernard, (1982)

 

oncugenclik.org.tr , 21.8.2017

Paylaş: