EREN ÖZTÜRK YAZDI: TÜRK BASINININ ÖNCÜSÜ MEHMET ALİ KAĞITÇI

EREN ÖZTÜRK YAZDI: TÜRK BASINININ ÖNCÜSÜ MEHMET ALİ KAĞITÇI

Eren Öztürk, Öncü Gençlik GYK Üyesi

“Yaşamak için ekmek ne ise düşünmek için kağıt odur.” [1]

 

 

Kağıt sanayi ve kağıt mühendisliğinin Türkiye’deki tarihi hem bugünkü kağıt krizi açısından, hem de ekonomik yönelimlerin yarattığı aydın ve kültür açısından önemli bir kazanımdır. Bu kazanımda öncü rol oynayan Türkiye’nin ilk kağıt mühendisi Mehmet Ali Kağıtçı’yı tanımak kağıdın ülkemizdeki serüvenine ışık tutması ve Cumhuriyet’in üretim ekonomisine örnek teşkil etmesi açısından oldukça önemlidir.

İlk kağıt fabrikası girişimi

El ile kağıt yapılan dönemde memleketimizde kağıthaneler vardı. İstanbul’da Kağıthane köyünde (1453), Bursa’da Alacahırkalı mahallesinde (1486), Boğaziçi Hünkar İskelesinde (1803) kağıthaneler kurulmuş ve çalıştırılmıştır.

Makine ile istenilen uzunlukta kağıt üretimini sağlayan keşif, Fransa’nın Essonnes şehrinde Didot Kağıthanesinde, Nicolas Louis Robert tarafından başarılmış ve 18 Ocak 1799 tarihinde tecil edilmiştir.

Fransa’da ilk kağıt fabrikası, Leger Didot’un kağıthanesinde, 1815-1816’da kurulup işletilebilmiştir. Almanya’ya ilk kağıt makinesi İngiltere’den ithal olunmuş, Ettlingen’de kurulmuştur. Avusturya’da 1819, Amerika’da 1827, Danimarka’da 1829, İsviçre’de 1830, Sicilya’da da (İtalya) 1847 yılında kurulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde ise o devrin hükümeti 1843 yılında, Bryan Donkin firmasından kağıt makinesi satın almak için Londra’da bulunan Barutçubaşı’ya talimat göndermiştir. İlk kağıt fabrikasının kuruluş yeri olarak da İzmit seçilmiştir.

Ne yazık ki kapitülasyonlar bu yerinde teşebbüse izin vermemiştir.[2] Hükümet içerisinden de yabancıların bu engellemesine destek çıkanlar vardır. Karşı çıkılan argümanlar cumhuriyet dönemindeki kağıt fabrikası kurma girişiminkiyle ortak olduğu için bu kısımda detaylıca girmiyoruz.

Türkiye’nin ilk kağıt mühendisi
1899 yılında İstanbul Heybeliada’da doğan Mehmed Ali Bey, ilk ve orta öğrenimden sonra Darülfünun Fen Fakültesi’nden 1922 yılında kimyager olarak mezun oldu. Aynı fakülteden “medeniyat, umumi riyaziyat ve tıbbi kimya” sertifikaları alan Mehmed Ali Bey, 1923 yılında Kimya Enstitüsü’nde asistan olarak göreve başladı.

Tarihçi Cemal Kutay, Mehmet Ali’nin kağıtçılığı meslek olarak seçmesini şöyle açıklamaktadır: “Mehmet Ali Bey kimya mühendisidir. Teknik Üniversite’deyken Fransızcasını ilerletmek istiyor. Saint Joseph’de Per Adler diye bir papaz var. O ders veriyor. Papazın elinde bir İncil var, baskısı 1712 tarihli. Kağıdı adeta ipek gibi…Adam Mehmet Ali Bey’e ‘Kağıdını dışardan alan bir memleket sömürgedir. En büyük elmas ve altınlar cenup Afrikası’ndan çıkıyor, ama onlar da koyundan farksızlar.’ demiş. Bu söz Mehmet Ali Bey’in haysiyetine dokunmuş ve başlamış kağıtçılıkla ilgili kitaplar okumaya, araştırmalar yapmaya… Kağıtçılığa başlamasının sebebi Cizviz papazıdır.” [3]

Mehmet Ali Bey bundan sonra kimya mühendisliğinin diğer alanlarıyla ilgili çalışmalar yapsa da, en temel araştırma alanı kağıtçılık üzerine olacaktır. Bu yüzden arkadaşları arasında “kağıtçı” diye anılacaktır. Soyadı Kanunu çıkınca da “Kağıtçı” soyadını almıştır.

Kağıtçılığı kendine uzmanlık alanı seçtikten sonra mesleğin özelliklerini öğrenmeye başlayan Mehmet Ali Bey, konu üzerinde ne varsa bulup okuyordu, ancak kağıt sanayi ve eğitiminin olmadığı bir ülkede kendini geliştirmesinin imkanı yoktu. Kağıt sanayiini çoktan kurmuş ve geliştirmiş ülkelere gidip orada eğitimini sürdürmeyi planladı. Okulundan aldığı izinle Almanya’ya giden Kağıtçı, oradaki kağıt fabrikalarında işçi olarak çalıştı, aynı zamanda da stajyerlik yaptı. Daha sonra Türkiye’ye döndü ve üniversitede yerli kağıt sanayiinin kurulmasının önemini anlatan bir konferans verdi, ancak konferans pek ses getirmedi.

Bir kaç ay sonra Fransa, Türkiye’den öğrenci alacağını duyurdu. Üniversite yönetimi kağıt mühendisliği için Mehmet Ali Bey’in ismini yazsa da Fransa hükümeti projenin sosyal bilimler için geçerli olduğunu vurgulayarak Mehmet Ali Bey’in isminin üstünü çizdi. Ancak Mehmet Ali Bey işin peşini bırakmadı, Fransız yetkililere mektup yazarak Türkiye’nin en çok fen bilimlerinde yetişmiş insana ihtiyacı olduğunu açıkladı. Fransa’nın İstanbul Sefiri’nin Mehmet Ali Bey’i desteklemesiyle hükümet ikna edildi. Böylece Mehmet Ali Bey, Türkiye’den Fransa’ya hukuk, coğrafya, felsefe, edebiyat eğitimine giden Türk öğrencileri arasında tek fen bilimci olarak katılmış oldu.[4]

Mehmet Ali Bey’in Lancey’deki Papeteries de France’ın kağıt fabrikasına yaptığı başvuru kabul edilmiş, burada işçi olarak çalışmaya başlamıştı. Bu sırada Lancey’de Fransız Kağıt Fabrikası’nı işleten şirketin on yedi tane kağıt fabrikası vardı.

Mehmet Ali 1927 yılında yirmi iki uluslararası öğrenci arasından bölümünü birincilikle bitirerek kağıt mühendisi unvanını ve diplomasını da almış oldu. O artık Türkiye’nin ilk kağıt mühendisiydi.

Mehmet Ali Bey, mezuniyetinden sonra memlekete hemen dönmedi. Fransa’daki La Cellulose Bilimsel Araştırmalar Merkezi’nde iki aya kadar çalıştı. Çalışmaları bu alanın otoriteleri tarafından  büyük bir takdirle karşılandı ve kendisine Papeteries de France’da çalışması için iyi bir iş teklifinde bulunuldu. Fakat o, Türk kağıt sanayiini kurmak üzere yola çıktığını söylerek bu teklifi nazikçe geri çevirdi. [5]

 

Türkiye’de kağıt fabrikasını kurma girişimleri

Mehmet Ali Bey memlekete döndükten sonra Türkiye’de yerli kağıt sanayiinin kurulması için çalışmalara başladı. Önce bir kamuoyu yaratmaya çalıştı. Sürekli makaleler yazıyor, sık sık konferanslar veriyordu. Bunlardan Darülfünun ve Türk Ocağı’nda verdiği konferanslar dikkat çekici olmuştu. Mehmet Ali Bey, kağıt üretimi için gerekli çam, köknar ve kavak ormanlarımızın kurulacak selüloz sanayiimizin faaliyeti için yeterli düzeyde olduğunu söylüyordu. Kağıt ihtiyacımız sürekli artmaktaydı. Konu Türkiye’nin milli bir meselesi olduğu için kağıt sanayii zaman geçirmeksizin kurulmalıydı. Her sene kağıt ithalatı için beş buçuk milyon liradan fazla para harcanıyordu. Halbuki bunun beşte biriyle bir kağıt fabrikası rahatlıkla kurulabilirdi. [6]

Mehmet Ali Bey, birçok bakanı ve milletvekilini ziyaret etti ve konuyu anlattı. Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi Bey’le görüştü, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Akçura’dan destek istedi.  Bütün makalelerinde ve konferanslarında, Türkiye’nin mutlaka sanayileşmesi gerektiği ve gelişmeye en uygun sanayi dalının selüloz sanayii olduğunu vurguluyordu. Selüloz sanayiinin kurulmasıyla tarım ürünlerinin atıklarından yararlanılacağını, kağıt ve karton sektörü için gerekli bütün hammadde kaynaklarının Türkiye’de mevcut olduğunu söylüyordu. Türkiye’de selüloz sanayiinin kurulması, dışarıya döviz kaybını önleyecek, diğer sanayi kollarını destekleyip gelişmelerini sağlayacaktı. Bu alanda yazdığı bazı makaleleri ve konferans notlarını Selüloz ve Kağıt adlı kitabında topladı.

Mehmet Ali Bey, Türkiye’nin doğal kaynaklarının çok zengin olmasına rağmen gerektiği gibi kullanılamamasını kabullenemiyordu. Hammadde kaynakları bizden çok daha fakir olan bazı ülkelerin başarılı olmasını onların uzmanlığa önem vermesine bağlıyordu. Türkiye’de de uzmanlık alanlarına yeterince önem verilmeli ve büyük sanayi kurulmalıydı. Üretimde el işçiliği devri artık kapanmıştı ona göre. Küçük çaplı girişimlerin başarı şansı da çok azdı. Kişisel sanayinin yerini artık ulusal sanayi almıştı. Mehmet Ali Bey’e göre, o günlerde kendi tüketimi için küçük ölçekli bir kağıt fabrikası kurmayı düşünen kurumlar bu planlarından vazgeçmeliydi. Küçük girişimciler bir araya gelerek büyük bir kağıt fabrikası kurabilir, böylece başarı şansını artırabilirlerdi.

Makaleleri, kitapları yayımlandıkça, konferansları basında yer aldıkça tanınmaya başlamış, özellikle kâğıtçılık konusunda bir otorite olarak kabul edilir olmuştu. Ne de olsa Türkiye’nin ilk ve tek kâğıt mühendisiydi. Diğer yandan kâğıtçılık konusu da yavaş yavaş toplumun gündemine girmiş, kamuoyunun dikkatini çekmişti. Ancak mücadelesinde ona inananlar olduğu kadar, kendisini boş hayaller peşinde koşan birisi olarak görenler de vardı. Mehmet Ali Bey bu kişiler için “Bir yandan da Türkiye’nin sanayileştirilmesini, iyi bir pazar kaybetmek endişesi ile hoş görmeyen ecnebi kapitalistlerle mücadele etmek gerekiyordu[7] diye yazacaktı.

Mehmet Ali Kağıtçı’yı vazgeçirme teklifleri

Kibrit Kralı Kreuger denilen kişi, 1920’lerde dünya kibrit satışının yüzde 65’ini elinde bulunduruyordu. On beş ülkede büyük yatırımlar yapmış, yirmi dört ülkede kibrit konusunda tekel haline gelmişti. Kreuger’in temsilcileri, Mehmet Ali’nin kimyager ve kâğıt mühendisi olmasını değerlendirerek çok cazip bir iş teklifinde bulunmuşlardı. Onun için laboratuvar ve tesisler kurulacak, yüklüce bir maaş da ödenecekti. Teklifi yapan kişiler Türk kağıt sanayiinin kurulması düşüncesinin boş bir hayal olduğunu, Mehmet Ali Bey’in sonuç vermeyecek bu mücadeleden vazgeçip tekliflerini kabul etmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ancak Mehmet Ali Bey teklifleri geri çevirdi.

Merkezî Avrupa Kâğıtçılar Birliği’nin temsilcisi de benzer tekliflerle Mehmet Ali Bey’i etkilemeye çalışmıştı. Bu kişi, “Efendim siz, Türkiye’nin tek kâğıt mühendisi ve tek mütehassıs elemanı bulunmaktasınız. Bu müstesna durumunuzu değerlendirmelisiz.”demişti. Ona göre, Türkiye’de Mehmet Ali Bey’in verdiği mücadeleye karşılık olarak onu en fazla kurduğu fabrikanın müdürü yaparlardı. Oysa kendisinin temsil ettiği kâğıt kartelleri onun hayal bile edemeyeceği olanaklar sunmaktaydı. Bütün bu teklifler Türk kâğıtçılığının kurulması yolundaki mücadeleye son vermesi içindi. Ne var ki, Mehmet Ali Bey’i böyle tekliflerle etkilemek mümkün değildi. Aksine bütün bu teklifler ancak onun kararlılığını sağlamlaştırdı.

Memlekete geri döndüğü günlerden birinde İstanbul’daki Fransız konsolosu görüşme isteğiyle Mehmet Ali Bey’i konsolosluğa davet etmiş, daha önce yapılmış bir iş teklifini tekrarlamıştı. Ancak Mehmet Ali Bey, Türkiye’de yerli kağıt sanayiinin kurulması yolundaki mücadelesine devam edeceğini söyledi, teklifi geri çevirdi. Ancak etrafındakiler ve yakın dostları onun gibi düşünmüyordu. Kırşehir mebusu Müfit Özdeş, “Enayi, daveti kabul et. Yarın git Konsolosa kabul ettiğini söyle ve hemen gitmeye bak. Burada senin kadrini bilmezler, enayilik etme sonra pişman olursun[8] diyerek moralini bozmuştu.

Mehmet Ali Bey’in canını sıkacak başka konuşmayı da sonradan Kayseri Milletvekili olan Sadettin Bey yapmıştı. Sadettin Bey, çabalarını takdir ettiğini belirttikten sonra bir öğüt vermişti. “Kendini çok yoruyorsun. Nasıl didinip, var gücünle çabaladığını görüyor ve cidden üzülüyorum oğlum. Bu memleket öyledir ki, sen çalışır, çabalar meydana getirirsin. Fabrika kurulup işler tıkırına grdikten sonra da, iş ile hiç ilgisi olmayanlar işin başına çöreklenip kaymağını sömürmek yolunu bulurlar.” Fakat onun, yolundan dönmeye niyeti yoktu. [9]

Atatürk’ün kağıda verdiği önem

SEKA Dergisi’nin Haziran-Eylül 1986 tarihli 10-11. sayısında, Cemal Kutay’ın şu anlatımı yer alır: Şunu arz edeyim müsaadenizle; Atatürk kağıda öylesine değer veren insan ki, Milli Mücadelenin en buhranlı günlerinde Rus Sefiri Averof kendisine, ‘Ne istiyorsunuz. Çok acele ne göndereyim?’ dediği zaman mitralyoz, top, tüfek dememiştir. ‘Bana mümkün olursa, fotoğraf makinası, matbaa makinası ve biraz da kağıt gönderin’ demiştir. Umumi efkarın, o buhran içinde bile nasıl hazırlanabilineceğinin idraki içindeydi. Nitekim, Sivas’a gittikten on dokuz gün sonra İrade-i Milliye’yi, Ankara’ya geldikten elli üç gün sonra da Hakimiyet-i Milliye’yi çıkarmıştır.

Genel Müdür Nurullah Esat Bey Sümerbank’ın 1935 yılı idare meclisi raporunu ve bilançosunu yerli kağıda bastırarak bir broşür haline getirmiş ve Atatürk’e sunmuştu. Atatürk broşürün kağıdını dikkatle incelemiş, biraz da içerleyerek, Türkiye’de yerli sanayinin kurulmasını istemeyen kişiler bulunduğunu ve bunların en çok da kağıt sanayiini eleştirdiklerini söylemişti. Ardından, “Bir memleket kağıdını kendi yapamadığı zaman ulusal kültürünü yabancı lütfuna bağlar. Kapitülasyonların en tehlikelisi de budur. Ötekilerden önce bütün dikkat ve ilginizi kağıt sanayiinde toplayın[10] diyerek yerli kağıt üretimini desteklediğini göstermişti.

Kağıt fabrikası kuruluyor

1929 yılı, dünya tarihi bakımından olduğu kadar, Türkiye için de önemli bir yıl oldu. Büyük bir ekonomik kriz Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayarak dalga dalga dünyaya yayıldı, Avrupa ülkeleri gibi Türkiye’yi de derinden sarstı. Avrupa’da özel şirketler tek tek iflasa sürüklenmiş, ülke ekonomilerinde büyük yıkımlar gözlenmişti. Borsanın ani düşüşü, ticari durgunluğu artırmış, o da fiyatların düşmesine neden olmuştu. İşsizlik ve çöküşün bunlara eşlik etmesiyle ortaya çıkan depresyon, ülkemizi de etkilemişti. Türkiye, kapitalist Batı dünyasıyla tam kaynaşmamış olmasına rağmen dış ticaretinin geniş ölçüde bağlı olduğu tarım ürünlerindeki fiyat düşüklüğünden büyük zarar gördü. Gerçi halkını besleme bakımından kendi kendine yeterliydi ancak, ekonomi diğer bakımlardan kötüye gidiyordu. Çünkü Türkiye hammadde ihraç ediyor, daha çok önemli mamul maddeler ithal ediyordu. Fiyatlardaki ani düşüş karşısında hükümet önlemler almak durumunda kaldı. İlk olarak, dış ticaret hacmiyle devlet harcamalarını kısıtlamak istedi. Bunu diğer önlemler izledi. Bunlarla krizin ilk yıkıcı etkisi biraz hafifledi ve ülkenin dış ticaret dengesi yeniden kuruldu. Kontrollü yaklaşım, zamanla hem iç, hem de dış ticarette denetim devletin eline geçmesine neden oldu.

1929 ekonomik krizi ve sonrasında ortaya çıkan sıkıntılar Türkiye’de yeniden Batı karşıtı, antikapitalist düşünceleri de canlantırmıştı. Türkiye İş Bankası’nın başında bulunan Celal Bayar, hammaddeleri Türkiye’de bulunan bir fabrikanın zarar edeceğine inanmıyordu. Ayrıca kağıt sanayiinin memleketin geleceği için çok önemli bir sanayi kolu olduğunu bilincindeydi. Celal Bayar, bir gün Mehmet Ali Kağıtçı’dan rapor istedi, teknik bilgi aldı ve kağıt fabrikası işine aklı yatmıştı. [11]

Celal Bayar, İktisat Vekili olmadan önce kâğıt fabrikası konusunu Atatürk’e açmıştı. Türkiye iş Bankası’nın bu konuda istekli olduğunu, devletin yapabildiğini devlete yaptırmanın, yapamadıklarını özel sermayeye bırakmanın doğru olacağını söylemişti. Bayar’ın anlattıklarını dikkatle dinleyen Atatürk, kendisini desteklediğini söylemiş ve başarılar dilemişti. Böylece 1933 yılında Sümerbank’ın kurulup da kağıt sanayii işini ele almasına kadar, kağıt fabrikası konusu Türkiye İş Bankası’nın adıyla birlikte anılmaya başlandı.[12]

 

1933 yılı önemli gelişmeleri de beraberinde getirmişti. Ekonomik krizin yarattığı sorunlara çözüm yolu bulmak için bir çok ülkeden geniş katılımla toplanan Londra Para ve İktisat Kongresi Türkiye’nin uygulayacağı ekonomik rotayı da etkiledi. Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın başkanlığında, İktisat Bakanı Celal Bayar’ın da bulunduğu kalabalık bir heyetle konferansa katıldı. Türk temsilciler bu toplantıda Türkiye’nin sanayileşmesi ve ekonomik bağımsızlığı üzerinde durdu. Türkiye’nin pamuklu dokuma gibi, hammaddesi ülke içinden temin edilebilen sanayisini kurmasının bır zorunluluk olduğunu söylediler. Türkiye’nin sattığından fazla mal almak olanağına sahip olmadığını, kendi malını alandan ithalat yapacağını belirttiler. Türkiye ayrıca gümrük tarifelerinin koruyuculuğundan vazgeçmek eğiliminde de değildi. Özetle söylemek gerekirse, Türkiye uluslararası ilişkilere ters düşmeden kendi ulusal ekonomik politikasını sürdürmeyi amaçlamaktaydı. Ne var ki Alman temsilci Posse, “Türkiye’nin iktisadi inkişafının  seyrine  uyarak bazı zirai mahsullerini işleyecek sanayii yapması ve himaye etmesı dünya buhranını şiddetlendirecek bir felakettir” diyerek büyük bir fırtına kopardı. Herr Posse’ye göre, Türkiye’nin kendi nüfusuna iş bulmak ve ihtiyacı olan mamulleri üretmek için sanayileşmesi yanlış bir hareketti. Türkiye, sınai mamuller için geniş bir pazar ve Avrupa için bir hammadde kaynağı olarak kalmalıydı.Türkiye’nin ekonomik olarak bağımlı ülke olmasını isteyen Avrupa’nın sanayileşmiş ülkeleri, Türkiye’de gerçekleştirilecek her türlü sanayi hareketine karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyorlardı. Bu anlayış ve bunun ülkedeki destekçileri, şimdiye kadar Türkiye’nin sanayileşmesini de, yerli kâğıt sanayiinin kurulmasını da engellemişlerdi.[13] Ancak bütün engellemelere karşın kağıt ve selüloz fabrikasının kuruluşu düşüncesi, 1933 yılında hazırlanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nda yer alabilmişti.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nda kağıt sanayiinin kurulması işi doğrudan Sümerbank’a devredilmişti. Mehmet Ali Bey yıllardır verdiği mücadeleden sonuç almaya başlamıştı. Kağıt sanayiinin kurulması devlet katında ve planlama düzeyinde ele alınıyordu. Ulaşım araçlarının bol ve ucuz olması, ormanlara yakın bir konumda bulunması, üretim için gereken su kaynaklarını barındırması, ayrıca genel ekonomik koşullarla işçi temini gibi konulardaki avantajı nedeniyle fabrikanın tesisi için en uygun yerin İzmit olduğu ifade edilmekteydi. Sanayi Planı’nın kağıt ve selüloz sanayiiyle ilgili kısmı, Mehmet Ali Bey’in çok önceden yaptığı araştırmalara ve 1929 yılında bakanlığa sunduğu rapora dayanmaktaydı. Çalışmaları boşa gitmemiş, Sanayi Planı hazırlanırken onun çalışmalarından epeyce yararlanılmıştı.

10.07.1934 tarihli kararnamede sanayi programına göre kağıt sanayiinin devlet tarafından kurulmasının kararlaştırıldığından hareketle İstanbul, İzmit, Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Sinop, Bursa ve Bilecik illerinde Sümerbank tarafından kağıt fabrikaları kurulup işletilmesi için yirmi beş yıl süreyle imtiyaz verilmesinin uygun görüldüğü belirtilmekteydi.[14]

 

Kağıt fabrikasının kurulmasına yapılan itirazlar

Kağıt fabrikasının kurulmasına sevinenler ve kuşkuyla  bakanlar olduğu gibi engellemeye çalışanlar da oldu. Fabrikanın kurulmaması yönünde propaganda yapanların argümanları altı başlıkta toplanıyordu:

  • Kağıt makineleri pek karmaşıktır, bunları Türk işçisinin kullanması imkansızdır.
  • Türkiye’de yeteri kadar ve uygun evsafta lifi ham madde bulunamaz.
  • Kağıdı kurutmak için pek çok buhar lazımdır. Bu kadar buhar istihsali için, zaten verimi mahdut kömür havzasının istihsali kafi gelemez.
  • Türkiye’de kullanılan kağıt çeşitleri pek çoktur, fakat her çeşitten sarfiyat pek azdır. Her çeşit kağıt için bir fabrika kurulması gerekir, buna ise iktisadi şartlar imkan vermez.
  • Türkiye’de akar sular kağıt imaline uygun değildir. Zira yazın azalır, kışın bulanır.
  • Kağıt ihtiyacımız, Türk kağıt sanayii tarafından karşılanırsa, hükümetin gümrük varidatı azalacaktır. Bu ise Hazinenin zararını mucip olacaktır. [15]

 

Söylenenlerin, 91 sene önce Osmanlı’da kağıt fabrikası kurma girişimine karşı çıkılan noktalarla benzer olması dikkat çekiciydi.

İlk kağıt üretimi

Tüm engellemelere rağmen kağıt fabrikası kuruldu ve ilk kağıdını 18 Nisan 1936 tarihinde üretti. Kağıtların makinelerden çıkmasından sonra gözler sevinç gözyaşlarıyla doldu. İlk kağıdın başarıyla üretildiği haberi ve üretilen ilk örnekler kısa sürede fabrika dışına ulaştı. Fabrikanın etrafında toplanan İzmitliler kağıt rulolarını hemen arabalara yüklediler ve coşkun gösterilerle şehirde gezdirdiler. Mehmet Ali Kağıtçı için üretilen ilk kağıt rulosu uğruna yıllarca mücadele ettiği idealine kavuşmanın belgesiydi.

İlk Türk kağıdının üretilmesinin ardından Peyami Safa, 18 Nisan’ın kağıt bayramı olarak kabul edilmesini istiyor ve “Kağıt medeniyetin derisidir.” diyordu. Kullanılan başka bir söz de “Kağıt medeniyet hamurudur.” şeklindeydi. Bunu, okuduğu yabancı bir dergiden ilk öğrenen Hasan Ali Yücel olmuştu. Ulus gazetesinde çalıştığı dönemde uygar milletlerin gelişmişlik düzeylerinin kişi başına tüketilen kağıt miktarına göre değerlendirildiğini Cemal Kutay’a söylemişti. [16]

Reçine Olayı

1938 yılında selüloz fabrikasının inşaatı bitmediği için üretimde kullanılan selüloz hala dışarıdan temin ediliyordu. Dünyada savaş rüzgarları estiği bu dönemde hiçbir devlet elindeki selülozu satmak istemiyordu.  Kağıt fabrikasında o yıl selülozla ilgili bir sıkıntı yaşandı. Depolardaki selüloz, o yılın üretimi için yeterliydi, ancak bunlara uygulanan testlerde reçine oranları fazla çıkmıştı. Kullanılan selülozun bünyesindeki reçine elyaftan ayrılıyor, makinelerin çeşitli kısımlarına bulaşarak üretimi durduruyordu. Bu duruma Avrupa’daki bazı fabrikalarda da rastlanmış, ancak bir çözüm bulunanamamıştı. Bu durumda fabrikadaki üretimin duracağı öngörülüyordu.  Üretimin durması devlet eliyle sanayileşme projeleri adına da örnek bir müessese olarak kurulan kağıt fabrikası adına da kötü olacaktı. Mehmet Ali Bey fabrikanın kütüphanesine ve laboratuvarına kapandı, günlerce çalıştı. Kağıtçılık sektörünü uğraştıran reçine konusuna çözüm bulmuştu. Üretim sırasında selülozun içine alüminyum sülfat(şap) katmış, bu da selülozdaki reçinelerin hapsedilip makinelere bulaşmasına engel olmuştu. Bu yöntem uygulanarak fabrikada üretimin durmasının önüne geçildi. Kağıtçı, elde ettiği sonuçları makaleler yazarak Avrupa’daki bilim çevreleriyle paylaştı. Avrupa’daki dergilerde yayınlanan makalesi ses getirdi. Daha sonra bu buluşunu tescil ettirdi.

Gazetecilerin kağıt fabrikası girişimi

Basının gerçekten özgür ve topluma yararlı olabilmesinin, kağıdı serbestçe ve ucuza elde etmesinden geçtiği bir gerçekti. 1950’lerde basının kağıt ihtiyacı günlük 50 ton kadardı ve bunun yakın zamanda 80 tona çıkacağı hesaplanıyordu. Bu koşullarda Mehmet Ali Kağıtçı, gazeteci Hakkı Tarık Bey’e “Niçin devlete muhtaç durumda kalıyorsunuz? Gazete sahipleri birleşerek bir kağıt fabrikası kurunuz. Ancak o zaman basın hürriyetine kavuşmuş olursunuz[17]demişti. Gazeteciler bu öneriyi kendi aralarında paylaştıktan sonra Kağıtçı’dan yardım istedi ler, o da yayın ve kültür hayatının bağımsızlığına birinci derecede hizmet edecek bu iş için var gücüyle çalıştı. Ne yazık ki bir süre sonra gazete patronlarının ilgisizliği sebebiyle proje sahipsiz kaldı.

 

Atatürk : “ İşte, Ben İdealist Diye Buna Derim”

18 Nisan 1986 yılında, Cumhuriyet Dönemi ilk Türk Kağıdının üretilişinin 50. Yıldönümü, İzmit SEKA Genel Müdürlüğü’nde çeşitli etkinliklerle bir şölen havasında kutlanır. Üst düzey Devlet yetkililerin de katıldığı  törenler  içerisinde yer alan “Kağıtçılık Günü Konferansı” konuşmacıları arasında bulunan,  İstanbul Süleymaniye  Kütüphanesi Müdürü Sayın Muammer Ülker konuşmasını şu sözlerle bitirir:

“Merhum Mehmet Ali Kağıtçı’nın çok enteresan bir anısını tekrarlayarak sözlerime son vermek istiyorum.

Büyük Atatürk İzmit’te kağıt fabrikasının kuruluşunu büyük bir memnuniyetle takip ediyorlar ve İzmit’e teşrif ediyorlar. Kendileri (trende) vagonda yemekte Kağıtçı’ya;

“Nasıl düşündün, bu kağıt fabrikası kurma fikri nereden geldi? Nasıl bu fikre inandın ve idealist olarak ortaya çıktın?” diye soruyorlar.

Mehmet Ali Kağıtçı:

Atam Cumhuriyeti kurdunuz, inkılapları yaptınız, benim de bir Türk genci olarak size yardımcı olmak vazifemdi. En büyük vazife ve yardımımın da kimyager olarak selüloz ile olabileceğini düşündüm. Ben kimyager olarak selülozdan gıda maddelerinin, harp sanayinin ve hatta kağıdın yapılabileceğini biliyordum. Onun için şu anda inkılaplarımızın ve Cumhuriyetimizin güzel fikirlerini yayabilmek için kağıt yapmak ile işe başladım.” diyorlar.

Atatürk alnında öpüyor ve  İşte, ben idealist diye buna derim diye kendilerini taltif ediyorlar. Bizzat anlatmışlardı.”[18]

 

 

Türk kağıdının babası

Mehmet Ali Kağıtçı, ülkemizde modern kağıt sanayii kurma düşüncesini ortaya atan, bu yolda, kendisine yapılan cazip iş tekliflerini de geri çevirerek mücadeleye devam eden ve bu ideali gerçekleştiren bir öncüydü. Türkiye’nin ilk kağıt mühendisiydi.

Haliç’in temizlenmesinden kentsel atıkların değerlendirilmesine, afyonumuzun işlenmesinden geleneksel sabunculuğumuzun korunmasına, arşiv malzemelerinin saklanmasından plastik maddelere, İzmit’in su-elektrik sorunlarına kadar ilgili, ilgisiz birçok konu üzerinde çalıştı. Askeri okullarda, üniversitede derler verdi. İzmit Halkevi Başkanlığı da yaptı, milletvekilliğine aday gösterildi.

Yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle Avrupa’da 1963 yılına kadar sadece beş kişiye verilmiş olan “Onur Yüzüğü”nün sahibi olmayı başardı. Hayatı boyunca 90’ın üzerinde makale, 19 kitap yazdı.

Kemalist Devrim’in ideolojisi Türkiye’de Mehmet Ali Kağıtçı gibi aydınlar ve bilim insanları yetişmesini sağladı.

Bugün, Mehmet Ali Kağıtçı’nın mezar taşında “Burada, bizim için yabancı malı medeniyet hamuru, elinde ve irfanında millileşmiş Türk kağıdının babası yatıyor.” yazıyor.[19]

 

Sonuç

1936’da  Türkiye’de kâğıt sanayiinde yatırım ve planlamalar yapmak üzere kurulan SEKA, 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürüldü. 2005 yılında ise Sümer Holding ile birleştirilerek kapatıldı. Türkiye’nin yerli kağıdını üreten fabrikaları özelleştirmeye kurban verildi.

Gazete ve kitap kağıdını ithal eden Türkiye’deki yayıncılar, yüksek kur nedeniyle ayakta kalmaya çalışıyor. Kâğıt, boya ve tutkal gibi ithal girdilerde yüzde 60’ları bulan maliyet artışları, bazı dergilerin yayınlarına ara vermesine neden olurken, gazetelerin de ya zam yapmalarına ya da sayfa sayılarını azaltmalarına yol açtı. Kurdaki artış dizginlenemez ve yayıncıların yüzde 18’lere varan yüksek KDV’leri aşağıya çekilemezse, pek çok gazete ve derginin yayın hayatına son vereceği, kitapların ise basılamayacağından endişe duyuluyor. Yaşanan kağıt krizinin arkasında yapılan plansız özelleştirmeler ve kağıt üreticisi olan Türkiye’nin kağıt ithalatçısı konumuna getirilmesi var.

Mehmet Ali Kağıtçı gibi vatanına bağlı aydınların yetişmesi de Cumhuriyet aydınlanmasının ve devletçilik politikasının bir sonucuydu. Kağıtçı, yurtdışına kıvılcım olarak gidip volkan olarak dönen aydınlardan sadece bir tanesiydi.

Türkiye’nin ekonomik kurtuluş savaşından başarıyla çıkması için 1930’lardaki milli sanayinin ayağa kaldırılma politikalarını örnek alması gerekiyor. 1980 sonrası artan özelleştirmelerin ve borçlanma ekonomisinin iflas ettiği, devletçiliğin yeniden yürürlüğe girdiği bir dönemde yerli üretimin önündeki engelleri kaldırmak en büyük vatan görevi olarak önümüzde duruyor.

KAYNAKÇA:

[1] Mehmet Ali Kağıtçı

[2] Mehmet Ali Kağıtçı, Modern Kağıt İmalinin 30. Yıldönümünde Hatırladıklarım ve Düşündüklerim, Halk Basımevi, İstanbul, 1966, s. 13-14.

[3] “Tarihçi yazar Cemal Kutay ile beraberdir”, SEKA Dergisi, Sayı:9, Kağıt Üretilişinin 50. Yılı, Nisan 1986, s.22

[4] Sabih Alaçam, İnkılap Türkiyesi’nde Kağıtçılık, Ülkü Kitabevi, İstanbul, 1940, s.29.

[5] Mehmet Sarıoğlu, Bir Cumhuriyet Aydını: Mehmet Ali Kağıtçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Temmuz 2008, s.19

[6] A.g.e s. 23

[7] Sabih Alaçam, İnkılap Türkiyesi’nde Kağıtçılık, Ülkü Kitabevi, İstanbul, 1940, s.32-33.

[8] Baki Kara, Türk Kağıt Sanayiinin Öncüsü: Mehmet Ali Kağıtçı, Heybeliadalılar Derneği Yay., İstanbul, 2004

[9] A.g.e s.92

[10] Mehmet Ali Kağıtçı, Kağıtçılığımız, Grafik Sanatlar Matbaası, İstanbul, 1977, s. 28.

[11] Mehmet Sarıoğlu, Bir Cumhuriyet Aydını: Mehmet Ali Kağıtçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Temmuz 2008, s.31

[12] A.g.e s. 35

 

[13] A.g.e s.36

[14] A.g.e s.37

[15] Mehmet Ali Kağıtçı, Modern Kağıt İmalinin 30. Yıldönümünde Hatırladıklarım ve Düşündüklerim, Halk Basımevi, İstanbul, 1966, s. 20

[16] Mehmet Ali Kağıtçı, Kağıtçılığımız, Grafik Sanatlar Matbaası, İstanbul, 1977, s.49

[17] A.g.e s. 135

[18] Ülker  MUAMMER, SEKA DERGİSİ, Sayı:10-11, Haziran-Eylül’86,  Konferans Konuşması, S.22

[19] Mehmet Ali Kağıtçı, Modern Kağıt İmalinin 30. Yıldönümünde Hatırladıklarım ve Düşündüklerim, Halk Basımevi, İstanbul, 1966, s. 4

Paylaş: