Ana Sayfa Yazılar SEZER ÖZSEVEN YAZDI: BARIŞ İÇİN SAVAŞALIM, SAVAŞ İÇİN BARIŞALIM

SEZER ÖZSEVEN YAZDI: BARIŞ İÇİN SAVAŞALIM, SAVAŞ İÇİN BARIŞALIM

377

Sezer Özseven, Öncü Gençlik MYK Üyesi ve Ankara İl Başkanı

İnsanlık tarihi büyük ve kanlı savaşlarla doludur. Bu savaşların bazıları haklı bazıları haksız savaşlardır. Hangi savaşın haklı olduğu ise tarihsel konumlanışa göre değişir. Örneğin ABD-Irak savaşı ABD açısından emperyalist bir savaş olduğu için haksız, Irak için ise bir direnme ve bağımsızlık savaşı olduğu için haklı bir savaştır.


ABD’nin emperyalist politikalarına karşı bugün Türkiye’nin vermiş olduğu savaş haklı bir savaştır. ABD tüm dünyada gericiliğin başını temsil ederken Türkiye ise 2014’ten bu yana girdiği yönle birlikte ilerlemekte olan uygarlığın en önemli aktörlerindendir. Bu yüzden Türkiye’nin ABD ve piyonlarına karşı verdiği savaş çürümekte olan bu sisteme karşı vurulan hançer darbeleridir.


Hükümetimiz PKK’ya karşı yapılan operasyonları diplomatik hassasiyetlerle savaş olarak değil terör operasyonları olarak değerlendirmektedir. Bu niteleme esasında stratejik dil itibariyle doğrudur. Yapılanlar operasyondur ancak ABD’ye karşı verilen ekonomik, siyasi ve askeri mücadeleyi toplam bir savaş olarak tanımlamaktayız ve bu operasyonlar da bu savaşın bir parçasıdır.
Bugün Türkiye’nin ABD’ye karşı vermiş olduğu bu savaşta “Savaşa Hayır”, “Derhal barış gelmeli”, “Bizim o bataklıkta ne işimiz var” sloganlarını atmayı haklı savaş-haksız savaş ayrımı çerçevesinde değerlendirmek gerekir.


Savaş karşıtlığı ancak emperyalist ülkelerin verdiği savaşlara karşı yapıldığında ileri olur. Örneğin Lenin, Çarlık Rusya’nın 1. Dünya Savaşı’na dahil olmasına karşı Rusya içerisinde savaş karşıtı bir faaliyet içerisine girerek mazlum milletler lehine çalışmıştır. Bu faaliyet sayesinde Rusya’da devrim olmuş, Rusya savaştan çekilmiş ve emperyalist devletler arasında bir parçalanma yaşanmıştır. Bu da mazlum milletlerin lehine bir gelişmedir. Dolayısıyla haksız bir savaşa karşı yapılan savaş karşıtı bir faaliyeti, barış talebini ileri bir eylem olarak görebiliriz. Ancak haklı bir savaş durumunda savaş karşıtlığı yapmak günümüz koşullarında emperyalizmin lehinedir. Bugün açısından örnek vermek gerekirse Türkiye’nin Barış Pınarı operasyonuna karşı savaş karşıtı, barışı tavsiye eden bir faaliyete girişmek PKK’yı ve ABD’yi kurtarmaya yönelik bir faaliyettir.


Barış kavramını da savaşla birlikte ele almak gerekir. Her savaş barışa ulaşmak için yapılır. Burada “hangi barış?” sorusuna verilecek cevap kritiktir. Mazlum milletler emperyalizmi geriletmek için, emperyalizm ise mazlum milletleri teslim almak için barış yapmak ister. Mazlum milletler emperyalizme kendi barışlarını kabul ettirebilmeleri için onu savaşarak yenmelidirler. Bu savaş olmadan mazlum milletlerin barış içerisinde yaşama şansları yoktur.


Türkiye, Atlantik sisteminin kendisini getirdiği noktada parçalanmanın, sürekli savaşların eşiğine gelmiştir. Bugün Suriye, Irak, Afganistan, Libya sürekli bir savaşın içerisindedir. Türkiye de açılım projeleriyle, hendek savaşlarıyla bu durumun içine sokulmaya çalışılmıştır. Türkiye’nin önünde ise iki yol vardır: ABD’ye teslim olarak kendisini sürekli bir savaşın içerisinde bulmak ya da ABD’ye karşı son büyük savaşı vererek barışa kavuşmak. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda herhangi bir savaş vermeden barışa ulaşmasının bir yolu yoktur. Hendek, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonlarını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu operasyonlara karşı “barış” çağrısı yapmak bir yanıltmacadan ibarettir. Türkiye bu operasyonları yapmayarak zaten bir sürekli savaş durumunun içine çekilmekteydi. Şimdi ise nihai barışa ulaşabilmek adına son bir savaş vermesi gerekmektedir ve bu operasyonlar da o savaşın bir parçasıdır.

BİR SİYASET DAYATMA ARACI OLARAK SAVAŞ


Türkiye’nin 2015’ten bu yana girdiği savaşın stratejik hedefi net olarak ABD’nin bölgeden kovulmasıdır. Türkiye bu savaşı vererek nihai bir barışın yollarını döşemektedir. Barış Pınarı operasyonuyla birlikte de bu savaşta çok önemli bir eşik atlanmış ve ABD güçleri Türkiye sınırından 30 km aşağıya itilmiştir. Bu Türkiye için çok önemli bir kazançtır ancak burada da bozguncu cephe hemen “Türkiye’nin ABD’yle ve PKK’yla anlaştığı, aslında Türkiye ile ABD’nin karşı karşıya olmadığı” propagandasını yapmaya başlamıştır.


Prusyalı general Carl von Clausewitz savaş hakkında iki önemli tanımlama yapar.


1) Savaş siyasetin başka yollardan(şiddet yoluyla) devamıdır.
2) Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.


Buna göre savaşı da bir siyaset aracı olarak görmek gerekir. Türkiye için siyaset ABD’nin zayıflatılması ve bölgeden kovulmasıdır. Barış Pınarı operasyonunun ilk aşamasında silah kullanarak bu siyasete ulaşılmıştır. Düşman, Türkiye’nin iradesine teslim olmuş ve aşamalı olarak geri çekilme kararı almıştır. Türkiye ise bu savaşın ilk aşamasını kazanmıştır. Şimdi ise önünde bu siyaseti gerçekleştirmek adına önemli bir fırsat vardır.


BÜYÜK SAVAŞ İÇİN BARIŞALIM


Türkiye, PKK terörünü bitirmek ve ABD’yi bölgeden kovmak için tarihi bir eşiğe gelmiştir. Türkiye, Rusya ve İran’ın silah göstermesi sonucunda ABD sahada büyük oranda yenilmiştir ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Şimdi ise PKK terörünü bitirmek ve emperyalizmi bitirecek büyük savaşa hazırlanmak için hem dış siyasette hem de iç siyasette barışmamız gerekmektedir.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu operasyonun farklı farklı aşamalarında Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını, Suriye’nin terörü temizlemesinden memnuniyet duyacaklarını ifade etmiştir. Güneye süpürülen terörün kökünü kazıma fırsatı Türkiye’nin önündedir ve Türkiye Suriye ile barışarak bu fırsatı değerlendirebilir. Türkiye’nin Suriye ile barışması sadece PKK terörünün kökünün kazınması bakımından değil, Doğu Akdeniz’de gelinen saflaşma bakımından da çok önemlidir. Türkiye, Rusya, Suriye dostluğu ABD’yi Suriye’de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de bozguna uğratacak olan formüldür.
Bunların yanı sıra Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde Vatan Partisi’nin de rolü çok kritiktir. Suriye’nin toprak bütünlüğü, Rusya ve İran’la ilişkiler, ABD’ye karşı kamuoyu oluşturulması, bozgunculukla mücadele gibi konularda Vatan Partisi’nin yönlendiriciliği ortadadır. Vatan Partisi henüz hükümet ortağı olmadan hükümet ortağı gibi çalışmaktadır. Türkiye’nin kritik meselelerinde önemli roller almaktadır. Şimdi ise bu rolü daha fazla öne çıkarmanın vakti gelmiştir. Türkiye hem siyaset alanında hem ekonomi alanında çok daha büyük savaşların eşiğindedir ve bu savaşları verebilmek adına da hem hükümetimizin hem de Türkiye’nin Vatan Partisi’nin sağlam duruşuna ve vizyonuna ihtiyacı vardır.


Türkiye’nin dört bir taraftan kuşatıldığı ve kuşatmayı yarmaya başladığı bu koşullarda daha büyük savaşları verebilmesi için dış siyasette emperyalizmle savaşan milletlerle barışmasına, iç siyasette de emperyalizmle savaşan kuvvetlerin bir araya gelmesine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç her geçen gün daha da ciddi bir biçimde kendisini dayatmaktadır ve her ertelemede yaşanan krizler daha büyük zorluklarla aşılmaktadır. Bu zorlukları yenmemiz, iç ve dış cephede yaratacağımız birlikteliklere bağlıdır. Yazımızı da mazlum milletlerin büyük şairi Nazım Hikmet’in bu çağrısıyla bitirmek anlamlı olacaktır:


“Büyük bir birlik kuralım
Canavarı susturalım
Savaş cengine girelim
Canavarı yok edelim”

oncugenclik.org.tr, 21.10.2019