YÜZYILIN TECRÜBESİYLE EKİM DEVRİMİ

YÜZYILIN TECRÜBESİYLE EKİM DEVRİMİ

Doğu Perinçek, Vatan Partisi Genel Başkanı

Ekim Devriminin yüzüncü yılı arkada kaldı. O zamandan bugüne dünya güneşin çevresinde yüz kez döndü. Ekim Devrimiyle günümüz arasında yüzyıllık tecrübe var.

 

Yaşamadıklarımız

Ekim Devrimi olduğu zaman,

  • Henüz dört yıllık iç savaş yaşanmamıştı.
  • Sovyetler Birliği’nin devrim pratiğini bilmiyorduk.
  • İkinci Dünya Harbi’nin Anavatan Savaşı deneyiminden geçmemiştik.
  • Türkiye, Çin, Doğu Avrupa, Kore, Vietnam, Küba, Venezuela devrimlerinden, Doğu Avrupa devrimlerinden, Cezayir Kurtuluş Savaşından, Afrika’nın sömürgecilikten kurtuluşundan haberimiz yoktu.
  • Sovyetler Birliği kapitalizme geri dönmemişti.

 

İki-üç yaşındaki bir çocuğu inceleyerek insanı tanıyamazsınız.

Fidana bakarak ağacın bilgisine ulaşamazsınız.

Tek hücreli canlının bilgisinden canlılar âlemi için teori kuramazsınız.

 

Yüz yıllık tecrübe farkı

Ekim Devriminin teorisi, devrimin yaşandığı dönemde, devrimi yapanlar tarafından kuruldu. Dolayısıyla o teoriyi yapanlar Ekim Devriminin devamını bilmiyorlardı. Buna rağmen Ekim Devriminin o eksik teorisi dogmatikler açısından olduğu yerde duruyor. Oysa Ekim Devrimini, 1917 yılında anlayamaz ve açıklayamayız; 1918, 1928, 1938, 1998, 2008 yılından bakarak da yeterince anlayamaz ve açıklayamayız. Ekim Devriminin göreli en gelişmiş teorisi, yüzyıllık tecrübeyle, yüzyılın devrimci pratiği değerlendirilerek 2017 yılında yapılabilir.

Şöyle de söylenebilir: Ekim Devriminin teorisini yaparken, Lenin ve Stalin’in veya devrime önderlik edenlerin tecrübeleriyle yetinmek, daha en başından yetersizliği kabul etmek olur. Kuşkusuz devrimi yapanlar, o pratikten teori çıkardılar. Ancak her pratik, zamanıyla sınırlıdır. Her pratiğin doğruluğu, zamanına göredir. Daha sonra yaşanacakların bilgisinden yoksunluk, teorinin sınırlarını da belirler.

 

Emperyalizm Çağının ilk devrimleri

Ekim Devrimi, 20. Yüzyılın devrimci pratiğinin ikinci dalgasının ilk devrimiydi. İlk Devrim dalgası, 1905 Rus Devrimiyle başlamış, 1908 Türk Hürriyet Devrimiyle, 1907-1909 İran Devrimiyle , 1910 Meksika ve 1911 Çin Demokratik Devrimiyle devam etmişti.

Bu ilk devrimci dalga, aslında emperyalizm çağının devrim teorisinin ipuçlarını da vermişti. Dünya Devrim odağı artık Doğudaydı. Avrupa merkezli devrim teorisi artık insanlığın arkasında kalmıştı. Devrimin iklimi artık gelişmiş kapitalist ülkeler değil, emperyalizme karşı mücadelenin yoğunlaştığı Ezilen Dünya coğrafyasıydı. Hilferding ve Hobson gibi ekonomistler emperyalizmi açıklayan teorileriyle, yeni dönemin toplumsal-ekonomik çelişmelerini ortaya koymuşlardı. Lenin, onların ötesine geçerek emperyalizm döneminin devrim teorisini kurdu. Kuşkusuz Asya’da yükselen devrim pratiğine bakarak. Ekonomist teorisyen ile devrimci pratiğe önderlik edenlerin teorik birikimleri arasındaki nitelik farkından söz ediyoruz.

 

Emperyalizm Çağında devrim teorisi

Lenin, emperyalizm çağında devrime yol açan çelişmenin değiştiğini temellendirdi. Artık devrim, 19. Yüzyıl teorisinde belirtildiği gibi, mülkiyetin özelliği ile üretimin toplumsallığı arasındaki çelişmenin ürünü olmayacaktı.  Daha yalın dile getirirsek, artık devrim burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişmenin ürünü olmayacaktı. Dünya birkaç emperyalist Ezen Millet ile Ezilen Milletler arasında iki büyük kampa bölünmüştü. Kapitalist ülkelerdeki sınıfsal çelişme, kısmen Ezilen Milletlerin üstüne yıkılmıştı. Emperyalizm ile Ezilenler Dünyası arasındaki çelişme öne geçmişti. Ve bu koşullarda devrim, artık emperyalizmin zayıf halkasında, başka deyişle Ezilen Ülkelerde olacaktı. Devrim odağı Doğuya kaymaktaydı.

 

İki çağın arasındaki devrim

İşte Ekim Devrimi bu sürecin başlarında oldu. Evet arkada yeni dönemin habercileri olan 1905 Rus Devrimi, arkasından Türk, İran, Çin devrimleri vardı, ancak bu pratik de henüz ilk ürünlerini vermekteydi. Bu nedenle Ekim Devriminin teorisi, deyim yerindeyse iki ara bir derede yapıldı.

 

Ekim Devriminden önce 1917 Şubat Devrimi gerçekleşti. Bolşevikler, Rusya’nın önündeki devrimi daha 19. Yüzyılın başında doğru görmüşlerdi. Ülke demokratik devrim aşamasındaydı. Devrimin temel sloganı, Cumhuriyet ve Ekmekti.  1917 Şubat Devrimi, Çarlığı yıkmıştı, demokratik devrim yapılmıştı. Şimdi sıra proleter devrimindeydi, Rusya’nın önünde artık sosyalist devrim vardı. Ekim Devrimi başarılınca, yaşanan olay bu teorinin içine yerleştirildi. Almanya’daki işçi hareketleri ve devrimci ataklar da heyecan verdi. Dünya, Ekim Devrimiyle Proleter Devrimleri Çağına girmişti.

 

Ne var ki, Ekim Devriminden sonra yaşanan pratik, bu teorik çerçevenin yetersizliğini ortaya koydu.

 

Ekim Devrimi ülkesinin doğru tanımı

Ekim Devriminin eski teorisi, Rusya’nın sanayi ve işçi sınıfı birikimini vurguluyordu. Çünkü 19. Yüzyıl Marksizmi, devrimi sanayileşmenin ürünü ve işçi sınıfının eseri olarak tanımlıyordu. 1848 Avrupa devrimleri ve Paris Komünü, kuşkusuz 1848 tarihli Komünist Partisi Manifestosu’nu doğrulamıştır. Ancak emperyalizm çağının 20. Yüzyıl gerçeği farklıdır. Ekim Devrimi, 19. Yüzyıl devrim teorisinin artık geçersiz olduğu, ancak emperyalizm çağı devrim teorisinin tecrübe birikiminin de yetersiz olduğu bir zamanda gerçekleşti.

Menşevikler, dogmatik marksistler olarak eskiyen teoriye bağlı kalmış ve Rusya’nın işçi karakterinden söz ediyorlardı. Bolşevikler ise, Rusya’nın feodal kalıntılarını dikkate alarak işçi-köylü ittifakını vurguladılar.

Ekim Devrimini başaran İşçi Köylü ve Asker Sovyetleri Bolşeviklerin çizgisini doğruladı. Buna rağmen Ekim Devriminin Bolşevik teorisi 19. Yüzyılın gölgelerinden arınmış değildi. Çok doğal, çünkü Ekim Devrimi, Avrupa merkezli eski teorinin etkisinin devam ettiği bir dönemde gerçekleşti.

 

Emperyalizm çağının tecrübeleri yoğunlaştıkça, Lenin Rusya’nın Asyalı karakterini vurgulamaya önem verdi. Şubat ve Ekim Devriminin eşiğine gelindiği zaman, Lenin Rusya’yı Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın ileri kapitalist ülkelerinden ayırıyordu. Hatta Lenin 1917 yılı Ocak ayında, Rusya’yı da tıpkı Türkiye, Çin, İran ve altı küçük Balkan devleti gibi, “ekonomik yönden yarısömürge sayılması gereken Asya devletleri içinde sayıyordu.[1]

1921 yılında Lenin’in Rusya’ya ilişkin tanımı daha da belirginleşti. Komünist Enternasyonal 3. Kongresi’ne sunduğu raporda, 20. Yüzyılın başındaki devrimlerin yapıldığı Rusya, Türkiye, İran ve Çin’i aynı sınıflama içinde görüyordu: “Dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu meydana getiren sömürge ve yarı-sömürgeler.” Bu ülkelerin emekçi halk kitleleri, “dünya siyaset sahnesine çıkarak emperyalizmin devrimle yıkılmasında aktif bir etken haline gelmişlerdi.”[2]

Görüldüğü üzere, Lenin’de 1921 yılının Rusya ve Ekim Devrimi tanımı, artık 19. Yüzyıl teorisinden kurtulmuştur. Devrim öncesi Rusyası, Türkiye ve Çin gibi Ezilen Dünya ülkeleri ile aynı sınıflama içindedir ve Rus halkı da “emperyalizmi devrimle yıkan halklardan” biridir. Lenin, bu saptamasına bağlı olarak, “Asya’daki çağdaş burjuva demokratik devrimler” diye adlandırdığı Rusya, Türkiye, İran ve Çin devrimlerinin programlarının ve sorunlarının aynı olduğunu” belirtmektedir.[3]

Emperyalizm çağının devrim teorisi, özellikle Çin Devrimi ve diğer Asya devrimlerinin pratikleriyle berraklaştı. Burada cesur adımı Mao Zedung attı. Çin bir köylü ülkesi idi ve devrimin esas gücünü de köylülük oluşturacaktı.

 

Sosyalist Devrim değil

Millî Demokratik Devrim

Birincisi, Rusya 1917’den sonra sosyalist devrim pratiğine girmedi. Ekim Devrimi sonrasında yapılanlar, aslında Demokratik Devrimin devam ettiğini gösteriyor. Ekim Devrimi, burjuvazinin önderliğindeki Şubat Demokratik Devrimini proletarya önderliğinde bir millî demokratik devrimle geliştirdi.  Emperyalizm çağında, Rusya gibi bir köylü ülkesinde demokratik devrim, burjuvazinin önderliğinde sürdürülemezdi. İşçi sınıfı, iktidarı burjuvazinin elinden aldı ve demokratik devrimi ilerletti, sosyalizme açılmaya yönelik ataklara önderlik etti.

1918-1921 yıllarındaki iç savaş, bir proletarya-burjuvazi savaşı değil, Rus milleti ile emperyalizm arasındaki savaştı. İngiliz, Fransız ve ABD emperyalizminin birliklerinde toplam 310 bin asker ve subay savaşıyordu. Bu emperyalist devletlerin denetimindeki diğer ülkelerin 600 bin askeri de Çarlık kalıntısı gerici ordularla birlikte Sovyet Devrimini yıkmak için savaşa girdi. Toplam 1 milyon asker yapıyor.[4] Sovyet Devrimi, daha en başında dört yıl yalnız gericilikle değil emperyalizmle savaştı.

 

Dahası devrim, yaşayabilmek için İkinci Dünya Savaşında bir kez daha emperyalizme karşı anavatan savaşı verdi. 1941 yılında Nazi emperyalistleri Sovyetler Birliği’ne saldırdığı zaman, Ekim Devrimi henüz 24 yaşında idi. İkinci Büyük Savaşta yaşanan pratik de, bir sosyalist devrim pratiği değil, vatan savaşı pratiği idi. Bütün Sovyet halklarının birliği öne çıkarıldı. Rusya’nın önündeki büyük sorun, işçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesi programıyla değil, bütün Sovyet milletinin emperyalizme karşı savaşı programıyla çözüldü. O kadar ki, bu savaşın tarihsel kahramanları, Lenin gibi proletarya devrimi önderleri değil, Aleksander Nevski gibi Töton (Cermen kavmi) istilasına direnen Rus prensleri, Müthiş İvan gibi Rusya’yı birleştiren çarlar ve Napolyon’u yenen Kuduzov gibi Türk kökenli Çarlık komutanları idi.

Toplam olarak baktığımız zaman, Ekim Devrimiyle başlayan inşa sürecine Millî Demokratik Devrim diyebiliriz. Düşününüz Ekim Devriminden dört yıl sonra Sovyet iktidarı burjuvaziyi destekleyen Yeni Ekonomi Politikaya (NEP) yöneliyordu. Rusya’nın gerçekleri, teoriyi düzeltiyordu. Özel mülkiyetin tasfiyesine esas olarak 1929’dan sonra başlandı. Aslında Bolşeviklerin yerleşmiş teorik birikimiyle 1930’lar bile sosyalizmin kuruluşuna geçmek için ekendi. Ancak yaklaşan İkinci Dünya Savaşının dayatmaları ve kentlerdeki halkın karnını doyurma zorunluluğu, kırsal alanda kolektif mülkiyete geçişi gerekli kılmıştı. Bu sürecin başında önemli tartışmalar yaşandı. Buharinler, bu atağı erken bulmuşlardı. Kolektifleştirmenin Dünya Savaşına hazırlık açısından  önemi kuşkusuz inkâr edilemez. Ancak bu erken kolektifleştirmenin tarıma getirdiği sorunlar, üretici güçlerin gelişmesi açısından oluşturduğu ayak bağları, işçi köylü ittifakını sarsan etkileri, iktidarın halk temelinin zayıflaması yönündeki sonuçları, buna bağlı olarak devrimci yaptırım araçlarının uygulanmasındaki aşırılıklar, hep tartışma konusu oldu. Hatta Sovyetler Birliği’nin kapitalizme geri dönüş sürecini bu erken atılımla açıklayanlar da var. Bu tartışmaları Stalin’den Gorbaçov’a adlı kitabımızdan okuyabilirsiniz.[5]

 

Burada vurgulamak istediğimiz şudur:

1917 sonrasında yaşadığımız yüzyıllık pratik, Ekim Devriminin bir sosyalist devrim olmadığını, Millî Demokratik Devrim karakterinde olduğunu kanıtlamıştır. Eski demokratik devrimlerden farkı, burjuvazinin önderliğinde değil, işçi sınıfının önderliğinde gerçekleşmesidir. Ekim Devrimi, kuşkusuz her millî demokratik devrim gibi kamu mülkiyetine ilişkin uygulamaları ve kesintisiz olarak sosyalizme ilerleme çabalarını da içerir. Yalnız Ekim Devriminde değil, 1908 Türk Devriminde, 1911 Çin Devriminde, Kemalist Devrimde ve çağımızın bütün millî demokratik devrimlerinde halkçılığı, kamuculuğu, devletçiliği, kısmen emekçi sınıflara dayanan iktidar yapılarını ve uygulamalarını görüyoruz.[6]

 

Proleter Devrimleri Çağı değil

Millî Demokratik Devrimler ve Sosyalizme Açılma Çağı

1917 Ekim Devrimiyle başlayan çağ, o zamanın teorisinde, “Proleter Devrimleri Çağı” diye açıklandı. Ekim Devriminin ilk yıllarında böyle bir umut doğmuştu. Almanya’daki işçi isyanları ve kısa süreli iktidar deneyimleri bu umudu besledi. Ancak bugün 2017 yılında dönüp arkamıza baktığımız zaman, Ekim Devrimiyle başlayan devrim çağı, “Proleter Devrimleri Çağı” değildir.

Ekim Devriminden sonra gelişen dünya pratiğine bakarak, bu açıklama düzeltildi. Stalin, dünyanın “Proleter Devrimleri ve Millî Kurtuluş Savaşları Çağı”na girdiğini belirtti.

1990 yılında Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerinde iktidarda bulunan “Komünist” adlı partilerin kapitalizme geri döndüklerini ilan etmeleri, yalnız bu partilerin revizyonistliği ile açıklanamaz. Geri dönüşe önderlik eden yeni burjuvazileri besleyen bir toplumsal-ekonomik zeminin varlığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Kapitalizmin nefesinin tükenmediği dünya koşulları da buna eklenmelidir. Bu durumda çağımızın nitelenmesine ilişkin gerçekçi belirlemelerin gerekli olduğu meydandadır.[7]

Bugün arkamızda kalan yüzyılı değerlendirdiğimiz zaman, çağımızı “Millî Demokratik Devrimler ve Sosyalizme Açılma Çağı” olarak  niteleyebiliriz. Bugün sosyalizm yönündeki en ileri pratiği temsil eden Çin Halk Cumhuriyetini yöneten Çin Komünist Partisi, haklı olarak Çin’in “sosyalizmin ilk dönemlerinde bulunduğunu” belirtiyorlar. Diğer Kore, Vietnam, Kamboçya, Laos ve Küba gibi ülkelerde ise, sosyalizmin kuruluşu yönündeki uygulamaların ülke ve dünya gerçeklerine uyan adımlarla yenilendiği ve rejimin pekiştirilmesine yönelik düzeltmelerin öne çıktığı görülüyor. Dünyanın sosyalizmi amaçlayan partileri ise, gelişmiş kapitalist ülkelerde bile Millî Demokratik Devrim aşamasında bulunduklarını saptıyorlar. Örneğin dünyanın Çin Komünist Partisi’nden sonra en çok üyeli Komünist Partisi olan Japonya Komünist Partisi, ABD Komünist Partisi, Rusya Federasyonu Komünist Partisi gibi partilerin programlarında ilk hedefin Millî Demokratik Devrim olduğu saptanmaktadır.

 

Emperyalizm çağı devrimlerinin Ekim Devrimiyle başladığı tezi de artık sorgulanmalıdır. Çünkü daha önce 1905 Rus Devrimi, 1908 Türk Devrimi, 1907-1909 İran Devrimi, 1910 Meksika Devrimi ve 1911 Çin Devrimi, 1917 Rus Şubat Devrimi, çağımız devrimlerinin Ekim Devriminden önce başladığını gösteriyor. 1917’den sonra üretilen teori, Ekim Devriminin proleter devrimi olduğu tezine dayanıyordu. Bu kabul, Proleter Devrimleri Çağının Ekim Devrimiyle başladığı görüşünü kaçınılmaz olarak içeriyordu. Ancak bugün görülmektedir ki, arkada kalan yüz yılda yaşanan pratik, Millî Demokratik Devrimlerden ve sosyalizme açılma girişimlerinden ibarettir.  O zaman başlangıç da, Ekim Devrimi değil, fakat Doğu Devrimlerinin ilk dalgasıdır. 1905 Rus Devrimiyle başlayan bu demokratik devrim dalgası, 1640-48 İngiliz, 1776 Amerikan ve 1789 Fransız devrimlerine benzemiyor. Emperyalizm çağının Doğu Devrimleri, gelişmiş kapitalist ülkelerde değil, köylü ülkelerinde oldu. Ancak sıradan köylü ülkelerinde değil, Rusya, Türkiye, İran ve Çin gibi eski büyük imparatorluk ülkelerinde. İmparatorlukların bağımsızlık ve örgütlenme birikimi, Doğuda başlayan devrimlerin itici gücü oldu. Asya Çağı 1905 Rus Devrimiyle başladı, 1907-1909 İran Devrimi ve 1908 Türk Devrimiyle devam etti.

 

Ekim Devrimi mirası

Rusya, kapitalizme geri döndü. Ancak bu ülkede Ekim Devrimi mirasının hâlâ güçlü olduğunu görüyoruz. Bugün Putin’in temsil ettiği Rus vatanseverliğini besleyen en önemli kaynak, hâlâ Ekim Devriminin vatanseverlik birikimi, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda Stalin önderliğinde yürütülen anavatan savaşıdır.

Emekçi halkın özlemleri de Rusya’da Ekim Devrimi mirasıyla yaşıyor. Rusya’da yapılan anketlerde hâlâ tarihin en etkili önderlerinin ilk iki sırasında Stalin ve Lenin bulunuyor.

Ekim Devrimiyle kurulan Sovyetler Birliği gerçi yıkıldı, ancak Ekim Devriminin devrimci birikimi ve gelenekleri, Rusya’nın geleceğini belirleyen tarihsel miras olarak yaşıyor.

 

Çağımızın devrimci akımı

Ekim Devrimi, çağımızı başlatan devrim değildi, ancak çağımızın devrimci akımının ilk büyük devrimci başarısıydı. 1905 Rus, 1908 Türk, 1907-1909 İran ve 1911 Çin, 1917 Rusya Şubat devrimleri gibi ilk ilk Asyalı devrimler, burjuva demokratik partilerin önderliğinde gerçekleşmişti. Yine bir Ezilen Dünya devrimi olan 1910 Meksika Devrimi de aynı önderliğe sahiptir. 1917 Ekim Devrimi, Bolşevik Partisi’nin yönettiği işçi sınıfı önderliğiyle yeni tipte demokratik devrimlerin ilk örneğini sergiledi. Devrime önderlik eden parti, eylem kılavuzu olarak Bilimsel Sosyalizmi benimsiyordu. Ekim Devriminden sonra Asya, Afrika ve Latin Amerika devrimleri, esas olarak Bilimsel Sosyalizm bayrağı altında yapıldı. Çağımızda milyonları, hatta on milyonları, yüz milyonları harekete geçiren devrimci ideoloji, ilk kez Ekim Devrimiyle tarih sahnesine çıktı.

Ekim Devrimiyle ilk başarılı devrim pratiğini ortaya koyan Bilimsel Sosyalizm, 20. Yüzyılda yalnız halk hareketlerinin değil, vatan savaşlarının da  ışığı oldu. Türkiye’nin kurtuluş savaşı yıllarında Ankara’da esen ideolojik rüzgârı anlamak için, başyazılarını genellikle Mustafa Kemal Paşa’nın kaleme aldığı Hakimiyeti Milliye gazetesi koleksiyonuna bakmak yeterli fikri verir.[8] Çağımızın ilk kurtuluş savaşından sonraki vatan savaşlarında hep Bilimsel Sosyalizmin bayrağını ve güçlü etkisini görüyoruz. Bu açıdan Ekim Devriminin ideolojisi, gelişmiş kapitalist ülkelerden çok Mazlumlar Dünyasında yankılanmıştır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde de işçi hareketlerinin ve vatan savunmalarının, genellikle Bilimsel Sosyalizmin önderliğinde gerçekleştiğini görüyoruz. İspanya İç Savaşı, İkinci Dünya Savaşındaki Fransız ve İtalyan Direnişleri akla ilk gelen örneklerdir.

 

Ekim Devrimi, insanlığın devrim mirasının en büyük eylemlerinden biri olmanın ötesinde, geleceğin dünyasının kurulmasında da önemli bir kaynaktır.  Bu açıdan Ekim Devrimi, yalnız arkada kalan yüzyılımızın geleneği değil, önümüzdeki yüz yılın başlıca etkenlerinden biridir. Ekim Devrimi, bu açıdan Fransız, Amerikan, Türk, Çin devrimleri yanında Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın kurtuluş savaşlarıyla birlikte insanlığın devrimci mirası içinde ve geleceğinde ayrı bir yere sahiptir.

Dipnotlar

[1] Lenin, “Statistics ant Sociology, Ocak 1917”, Collected Works, c.23, s. 252’den aktaran Doğu Perinçek, Lenin Stalin Mao’nun Türkiye Yazıları, Genişletilmiş 4. basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ağustos 2014, s.54.

[2] Lenin, Üçüncü Enternasyonal Konuşmaları, cev. Cemal Eren, Koral Yayınları, İstanbul, Mayıs 1976, s.113.

[3] Lenin, Demokratie und volkstümler ideologie im China”, Werke, c.18, Dietz Verlag, Berlin 1965, s. 152-158.

[4] Bu konuda geniş bilgi için bkz. Yıldırım Koç, “Rus Devrimi ve Vatan Savunması”, Teori, Mart 2007, sayı 206. Yine bkz. Doğu Perinçek, Bilimsel Sosyalizm ve Bilim, Kaynak yayınları, 13. Basım, İstanbul …….., s. 125 vd.

[5] Doğu Perinçek, Stalin’den Gorbaçov’a –Sosyalist Devrimi Sürdürmek ve Kapitalizme Geri Dönüş- Gözden geçirilmiş 4. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Şubat 2010.

[6] Asya devrimlerinin millî demokratik karakteri konusunda bkz. Doğu Perinçek, Asya Çağının Öncüleri -21. Yüzyılda Lenin Atatürk ve Mao-, Kaynak Yayınları, Birinci basım, İstanbul, Kasım 2015, s. 42 vd.

[7] Bu konuda geniş bir açıklama için bkz. Doğu Perinçek, Bilimsel Sosyalizm ve Bilim, s.146 vd.

[8] Kurtuluş Savaşının İdeolojisi -Hakimiyeti Milliye Yazıları-, Genişletilmiş 2. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Nisan 2004.

Paylaş: