Ana Sayfa Manşet AYDININ TARİHSEL SORUMLULUĞU

AYDININ TARİHSEL SORUMLULUĞU

2

Öncü Gençlik İstanbul İl Sekreteri Duru Aktaş yazdı:

Aydın, yalnızca bilgiyi üreten değil; bilgiyle yön veren, örgütleyendir. Ortaya çıkışından itibaren aydının önünde, bilgiyi tarihsel gerçeklikle üretmek ve örgütlü mücadele içinde toplumsallaştırmak var. Bu yazımızda aydının zorunlu tarihsel görevini ortaya koymaya çalışacağız.

AYDININ BİR İŞLEV OLARAK ORTAYA ÇIKIŞI

Aydın, insanlık tarihinin başından beri var olan doğal bir kategori değildir. Aydın, üretim tarzlarının gelişmesi, sınıflı toplumun doğuşu ve işbölümünün derinleşmesiyle ortaya çıkan bir “işlev”dir. İlkel komünal toplumda, kafa ve kol emeği bugünkü gibi derin bir ayrım içerisinde değildi. Bilgi ve deneyim pratik içinde aynı ölçüde yoğruluyordu. Artı ürünün ve zorunlu olarak bunu denetleyen kesimin ortaya çıkışıyla toplumda yeni bir işbölümü gelişti. Bu yeni işbölümünde düşünsel emek, ayrı bir meslek ve işlev haline geldi. Aydın; tarihin dışında duran ve tepeden hakikati dile getiren bir figür değildir. Aksine toplumsal dönüşümlerin, sınıf mücadelelerinin ve siyasal çatışmaların ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Aydınlar ortaya çıkışları itibarıyla artı değerden aldıkları pay ve üretim araçlarıyla kurdukları ilişki bakımından bir “sınıf” oluşturmamışlardır. Fakat tarih, aydınlara bilginin hangi sınıf adına üretileceğine ilişkin tarihsel sorumluluğu yükleyerek sınıf mücadelesinin ideolojik cephesinde belirleyici bir rol oynamalarına yol açmıştır.  Bu nedenle aydını ve aydının sorumluluğunu anlamak, yalnızca düşünce tarihini değil, ait olduğu toplumsal ilişkileri ve sınıfsal konumu da anlamayı gerektirir. Bu yüzden aydının görevi; toplumdaki sınıf mücadelesi içinde anlam kazanan ve siyasal pratik gerektiren bir işlevdir.  

HANGİ SINIFIN AYDINI?

Özellikle kapitalizmin gelişimiyle sınıfsal ve ideolojik mücadele yalnızca üretim alanında değil; düşünce, kültür, siyaset, hukuk alanlarında da yoğunlaşmıştır. Marx’ın da ifade ettiği gibi her çağın egemen düşünceleri, o çağın egemen güçlerinin düşünceleridir. Üretim araçlarının sahibi egemen sınıflar, fikir üretim araçlarını da kontrol ederek kendi dünya görüşlerini toplum önünde geçerli kılmıştır. Siyasal iktidara giden yol, ekonomik olmakla birlikte bu yolun kültürel ve ideolojik yapıtaşlarını da döşemekten geçer. İşte bu hegemonya mücadelesinde aydının konumunun önemi daha da güç kazanır. Emekçi sınıfların önündeki görevlerden biri de bu hegemon ideolojiye, karşı-hegemon bir ideolojinin inşasıdır. Modern dünyada  kaderini emekçinin kaderiyle ortak kılmış aydının sorumluluğu Gramsci’nin ifade ettiği “organik aydın” olabilmektir. Organik aydın, bilgi üretimini örgütlü siyasi mücadeleden ayırmaz, pratiği teoriye; bilgiyi toplumsal güce dönüştürür. Aydının tarihe etkisi bireysel üretiminde değil, örgütlü bir kolektif iradenin parçası haline gelmesiyle açığa çıkar. En özlü ifade ile bu, bilgi üretiminin iktidar mücadelesinin bir parçası olması meselesidir.  Aydın bir başına tarih yapamaz, onun gücü ancak ve ancak örgütlü bir siyasal irade içinde anlam kazanır. Tüm bunların önümüze koyduğu vazife de aydının bir kolektifin yani bir partinin neferi olması sorumluluğudur.

AYDININ KONFORU

Aydının konforuyla bu noktada karşı karşıya kalıyoruz. Entelektüelin, birikimini toplumsal mücadeleden uzak; kendi çıkarlarını muhafaza ederek kullanması aydının konforudur. Oturduğu ipek koltuklardan; toplumsal eleştirilerde sınır tanımayan fakat bunların çözümüne yönelik pratik sorumluluktan bir filin arıdan kaçtığı gibi kaçan aydındır. Tarihin öznesi değil, ukala gözlemcisidir.

Bugünlerde belki de birçok gazetenin, ekranın; topluma üstten bakan, sorunların çığırtkanlığını yapan fakat çözümlere dair üretim kabızı lafazanlarla dolu olmasının sebebi de işte budur. Toplumun gerçek sorunlarına çözüm bulmak varken yapay sorunlar yaratan ve bunlara bilimsel olmayan çözümler üretmekte ısrarcı olan aydınların yıkıcı muhalefeti mücadeleyi bir adım öteye götürmek şöyle dursun, başarıyı imkansız kılmaktadır. Halkını cahil, kendini alim sanan aydınların ülkemizin ve insanlığın geleceğine katkısı da soru işaretleriyle doludur.


İKTİDAR MÜCADELESİNDE AYDIN

Partimiz; devrimci birikimiyle kendi konforunu yok sayan, her türlü koşulda iktidar mücadelesine bir tuğla daha koymak isteyen aydınların, ocağı olmuştur. Üstelik bu ‘’aydınlık’’ dediğimiz konuma gelebilmek için öyle pamuklar içerisinde okumak ve üretmek gerekmiyor. Çünkü aydın olmak; seçkinliği veya hayatın gerçeklerinden uzaklaşmayı değil, bizzat hayatın içinde olmayı gerektirir.

Partimizin neferi, inşaat ustası Halil Alkan ağabeyimiz bunun yalnızca bir örneğidir. Halil Alkan; İstiklal Caddesi’ndeki İstanbul İl Başkanlığımızın -o tarihi binanın- şimdiki haline gelmesi için gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Bulduğu her fırsatta okudu. Bu arzu, geceleri yorgunluktan uykuya dalmamak için saç telini bir yerlere bağlatacak kadar büyük bir okuma arzusuydu. Her okuduğunu hayatına yansıttı, her öğrendiğini örgütlemek için kullandı. Halil Alkan, işçi sınıfının örnek aydınıydı; ne teoriye sıkıştı ne de emek vermekten kaçtı.

Diğer yandan Cemal Süreyalar, Metin Altıoklar, Aziz Nesinler, Hasan Yalçınlar…

Aziz Nesin; 1  Mayıs 1993’te Aydınlık gazetesi Gladyo’nun en açık hedefiyken çekinmeden gazetenin başyazarlığı görevini üstlendi. 

Cemal Süreya ise kahramanlık döneminde katıldı partiye, yani 12 Eylül Darbesinin koşullarının devam ettiği o baskı döneminde… Cemal Süreya; Türkiye’nin en çalkantılı süreçlerinde Paçal’dan Saçak dergisine, Saçak’tan 2000’e Doğru’ya yazarken sanat birikimini siyasetle ve toplumla yoğurdu. Bugün kendisini yalnızca romantik bir şair olarak hatırlatmak isteyenlere karşı cevabını yıllar önce vermişti.  

2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin Gladyo eliyle yakılmasıyla şehit edilen sanatçımız Metin Altıok’un aydınlara vasiyetini partimizin liderlerinden Hasan Yalçın dile getirdi: “Örgütlenin, partiye girin!”

Ve Hasan Yalçın, partimizin fedailik geleneğinin en kıymetli örneklerinden. Üniversite yıllarından beri mücadelenin önderi olmuş; 7’den 70’e, köyden kente her insanın hayatına ve bilincine dokunmanın dilini bulmuştur. Eksikleri ve yanlışları yalnızca söküp atmak yerine, doğruyu inşa etme ufkuyla ve Hasan Yalçın saatiyle çalışmıştır. Düzenin dayatmasının eseri “aydın”ı tabiri caizse yerden yere vurmuş, örgütlü olmayan ne devrimci olabilir ne de aydın diyerek hayatını hepimize örnek yaşayış biçimiyle bu tartışmaya en büyük cevabı vermiştir.

AYDININ TARİHSEL SORUMLULUĞU: ÖRGÜTLÜLÜK

Açık konuşalım: Örgütsüz aydınlık özgürlük değil, bir dayatmadır; neo-liberal sisteme, düzenin aydınını yaratmaya, onu bu ideolojik bunalımlar içinde eritmeye hizmet eden bir dayatmadır. Aydın; bu dayatmaya başkaldırmalı, partinin bin gözünden biri olmalıdır. Geçici mevkilerin, bireysel ve günlük çıkarların peşinde değil; yarınların dünyasının yaratıcısı olmakta yarışmalıdır.  

Tarih boyunca hiçbir egemen sınıf yalnızca silahla hükmetmedi, fikir de bir hükmetme aracıydı. Aydının tarihsel işlevi; fikri, sınıfının örgütlü mücadelesininin hizmetine yöneltmesidir. Bu yüzden aydının yeri yalnızca ekranlar, kürsüler değil; halkın yanıdır. Aydın yalnızca halkın öğretmeni değil aynı zamanda da öğrencisi olan ve deneyimden dönüştürdüğü teoriyi örgütlü mücadele ile bilinçlere taşıması gerekendir.

Aydına bu öncülük imkanını veren emekçi sınıftır. Yoksul ve emekçi halkı sevmeyen, onlara olan borcunu ödemek için ömür boyu mücadele etme görevini anlamayan, aydın olamaz. Aydına düşünme, yazma ve üretme olanağını veren, kendi bireysel yeteneği değil; toplumun tarihsel gelişiminin ve emekçi sınıfların yarattığı maddi koşullar yani bedensel emeği omuzlamalarıdır.

Sınıf çatışmalarının ve 21. yüzyılda ezen-ezilen milletler arasındaki çelişkilerin derinleşmesi, mevcut sistemden çıkışı insanlık için kaçınılmaz bir zorunluluk hâline getirmektedir. Emekçileri özgürleştirecek ve ulusların refahını sağlayacak yeni bir dünyanın inşasında aydınlar; hem işçi sınıfından öğrenerek hem de onlara ideolojik önderlik ederek tarihsel sorumluluklarını üstlenmelidir.

“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir.”