Ana Sayfa Yazılar Uluslararası Hukukta Adalet Sınavı

Uluslararası Hukukta Adalet Sınavı

2

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin merkezi Hollanda‘nın Lahey kentinde bulunmaktadır. Mahkemenin çalışmalarının temeli, 17 Temmuz 1998‘de kabul edilen ve 1 Temmuz 2002´de yürürlüğe giren Roma Statüsü‘dür.

Mahkemenin önemli görevlerinden birisi, uluslararası öneme sahip en ciddi suçların cezalandırılmasıdır. Odak noktası özellikle şu dört ağır suçtur: soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu.

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNİN SINIRLARI

Mahkemenin yargı yetkisini kullanabilmesi için ilgili devletin bu mahkemeyi tanıması gerekmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi devletleri değil, bireyleri yargılar. Bir devletin yetki uygulamak için polis veya ordu gibi yaptırım gücü vardır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kendi kolluk kuvvetleri olmadığı için kararları uygulamak için devletlerin iş birliğine güvenmek zorundadır. Yani bir kararı uygulayabilecek uluslararası bir güç yoktur.

Bunun devamını düşünürsek aslında Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nin kararlarını uygulamak için böyle bir güce sahip olması mantıklı olur muydu?

Bunun dezavantajı şu olur: İlgili ülkelerin güç ve etkilerini kaybetme ihtimali ortaya çıkabilir. Şunu görebiliyoruz ki Uluslar arası Ceza Mahkemesi kendi başına sınırlı yaptırım gücüne sahiptir ve destekleyici ülkelere bağımlıdır. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Hangi ülkeler Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni destekliyor?

ALMANYA’NIN UCM TUTUMU

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni başından beri destekleyen ve 2000 yılında Roma Statüsü’nü onaylayan Almanya, bağımsız ve adil bir mahkemeye olan bağlılığını teyit etmektedir ve mali destekte bulunmuştur. Amaç, ciddi uluslararası suçları kovuşturmak ve cezasızlığı önlemektir.(1)

Ancak bu tür ülkeler arasında bu kurumu tanıyan ilk ülkelerden olan Almanya’nın neden tutuklama emirlerine uymadığı sorusu da gündeme geliyor. Özellikle şu tutuklama emrine odaklanmak istiyorum:

NETANYAHU HAKKINDA TUTUKLAMA EMRİ

21 Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi, Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkardı. Netanyahu, başta Gazze şehrindeki sivillerin aç bırakılması, cinayet, zulüm ve gıda, su, sağlık hizmetleri, yakıt ve elektrik kısıtlamaları yoluyla diğer insanlık dışı eylemler olmak üzere insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanılıyor.

Mahkeme, Netanyahu’nun bu eylemlerde cezai olarak sorumlu olduğuna dair yeterli gerekçe buldu. Ancak tutuklama emri bir mahkûmiyet anlamına gelmez. Bu nedenle Netanyahu’nun suçluluğu henüz tespit edilmemiştir ve bir mahkemede belirlenmesi gerekecektir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisine sahip olmasının nedenlerinden biri de Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf olması ve iddia edilen suçların Filistin topraklarında işlenmiş olmasıdır. (2)

Hukuki açıdan bakıldığında tutuklama emri farklı şekillerde değerlendirilebilir. Bir yandan, sözleşmeye taraf olmayan bir devletin görevdeki hükümet başkanı genellikle diğer devletler tarafından yargılanmaktan kişisel dokunulmazlığa sahiptir. Ancak bu, resmi makamların kimseye cezaî koruma sağlamadığını ve devlet dokunulmazlığının mahkeme için önemsiz olduğunu belirten Roma Statüsü’nün 27. maddesiyle çelişmektedir. Devamında, bir tutuklama emri Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetkisini güçlendirecek, eşit muamele ilkesini pekiştirecek ve cezasızlıkla mücadeleye destek olacaktır. (3)

AVRUPA’DA UCM AYRILIĞI

Bu farklı hukuk argümanları Avrupa’da da gözlemlenebilir. Daha önce her zaman bir arada oturan ve birliği korumak ve birbirini güçlendirmek için aynı yönde ilerleyen bir kıta, şimdi bölünmüş durumda ve birliği parçalanmaya başlıyor. Roma Statüsü’ne taraf olan İspanya gibi ülkeler Filistin’e açıkça destek veriyor ve Netanyahu’nun saldırılarını durdurmaya çalışıyor. Bu ülkeler, imkânları dâhilinde böyle bir tutuklama emrini infaz edeceklerini ifade ettiler. Roma Statüsü’ne taraf olan Almanya, prensip olarak böyle bir tutuklama emrini yerine getirmekle hükümlüdür. Ancak medyada ülkenin tutuklamayı savunmadığı ve İsrail ile Netanyahu’nun eylemlerini desteklemeye devam ettiği görülmektedir, İsrail’e karşı “derin tarihî sorumluluklarına” defalarca vurgulanmaktadır. Bu tarihî sorumluluk, Almanya’nın doğrudan siyasi çıkarını temsil etmiyor; daha ziyade Almanya’nın İsrail’in sömürgeci politikasını desteklemenin kamuoyundaki açık bir gerekçesi olarak hizmet ediyor. Dahası, Şansölye Merz, İsrail’in yalnızca kendisini ve demokratik bir Yahudi devleti olarak varlığını savunduğunu ve güvenliğinin garanti altına alınması gerektiğini savunuyor.(4)

ALMANYA’NIN ABD İLE İLİŞKİSİ

Ancak bu duruş, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile güvenlik politikası iş birliğine dayanan yakın transatlantik ortaklığa dayanmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında Almanya, yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda değil, büyük ölçüde ABD tarafından

şekillendirilen Batı çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. İsrail’i desteklemek bölgede dengesizliğe yol açarak önemli ticaret yollarını aksatabilir ve bu da Almanya’nın ekonomisinin sarsılması anlamına gelir; örneğin petrol fiyatlarının yükselmesi gibi. Alman ekonomisi üzerindeki bu baskı, bu gelişmenin Almanya’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini göstermektedir. Almanya’nın gerçek çıkarı, barış ve güvenliğin sağlanması olmalıdır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararı reddedilse bile mahkeme kamuoyunda rol oynamaya devam eder. Almanya’nın kamuoyu önünde tutuklama emrine karşı çıkması halk arasında huzursuzluğa yol açar ve böyle bir kuruma karşı çıkması devletin konumu şüpheye düşer. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarının uygulanmasının siyasetten etkilenebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Başlangıçtaki soruya dönecek olursak, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin evrensel olarak tanınmadığı ve bu nedenle uluslararası hukukun seçici bir şekilde uygulandığı söylenebilir.

ULUSLARARASI HUKUKTA SEÇİCİLİK TARTIŞMASI

Bu durum, özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tüm ülkeler tarafından tanınmaması ve çalışmalarının öncelikle daha az siyasi ve uluslararası güç sahibi devletleri ve milletleri etkilemesi gerçeğinde açıkça görülmektedir. Bu da uluslararası hukukun herkese eşit şekilde uygulanmadığı ve giderek “orman kanunu”na göre hareket edildiği izlenimini yaratmaktadır. Bunun bir örneği, Ocak 2026’da ABD tarafından Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıdır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden buna bir kamuoyu tepkisi de gelmedi ve bunun üzerine Venezuela, siyasi olarak taraflı davrandığı gerekçesiyle 25 Temmuz 2026’da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden çekildiğini açıkladı. (5)

Özetle, Batı devletlerinin eylemleri uluslararası hukukta tutarsızlıklara ve güvenilirlik eksikliğine yol açıyor. Bu durum, özellikle Almanya’nın Venezuela ve İsrail gibi yukarıda bahsedilen örneklerde olduğu gibi vakaları ele alış biçiminde açıkça görülmektedir. Burada çifte standart uygulandığı ve uluslararası hukukun Batı devletlerinin çıkarlarıyla çeliştiği anda kısıtlanırken, daha zayıf ülkeleri dizginlemek için bir araç olarak kullanıldığı izlenimi ortaya çıkmaktadır. Yukarıda belirtilen bir diğer noktaya değinmek gerekirse, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararlarını uygulayan yaptırım gücünün olması tam da bu nedenle zararlı olacaktır, çünkü böyle bir hegemonyal güç, bugün ABD örneğinde gördüğümüz gibi, bu yaptırım gücünü kendi çıkarlarını hakim kılmak için bir araç olarak kullanacaktır.

EŞİT VE BAĞLAYICI BİR ULUSLARARASI DÜZEN

Bu, çözüm nedir sorusunu gündeme getiriyor: Uluslararası düzen, Amerikan veya Batı hegemonyasını korumak yerine tüm insanlığın refahına eşit önem verecek şekilde tasarlanmalıdır. İhtiyaç duyulan şey, uluslararası hukukun uygulanmasını en büyük siyasi veya ekonomik güce sahip devletin etkisine bağlı kılmak yerine, tüm devletlerin eşit olduğu ve adil bir zeminde hareket ettiği uluslararası iş birliğidir. Amaç, tüm devletler için eşit derecede bağlayıcı olan ve herhangi bir devletin çıkarlarına veya gücüne bağlı olmayan bir uluslararası düzen oluşturmak olmalıdır.


DİPNOT

1) https://www.auswaertiges-amt.de/de/aussenpolitik/regelbasierte-internationale-ordnung/voelkerrecht-internationales-recht/voelkerstrafrecht

2) https://www.icc-cpi.int/news/situation-state-palestine-icc-pre-trial-chamber-i-rejects-state-israels-challenges

3) https://www.bundestag.de/resource/blob/1057386/87023b679b15d99163c49118cf7d3659/WD-2-009-25-pdf.pdf

4) https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/unterstuetzung-israel-2228198

5) https://www.deutschlandfunk.de/venezuela-tritt-aus-internationalem-strafgerichtshof-aus-100.html