Ana Sayfa Yazılar CHP’nin Kuruluş Kodlarına Dönüş Mücadelesinde Yeni Eşik – 2

CHP’nin Kuruluş Kodlarına Dönüş Mücadelesinde Yeni Eşik – 2

47

Öncü Gençlik Eskişehir İl Başkanımız Emre Karakocaoğlu yazdı:

Milli Menfaatlerin Ana Muhalefeti

1999 seçimlerindeki ağır yenilginin ardından genel başkanlıktan ayrılan Deniz Baykal’ın 30 Eylül 2000 tarihinde yapılan Olağanüstü Kurultay’da yeniden seçilmesi, partinin rotasını Batı’daki “Üçüncü Yol” rüzgârlarına paralel olarak sosyal liberalizme doğru kesin olarak kırmıştır.

2001 ekonomik krizi ve ardından gelen siyasal çalkantılar sürecinde CHP, kendisini devletin bekasını ve ekonominin rasyonelliğini savunan bir güvenli liman olarak konumlandırmaya çalışmıştır. Bu stratejinin bir parçası olarak, IMF ve Dünya Bankası patentli neoliberal politikaların mimarı Kemal Derviş’in 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde partiye katılımı, CHP’nin üretim ekonomisinden vazgeçtiğinin göstergesidir. 2002 seçimlerinde meclise giren tek muhalefet partisi olma başarısını gösteren CHP, bu tarihten itibaren AK Parti hükümetlerinin Batı ile bütünleşme programına en büyük desteği veren sistem içi bir aktör olarak hareket etmiştir.

Bu dönemde CHP’nin dış politika vizyonu, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği Atatürkçülüğün ve Türk Devrimi’nin nihai hedefi olarak tanımlayan bir anlayış üzerine kurulmuştur. Bu doğrultuda 2004 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliklerine ve 90. maddenin uluslararası sözleşmeleri iç hukukun üzerine çıkaran yeni haline CHP grubu tam destek vererek, milli egemenlik ilkesinin devredilmesine rıza göstermiştir. Öte yandan bu süreçte parti, kendi içindeki Kemalist ve ulusalcı refleksleri dizginlemeye çalışırken, liberal değerler temelinde siyaset yapmış ve sonuç olarak meclis grubundan sağ partilere doğru yaşanan milletvekili göçlerine engel olamamıştır. CHP’nin bu dönemdeki ekonomik yaklaşımı ise özelleştirmeyi rasyonel bir modernleşme aracı olarak savunmak ve piyasa ekonomisini Türkiye’nin tek hedefi olarak ilan etmek şeklinde somutlaşmıştı.

CHP’de Deniz Baykal dönemi ise 2010 yılının mayıs ayında trajik biçimde sonlandı. CHP, kendi genel başkanını hedef alan ve okyanus ötesi merkezli olduğu açık olan bir kaset komplosuna direnememiş, bu operasyon sonucunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelişiyle birlikte “Yeni CHP” (Y-CHP) süreci resmen başlatılmıştır. 2010 yılı itibariyle CHP, artık kaset komplosuna mukavemet edemeyen, iradesini bütünüyle Batı emperyalizminin tertiplerine teslim etmiş bir yapıya dönüşmüştür.

Bu dönemde ABD güdümlü Ergenekon ve Balyoz kumpasları karşısında CHP yönetimi, Türk ordusunun vatansever subaylarının tasfiye edilmesine yönelik tertibe, “darbecilerin üzerine gidilsin” diyerek siyasi destek vermiş ve milli güçlerin hapse atılmasına zemin hazırlamıştır.

Aynı dönemde partinin ideolojik ekseni, Dersim tartışmaları üzerinden Atatürk dönemiyle hesaplaşmaya kadar vardırılmıştır. 2011 yılında CHP yönetimi, Cumhuriyetin Ortaçağ gericiliğine ve emperyalist kışkırtmalara karşı yürüttüğü 1938 harekatını “katliam” olarak niteleyen bir dil benimsemiş, Avrupa Parlamentosu’nun özür dileyin çağrılarına eklemlenerek Atatürk yönetiminden özür dilenmesini talep eden isimleri milletvekili adayı yapmıştır. Sosyal Demokrat CHP, Atatürk dönemini diktatörlük olarak damgalayarak kendi tarihsel meşruiyet zeminini dinamitlemiştir. İdeolojik arınma çabası o kadar ileri gitmiştir ki, 2011 genel seçimleri arifesinde bizzat genel başkan yardımcılığı düzeyinde Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ideolojisinin anayasadan çıkartılacağı ilan edilmiş, Kemalist Devrim’in temel ilkeleri çağdışı sayılmıştı.

CHP yönetimi, 1991’deki ittifak mirasını canlandırarak HDP ile kader birliğine girmiş ve bölücüleri Meclis kürsüsüne taşıyan bir köprü işlevi görmüştür. Bu ittifakın nihai hedefi, 2015 yılında HDP ile birlikte hazırlanan “Türksüz ve Atatürksüz anayasa” tasarısında ortaya çıkmıştır. Bu taslakta “Türk Milleti” kavramı yerine “anayasal yurtseverlik” ifadeleri önerilmiş, yargının Türk Milleti adına karar vermesi hükmü kaldırılmak istenmiş ve ABD emperyalizminin Türkiye’nin üniter yapısını parçalamayı hedefleyen özerklik projelerine kapı aralanmıştır.

2016 yılının başında toplanan 35. Kurultay’da Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin kaldırılacağını ilan ederek, milli devleti federal bir parçalanmaya sürükleyecek projelere teslim olunmuştur. Aynı dönemde, Türkiye’nin terör örgütlerine karşı yürüttüğü kararlı vatan savunması bizzat CHP yönetimi tarafından “Saray Savaşı” olarak nitelenmiş, Mehmetçiğin PKK ve FETÖ’ye karşı mücadelesi iktidarın kişisel beka savaşıymış gibi gösterilerek halk nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.

Türk ordusunun gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Afrin harekatları sürecinde CHP, Sınır ötesinde terör koridorunu yarmaya çalışan orduya destek vermek yerine “ordu batağa saplanıyor” ve “asker göndermeyin” söylemlerini benimsenmiştir. Hatta o dönem bu bozgunculuk öylesine ileri gitmiştir ki CHP, ABD-İsrail dayatmasına teslim olarak PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG’nin kurtuluş savaşı verdiğini ileri sürmüştür. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, 8 Kasım 2018 günü PYD’nin “siyasi bir oluşum” olduğunu söyleyerek, terör örgütüne sahip çıkmıştır.

Milli çıkarlarımızın en hayati cephelerinden olan Mavi Vatan ve Doğu Akdeniz’de de benzer bir teslimiyetçi tutum izlenmiştir. ABD-İsrail-Yunanistan ittifakının Türkiye’yi kuşatma planlarına karşı milli bir direnç oluşturmak yerine, Türkiye’nin “yalnızlaştığı” iddia edilerek İsrail ve Batı ile işbirliği önerilmiş, Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik hakları Atlantik sisteminin öncelikleri lehine tartışmaya açılmıştır.

İmamoğlu-Özel Kliği

2020 yılında yayımlanan RAND Corporation raporu, Türkiye’deki siyasal dönüşümün ve CHP’deki eksen kaymasının yol haritasını çizen en somut belge olarak karşımıza çıkıyor. ABD derin devletinin gölge CIA’sı olan bu kurum tarafından hazırlanan raporda, Erdoğan’ın başında bulunduğu mevcut iktidarın “Batı rotasına” sokulma umudunun kalmadığı açıkça saptanmış, bu nedenle yönetimi devirme görevi CHP liderliğindeki Altılı Masa ittifakına verilmiştir. Kurulacak bu yeni yapının başına özellikle Ekrem İmamoğlu’nun getirilmesi stratejik bir hedef olarak belirlenmiş, bu operasyonun önündeki en büyük engel olarak ise partideki gelenekçi olarak adlandırılan milli unsurlar işaret edilmiştir.

İmamoğlu döneminin yükselişiyle birlikte CHP’de güçlenen bu yeni yönetim anlayışı, partinin kurucu devrimci mirasının bürokratik bir yük olarak görülmesine ve tasfiyesine dayanan bir süreci tetiklemiştir. Bu yeni çizgi, Ankara merkezli milli devlet iradesi yerine Brüksel, Washington ve Londra eksenli bir siyaset tarzını partiye hâkim kılmış, sivil toplumculuk maskesi altında etnik ve mezhepsel kimlik politikalarını merkeze almıştır.

Bu stratejik dönüşümün parçası olarak 38. Olağan Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu çizgisinin tasfiyesi ve Özgür Özel’in genel başkanlık koltuğuna oturtulması ile tamamlanmıştır. Ancak bu bayrak değişimi, bizzat CHP’nin kendi içinde ifşa ve ifade ettiği üzere, delege iradesinin pavyon köşelerinde ve mahkeme kapılarında parayla satın alındığı, ahlaki ve siyasi meşruiyetten yoksun bir operasyonun ürünü olarak kayda geçmiştir.

2025 yılı mart ayında Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle yargılanması ve tutuklanması süreci, Özel-İmamoğlu kliğinin gerçek karakterini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Parti yönetimi, Türk yargısı önünde hesap vermek yerine, CNN International ve New York Times gibi küresel mecralar üzerinden Batılı emperyalist güçlere açıkça müdahale çağrılarında bulunmuş; “demokrasi ve insan haklarının ülkelerin iç meselesi olmadığını” savunarak milli egemenlik ilkesini ayaklar altına almıştır.

İmamoğlu’nun yargılanma sürecini bir isyana dönüştürmeyi hedefleyen Özel-İmamoğlu yönetimi, kitleleri sokağa çağırarak Türkiye’yi bir Turuncu Kalkışma kaosuna sürüklemeye çalışmıştır. Bu sokak hareketleri provaları, özünde devlet otoritesini zayıflatmayı, Türk polisini ve ordusunu itibarsızlaştırmayı amaçlayan, hatta bölücü terör örgütlerine devlet vaat ederek Türkiye’nin bir bütün olan yapısını parçalamayı hedefleyen emperyalist bir tertibin parçası olarak işlev görmüştür.

Kasım 2025’e geldiğimizde, bu tarihte toplanan 39. Olağan Kurultay, Cumhuriyet Halk Partisi’nin devrimci mirasından kesin kopuşunun ve Atlantik sistemine bütünüyle eklemlenmesinin resmî belgesi olan Yeni Parti Programı’nı oybirliğiyle kabul etmiştir.

“Çağa uyum sağlama” gerekçesiyle hazırlanan bu program, 1931 ve 1935 kurultaylarında perçinlenen Altı Ok’un millî, halkçı ve devletçi esaslarını bütünüyle etkisizleştirerek yerine Avrupa Birliği’nin ilkelerine tam teslimiyeti koymuştur. Programın merkezine yerleştirilen Avrupa ile bütünleşme hedefi, Ayaklarını Türkiye’ye basmayan Brüksel merkezli bir yapıya tabi olunması iradesini yansıtmaktadır.

Altı Ok’un programdaki konumu kökten değiştirilmiş, bu ilkeler güncelliğini yitirmiş ve çağın gerisinde kalmış birer yük olarak değerlendirilmiştir. Türk Devrimi’nin hedef ve kavramlarının yerine, emperyalist sistemin dayattığı “yeşil dönüşüm”, “dijital dönüşüm” ve “mor dönüşüm” gibi kavramlar ikame edilmiştir. Ekonomik düzlemde ise program, küresel finans merkezlerine güvenceler sunan ve devletin rolünü piyasa ekonomisinin bir aktörü olarak sınırlayan neoliberal bir karakter kazanmıştır.

Programın en dikkat çekici yönlerinden biri de “Eşit Yurttaşlık” kavramının merkeze alınmasıdır. Ancak buradaki yurttaşlık, Türk Devrimi’nin birleştirici vatandaşlık tanımı yerine, toplumu etnik ve mezhepsel temelde bölen farklı kimliklerin hukuki olarak tanınması ve eşitlenmesi üzerine inşa edilmiştir.

Bu eksen kaymasına paralel olarak “Türk Milleti” ve “Türk Vatandaşlığı” kavramları sistematik bir biçimde geri plana itilmiştir. Yeni programda daha önceki metinlerde yer alan “Türk ulusu”, “Türk toplumu”, “Türk kültürü” ve “Türk vatandaşlığı” gibi ifadeler neredeyse tamamen temizlenmiş, bunların yerini “aktif yurttaşlık” ve “kapsayıcı yurttaşlık” gibi tanımlar almıştır. Kamuoyu baskısıyla programa zoraki olarak eklenen “Türk Milleti” ifadesi bile, metnin genelinde bir tanıma kavuşturulmamış, aksine içi “farklı kimlikler” vurgusuyla boşaltılmıştır.

Kültürel alanda ise Batılı merkezlerin dayattığı postmodern “toplumsal cinsiyet” ve “cinsel yönelim” gibi kavramlar programatik güvenceye alınarak, partinin tarihsel ve toplumsal dokusu bütünüyle değiştirilmiştir.

İmamoğlu-Özel kliği CHP siyasetinin ABD emperyalizmine ve Avrupa kapılarına teslim edilmesinin doruk noktasıdır. Partinin tüm geleneksel değerleri yok sayılmıştır. Kemalist Devrim’in tüm ilkelerinden vazgeçilmiş hatta onunla savaşma hedefi belirlenmiştir.

Günümüzde, tek kutuplu dünya düzenindeki ABD hegemonyasının sonunun geldiğini görüyoruz. NATO’nun hiçbir güvenilirliğinin kalmadığı, sırtını ABD’ye yaslayan her kuvvetin hüsrana uğradığı bir dönemdeyiz. ABD-İsrail ve İran savaşı bunun en son ve somut örneklerinden biriydi. Asya devletleri yükseliyor ve çok kutuplu bir düzenin hakim olacağı yeni bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin en başta kendi milli bekası için içerisinde bulunacağı Türkiye-Rusya-Çin-İran(TRÇİ) ittifakı ve mazlum milletlerle işbirliğine dayanan dış politika ihtiyacı zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Tam da bu kritik süreçte CHP’nin Atlantik sistemden kopuşunun, milli cephede yer almasının bir diğer deyişle kuruluş kodlarına dönmesinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Milli Hükümet Atlantik Sistemine Teslim Olmayacak

Türk yargısının iradesiyle verilen mutlak butlan kararı, parti içi liderlik çekişmesinin sonucu değil, Türk devletinin ve milletinin iradesine ipotek koymaya çalışan emperyalist merkezlere karşı verilmiş tarihi bir devlet kararıdır. Bir ana muhalefet partisinin yönetim mevkilerinin parayla alınıp satılması, kabul edilemezdir.

Parti yönetimlerinin satın alındığı bir düzende gerçek bir demokrasi söylemlerinin hiçbir anlamı kalmayacağı gibi, bu temizlik harekatı CHP’nin ve dolayısıyla Türkiye’nin özgürleşmesi adına atılmış en kritik adımdır. Bu karar aynı zamanda, ABD derin devletinin 2020 tarihli RAND Corporation raporunda açıkça ilan ettiği, Türkiye’yi “Batı rotasına” sokmak için CHP önderliğindeki koalisyonun başına Ekrem İmamoğlu’nu getirme planını bozguna uğratmıştır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2,5 yıllık aranın ardından yeniden göreve başlamasıyla birlikte CHP, Atatürk’ten miras kalan kurucu devrimci iradeye ve “kuruluş kodlarına” dönüş sürecine girmiştir. Kılıçdaroğlu, bu yeni dönemde geçmişte yapılan hatalar için tarih önünde açıkça helalleşerek büyük bir özür borcunu yerine getirmiştir. Parti içinde bulunan FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediği için örgütten ve milletten af dilemiştir. Ayrıca, kendi deyişiyle kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman, onlardan icazet ve yardım dileyenleri koynunda beslediği ve bu hortumları zamanında kesemediği için samimi bir özeleştiri vermiştir. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun çizgisi, artık AB ve ABD odaklı siyaset döneminin geride kaldığını, Türkiye’nin kurucu partisi olarak Asya seçeneğinin ve yeni dünya düzeninin yönetilmesinin esas olduğunu vurgulamaktadır.

CHP’yi ve Türkiye’yi bekleyen gelecek, Atlantik sisteminin dayatmalarından kurtularak Yükselen Asya Uygarlığı’nın öncü mevzilerine yerleşmektir. Kılıçdaroğlu’nun “Yeni dünya düzeni kuruluyor” mesajı, Türkiye’nin yerinin NATO ve AB çatı kuruluşları altındaki emir erliği değil, bölge ülkeleriyle kurulacak stratejik ortaklıklar olduğunu ilan etmektedir.

Türkiye’nin bekası ve toprak bütünlüğü, başta Rusya, Çin, İran ve diğer mazlum milletlerle dayanışma içinde olmaktan geçmektedir. Türkiye’nin önündeki tarihsel zorunluluk, bu ittifakla beraber oluşturulacak tam bağımsızlık ve üretim devrimidir.

Önümüzdeki dönem, borç batağının, yozlaşmanın içine batmış Atlantik sisteminden kurtulup, Üreticilerin Millî Hükümeti’nin kurulacağı bir süreçtir. Vatan Partisi bu sürece öncülük etmektedir. CHP’nin devrimci kökleriyle buluşması, Türkiye’nin tam bağımsızlık yolundaki yürüyüşünü hızlandıracak ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılı devrimci bir iyimserlikle inşa edilecektir.

KAYNAKÇA:

Kemalist Devrim-9 CHP Tarihçesi – Dr. Doğu Perinçek – Kaynak Yayınları.

CHP’nin İdeolojik Dönüşümü: Kemalizmden Sosyal Demokrasiye – Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu – Kaynak Yayınları.

Emperyalizm ve Sosyal Demokrasi – Teori Dergisi, Sayı 409, Şubat 2024.

Altı Ok: Devrimci Mirası ve Geleceği – Teori Dergisi, Sayı 424, Mayıs 2025.

CHP’de Yüzyıllık Hesaplaşma – Teori Dergisi, Sayı 430, Kasım 2025.

ABD Hegemonyasının Çöküşü – Teori Dergisi, Sayı 437, Haziran 2026.

Aslında CHP İçinde Gerekli Bir Tartışma Yaşanıyor – Şule Perinçek – Aydınlık Gazetesi, 14 Haziran 2026.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “FETÖ Ajanlarını Fark Edemedim”– Aydınlık Gazetesi, 30 Mayıs 2026.

Kılıçdaroğlu ‘Yeni Dünya’ Mesajıyla Ne Hedefliyor? CHP Kurmayları O Yol Haritasını Anlattı – Adnan Türkkan – Aydınlık Gazetesi, 5 Haziran 2026.

Kemal Kılıçdaroğlu: CHP Genel Başkanı Yurt Dışına Gidip “Bize Yardım Edin” Diyemez – Aydınlık Gazetesi, 9 Haziran 2026.

Kemal Kılıçdaroğlu: CHP’yi Kuruluş Kodlarına Kavuşturacağız – Aydınlık Gazetesi, 23 Mayıs 2026.

Parti Yönetimlerinin Satın Alındığı Ülkede Demokrasi Olmaz – Doğu Perinçek – Aydınlık Gazetesi, 22 Mayıs 2026.

Vatan Partisi Lideri Doğu Perinçek: Mutlak Butlan Bir Devlet Kararıdır – Aydınlık Gazetesi, 9 Haziran 2026.