Ana Sayfa Yazılar ALMANCI DEĞİL: TÜRK YURT DIŞINDA DA TÜRK

ALMANCI DEĞİL: TÜRK YURT DIŞINDA DA TÜRK

1

Öncü Gençlik Almanya Saymanı- Tuğba Almışlar

Şunu sorarak başlayalım: Almancı ne demek? Almanya’da yaşayan Türk mü? Eğer öyleyse neden Amerika’da yaşayan Türk’e Amerikancı demiyoruz? Çünkü -cı eki bizde sadece coğrafyayı anlatmaz, çoğu zaman taraftarlık, meyil, sadakat iması taşır. Amerikancı dediğinizde kimse ‘orada yaşayan’ anlamaz, ‘Amerika yanlısı’ anlar. Demek ki Almancı da masum bir coğrafya bilgisi değil. İçinde ‘sen artık öbür tarafa kaydın’ iması var. Aidiyetin üstüne bir şüphe düşürür ve tartışmalı hale getirir.

Türkiye’nin Almanya’daki Evlatları: Kuşaklar Boyu Süren BağBu şüphe, toplumsal bir araç olarak çalışır. Almancı etiketi, insanı özünden, hikâyesinden koparır. Oysa Almanya’daki Türklerin hikâyesi iki ülke arasında uzanan bir köprünün hikâyesidir. Bu köprünün bir ucu Anadolu’nun köylerine, kasabalarına, diğer ucu Almanya’nın sanayi şehirlerine uzanır. Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu bağlar ne gevşemiş ne de silinmiştir. Tam tersine, her yeni kuşakla birlikte daha karmaşık ama bir o kadar da köklü bir ağ haline gelmiştir. EURO 2024 tribünlerinde dalgalanan ay yıldızlı bayraklardan[1], 6 Şubat depreminde günlerce uyumadan toplanan yardım kolilerine[2], 15 Temmuz mitinglerinde biriken kalabalıklardan[3], yaz aylarında Türkiye’ye uzanan araç konvoylarına kadar pek çok örnek[4], bu bağlılığın canlılığını gösteriyor. Belki de en çarpıcı gösterge şudur: Ömrü Almanya’da geçmiş nice insan, cenazesinin Türkiye’ye nakli için yıllarca düzenli aidat öder, para biriktirir, ailesine vasiyet bırakır.[1] Hayatını gurbette kurmuş olsa bile bedeninin kendi toprağına emanet edilmesini ister. Bundan daha somut bir ‘ait olma’ iradesi var mı? Tüm bu örnekler, ‘Almanya’nın Türkleri’ değil; ‘Türkiye’nin Almanya’daki evlatları’ olduklarını net biçimde ortaya koyuyor.

Almancı: Ötekileştirmenin Dili

Buna rağmen kamuoyunda hâlâ ‘Almancı’ ya da ‘Almanya Türkleri’ gibi ifadelerin yaygın şekilde kullanılması hangi gerçeği anlatıyor?  Gerçeği değil, gerçeğin üstüne çekilen perdeyi anlatıyor. Bir ömrün aidiyetini inkâr ediyor. Çoğu zaman alaycı, dışlayıcı ya da ötekileştirici biçimde kullanılan bu ifadeler, Almanya’daki Türklerin bağını anlatmaktan çok o bağın meşruiyetini tartışmaya açıyor. ‘Senin vatanın burası değil’, ‘senin söz hakkın yok’, ‘sen artık bizden değilsin’ alt metnini taşıyor. Tam da burada Almancı kelimesinin işlevi ortaya çıkıyor. 

Tartışma terim meselesi olmaktan çıkıyor ‘bunların Türkiye hakkında söz söylemeye hakkı var mı?’ noktasına sürükleniyor. Nitekim Türkiye’de zaman zaman yükselen ‘Almanya’dakiler oy kullanmasın’ çıkışı bunun en çıplak göstergesidir.[2] Bu cümle, teknik bir seçim tartışması değildir, tek hamlede ‘memleketle bağın bitti’ hükmü vermektir. Adresi bahane edip aidiyeti iptal etmektir. ‘Senin vatanın burası değil’, ‘senin söz hakkın yok’, ‘sen artık bizden değilsin’ söylemini normalleştirmektir. 

Peki burada Almancı kim? Almanya’da onca kuşak yaşayıp dilini, kültürünü, memleketle bağını canlı tutmayı başaranlar mı? yoksa onları Almancı diye küçümseyip dışlayan, oy hakkını bile tartışmaya açan, böylece milli kimliğinden koparmaya teşvik eden ve adım adım Almanya merkezli bir bakışın yerleşmesine zemin hazırlayanlar mı?

Bu yaklaşım, başka örneklerde de karşımıza çıkıyor. Örneğin memleket sevgisi adrese bağlanıyor: ‘Madem bu kadar seviyorsun, o zaman niye dönmüyorsun?’ Yani ‘burada değilsen, sevemezsin’ hükmü kuruluyor. Aynı mantık göç olgusunu da bireysel tercihe indirgemektedir. Böylece göç, bütün yapısal koşullarından arındırılıp basit bir kişisel karar gibi resmedilir. Peki Almanya’daki Türklerin hikâyesi yalnızca bireysel ekonomik tercihlerden ibaret miydi?

Göçün Zemini: Yapısal Sıkışma, Emeğin Transferi

Bu göç, esasen emperyalist ekonomik düzenin Türkiye’ye biçtiği yapısal konumun bir sonucudur. Dış ekonomik baskılarla zayıflayan sanayileşme süreci ve buna bağlı olarak yeterli istihdamın yaratılamaması, bu göçün temel nedenlerini oluşturdu. Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik büyüme döneminde yaşadığı iş gücü açığı ile Türkiye’nin ekonomik sıkışmışlığı birleşince, iş gücü transferi adı altında emeğin merkeze taşındığı bir süreç başladı. Almanya, bu iş gücünü sistematik biçimde özellikle birinci kuşakta sömürdü, Türkiye ise göçün ilk dönemlerinde bu süreci büyük ölçüde ekonomik bir fırsat olarak gördü. Türklerin Türkiye’ye geri dönüşlerini kolaylaştıran, biriken bilgi–deneyim–sermayeyi Türkiye merkezli bir kalkınma çizgisine bağlayan bütünlüklü bir strateji de kurulamadı. 1960’larda Almanya’ya gelen ilk kuşak Türk işçileri, sanayinin en ağır, en düşük ücretli ve en tehlikeli işlerinde çalıştırıldı. Otomotiv fabrikaları, maden ocakları, inşaatlar ve temizlik sektörleri bu emeğe dayanıyordu. İş güvenliği ve sağlık koşulları yetersizdi. Almanya bu dönemde Türk işçilerini, kendi yerli işçi sınıfının yapmak istemediği işleri yapan ucuz, kolay değiştirilebilir bir emek gücü olarak kullandı.[1]

Bugün tablo değişti gibi görünüyor. Almanya yaşlanan nüfusu nedeniyle göçmen iş gücüne hâlâ ihtiyaç duyuyor. Sağlık, bilişim, mühendislik gibi alanlarda Türkiye’den giden nitelikli gençler de bu açığın bir parçasını dolduruyor. Fakat sömürü, biçim değiştirerek sürüyor. Bu kesim kariyer basamaklarında genellikle daha yavaş ilerliyor ve gelir farklarıyla karşılaşıyor. Üstelik mesele yalnızca yeni gelenlerle sınırlı değil. Almanya’da doğmuş, büyümüş, okumuş ve çalışma hayatına burada katılmış Türkler de benzer engellerle karşılaşıyor. Sömürü artık açık biçimlerden çok, eğitimdeki yönlendirme, ayrımcı işe alım süreçleri, yükselme engelleri ve ücret eşitsizlikleri üzerinden işliyor. Kısacası emek hâlâ gerekli, ama eşitlik hâlâ şartlı.[2]

Başarı İmkânlarını Sınırlandıran Sistem

Buna rağmen Almanya’daki Türkler, tarihsel olarak ucuz ve denetlenebilir bir emek rezervi olarak konumlandırıldıkları koşullara sıkışıp kalmadı, yıllar içinde eğitimde, ekonomide ve siyasette dikkate değer başarılar elde etti. Fakat bu yükseliş, diasporanın ideolojik düzeyde maruz kaldığı asimilasyon, entegrasyon ve ötekileştirme süreçleriyle iç içe ilerlemiştir. Burada sorun, çizilmiş görünmez sınırlar. Sistemin makbul saydığı sınırların içinde kaldığınız sürece uyum hikâyesinin parçasısınız, dışına çıktığınız anda ise bir anda hedefe dönüşebiliyorsunuz. Türkiye’yle dayanışma kuran ya da Türkiye’nin güvenlik meselelerinde belirgin bir tutum alan birinin hızla hedefe konulabilmesi, buna karşılık Türkiye’ye mesafeli hatta yer yer küçümseyici tutumların daha kolay normal sayılması, bu görünmez sınırların çalıştığını gösterir. Cenk Şahin’in Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’na destek içeren paylaşımı sonrası bir Alman futbol takımında kadro dışı bırakılması bu asimetrinin nasıl işlediğine dair bilinen örneklerden biridir.[1] Böylece Türk toplumunun konumu hem başarı imkânları hem de bu imkânları sınırlandıran koşullar altında şekilleniyor.

Ortak Kaderi BölmekBu tabloyu tartışmak yerine Almancı demek, meseleyi yapısaldan koparıp kişiye yıkmanın kestirme yoludur. Böylece ‘sen değiştin’ yargısı üzerinden sorumluluk bireye yüklenirken, sistemin ürettiği eşitsizlikler görünmez olur. Göç, emperyalist sömürü ilişkileri, istihdam sıkışması ve yapısal bağımlılık gibi belirleyici dinamiklerden koparılarak kişisel tercih anlatısına indirgenir. Böylece sebebi ortadan kaldırmaya dönük irade daha doğmadan felç edilir. Bu yüzden mesele, Ankara’da veya Berlin’de yaşayan Türk emekçisinin birbirinden kopuk sorunları değildir. Bu, aynı milletin ortak meselesidir. Çünkü Almanya’da yaşayan Türk, bu milletinin kendisidir. Almancı dediğiniz anda ise ortak kaderi parçalar, ortak talebi zayıflatırsınız. Aynı sınıfın insanını birbirine yabancılaştırır, aynı kavgayı bölersiniz. Ve bu bölünmenin bir başka sonucu ise ortak sorumluluk bilincinin törpülenmesidir. Türkiye’nin yurtdışındaki vatandaşlarının sorunlarını sahiplenip yaşam koşullarını iyileştirecek siyasetler üretmesinin önüne geçerken, yurtdışındaki Türklerin Türkiye’yle kurduğu ortak gelecek ufkunu da zayıflatır ve temsil, katılım, katkı giderek daralır.

Avrupa’daki Türk Varlığının Stratejik Değeri

Üstelik bu, yalnızca toplumsal bir ayrışma değil; Türkiye’nin Avrupa’daki etki ve hareket alanının daralmasıdır. Oysa Avrupa’daki Türk varlığı bugün etkili ve stratejik bir konuma sahiptir. Bugün yaklaşık 6 milyon kişilik nüfusuyla Avrupa’daki en büyük diasporayı oluşturan Türkler, sadece kültürel bir varlık değil, ekonomik kalkınma, üretim süreçleri ve Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirme açısından önemli bir halkadır. Her yıl milyarlarca avroyu Türkiye’ye para transferleri, turizm gelirleri ve yatırımlar yoluyla taşımaktadır.[1] Bunun ötesinde diaspora, Türkiye’nin Avrupa’daki kültürel ve ekonomik görünürlüğünde belirleyici bir rol oynuyor. Sanatçılar, sporcular, akademisyenler ve siyasetçiler Türkiye’yi kamusal alanda daha görünür kılarken, Türk marketleri, lokantaları ve markaları da Türkiye’nin ekonomik kimliğini Avrupa’nın gündelik yaşamına yerleştiriyor. Jeopolitik düzlemde ise Almanya’daki Türk toplumu, doğru stratejilerle dış politikada önemli bir etki unsuru hâline gelebilir. Uluslararası sistemin tek kutuplu yapısı çözülürken, Asya ekseninin yükselişi ve bölgesel güçlerin önem kazanması Avrupa ülkelerini yeni konum arayışlarına itmektedir. Bu süreçte diaspora, yalnızca Türkiye–Almanya ilişkileri açısından değil, Almanya’nın küresel rolü bakımından da stratejik bir değere sahiptir. Doğru örgütlendiğinde iki ülkenin de dış politikasında göz ardı edilemeyecek bir etki kapasitesine sahiptir.

Peki ‘Almancı’ kelimesi gerçekte ne yapıyor? Sonuçları üzerinden özetleyelim:

  • Aidiyeti tartışmalı hâle getirir.
  • Göçün nedenini ve onu ortadan kaldırmaya dönük çözüm hattını görünmez kılar. 
  • Eşitsizliği üreten düzeni tartışma dışına iter. 
  • Dışlayarak asimilasyon siyasetine alan açar. 
  • Ortak toplumsal zemini parçalar. 
  • Sorumluluktan kaçışın bahanesine dönüşür. 
  • Diasporanın stratejik değerini ıskalar.

‘Almancı’ ve ‘Almanya’nın Türkleri’ gibi söylemler, bir tanım olmaktan çıkar, toplumsal ve siyasal sonuç üreten bir mekanizmaya dönüşür. İnsanı kendi kimliğine yabancılaştırır, aynı sınıfın insanını birbirine yabancılaştırır. Bu yüzden Almancı etiketini reddetmek, yalnızca bir kelime düzeltmesi değil, emeği ve kimliği tek kalıba sokan ideolojik kuşatmaya karşı bilinçli bir tavırdır. Bu yüzden Almancı değil, Türk yurt dışında da Türk. Vesselam.

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Haber Türk (2024): EURO 2024’te grup maçlarına Türkiye damgası! Türk taraftarlar Almanya’yı solladı. Erişim: 25.12.2025, https://www.haberturk.com/euro-2024-te-grup-maclarina-turkiye-damgasi-turk-taraftarlar-almanya-yi-solladi-3698629-spor/29

[1] Bkz. Aydınlık (2023): Kenetleniyoruz: Avrupa’daki Türkler seferber oldu. Erişim: 25.12.2025, https://www.aydinlik.com.tr/haber/kenetleniyoruz-avrupadaki-turkler-seferber-oldu-367199

[1] Bkz. TRT Haber (2016): Endonezya’da FETÖ’ye bağlı kurumlar deşifre edildi.  Erişim: 25.12.2025, https://www.trthaber.com/haber/dunya/endonezyada-fetoye-bagli-kurumlar-desifre-edildi-263444.html[1] Bkz. Anadolu Ajansı (2024): Kapıkule’de 2024’ün araç ve yolcu çıkış rekoru kırıldı. Erişim: 25.12.2025, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/kapikulede-2024un-arac-ve-yolcu-cikis-rekoru-

kirildi/3312545#:~:text=22%20A%C4%9Fustos’ta%20da%20Kap%C4%B1kule,ile%202024’%C3%BCn%20rekorunu%20ya%C5%9Fad%C4%B1k.

[1] Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (t.y.): Cenaze Yardımlaşma Fonu. Erişim: 25.12.2025, https://www.ditib.de/default1.php?id=14&sid=14&lang=en [1] Bkz. Tuba Altunkaya (2023): Yurt dışındaki Türklerin oy kullanma hakkı olmalı mı?. Erişim: 25.12.2025, https://tr.euronews.com/2023/04/27/yurt-disindaki-turklerin-oy-kullanma-hakki-olmali-mi

[1] Bkz. Günter Wallraff (1985): Ganz Unten.

[1] Bkz. Dr. Meike Bonefeld (t.y.): „Hatice vs. Hannah und Murat vs. Max“. Zur Rolle des Migrationshintergrundes bei der Beurteilung von Schülerleistung. Erişim: 10.01.2026, https://www.uni-siegen.de/zlb/weiterbildung/ment4you/downloads/ringvorlesung_ment4you_bonefeld.pdf; André Zeppenfeld (2025): Ausbildungsplätze: Herkunft schlägt Leistung. Erişim: 10.01.2026, https://www.uni-siegen.de/news/ausbildungsplaetze-herkunft-schlaegt-leistung; Spiegel (2021): Arbeitnehmer ohne deutschen Pass verdienen gut 900 Euro weniger. Erişim: 10.01.2026, https://www.spiegel.de/wirtschaft/soziales/arbeitnehmer-ohne-deutschen-pass-verdienen-gut-900-euro-weniger-a-3efda103-9b14-45c8-923e-163da5ed1416[1] Bkz. Jörg Naroska (2019): St. Pauli stellt Cenk Sahin frei. Erişim: 10.01.2026, https://www.deutschlandfunk.de/nach-instagram-post-st-pauli-stellt-cenk-sahin-frei-100.html

[1] Bkz. TESK (2025): PALANDÖKEN, “YURTDIŞINDAKİ VATANDAŞLARIMIZ ÜLKEMİZE 700-800 MİLYAR TL BIRAKIYOR”. Erişim: 10.01.2026, https://www.tesk.org.tr/view/haber/goster.php?Guid=b07864ff-65e8-11f0-b9d6-000c29b32a85