Ana Sayfa Yazılar Anneler gününden yedi yüzyıl önceki Türkmen ve Tatar kadını

Anneler gününden yedi yüzyıl önceki Türkmen ve Tatar kadını

102


Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek:


Anneler Günü kutlanmadan önce de anneler vardı. Bir Dominikan Keşişi 13. Yüzyılın sonlarında, Papa’nın emriyle Batı Asya’ya ve Anadolu’ya geliyor. Devir Selçuklu devri ve Moğolların yükseliş zamanı. Keşiş Ricoldus de Monte Crucis, Bağdat’a kadar gidiyor, Moğol Hanı Argun’un sarayında konuk oluyor. 1300 yılında İtalya’ya dönüyor.

TÜRKMEN KADINI NASIL ANNE OLDU

İşte o keşiş, o tarihte “Türkiye” diye nitelediği topraklarda yaşayan Türkmen annesini bakın nasıl anlatıyor:

“Bu Türkmenler duvara benzer toprakla örtülü mağaralarından çıkageldiler ve büyük bir ordu oldular. Bunlar, bilhassa kadınları son derece korkunç ve kuvvetlidirler. Haklarında her şey bir yana, şahit olduğum bir mucizeyi anlatacağım. Seyahatimize devam etmek için yola koyulduğumuzda, develerimizin önünde gebe bir Türkmen kadın yürüyordu. Bu halde çöle vardığımızda gece bebeği gizlice, o kadar sessiz doğurdu ki içlerinden biri dahi hiçbir şey işitmedi. Sabah olduğunda küçük bebeği annesinin kollarında ağlar bulduk. Fakat ne doğum yapması ne de doğum sırasında çektiği ağrıları bizi yoldan alıkoydu. Böylelikle Türkmen kadın ağrı ya da acı hissetmeden sapasağlam kalktı, çocuğunu sırtına attı ve develerin önünde yola düştü.” (Ricoldus de Monte Crucis, Doğu Seyahatnamesi, Latince aslından çeviren Ahmet Deniz Altunbaş, Kronik Kitap, 2. Baskı, İstanbul 2018, s.42)

TATAR ANNESİ NE İŞLE MEŞGULDÜ

Keşiş, Tatar annesini de anlatmış:

“Türkiye’den sonra Tatarların diyarına girdik ve orada korkutucu görünümlü ve muazzam bir halk olan Tatarları bulduk. (…) Soygun ve yağmanın hakikatte iyi hünerler olduğunu söylerler. Yalandan nefret eder ve dürüstlüğü severler. (…) Tatar kadınları başlarında dünyanın diğer kadınlarının taktıklarından daha güzel ve yüksek bir taç takarlar. Bu taç, Tatar kadınlarının bir zamanlar Doğu’da, büyük bir ırmağın kıyısında kazandıkları bir zaferin şerefine takılır. (…) Tatar kadınları kaçan düşmanı görüp zırh kuşanmışlar ve nehri geçip, kaçmaya başlayan düşmanın karşısına çıkarak taarruz etmişler ve kesin bir zafer kazanmışlar. (…) Tatarlar tüm kadınlara, bilhassa da kendi kadınlarına büyük saygı gösterirler. Kadınlar, evi, kocalarının arazilerini çekip çevirerek yönetir, dilediklerini alıp satarlar. Vahşi ve savaşçı kadınlardır. Erkekler kadar iyi ata binerler. Erkekler gibi ok ve yaylarını kuşanıp akınlara çıktıklarını, şehirlere girdiklerini, avlandıklarını gözlerimle gördüm. Bunun yanında erkeklerine de çok sadıktırlar.” (Aynı eser, s.43)

ZORLUKLARDAN UMUT DOĞURAN KADIN

Türkiye, zor döneme girdi. Nereye baksak zorluklar…

O müthiş savaşçı kadının zamanı geldi.

İşte mücadelenin en önünde saçları bayrak gibi dalgalanıyor.

O kadın yerinden doğruluyor, besbelli tarih yapacak.

Tarih, o günü bekliyor, O kadının başına taç takacağı günü.

Anneler yalnız çocuk doğurmaz.

Ekmek teknesinin başındadır her zaman.

Gün doğumundan gün batımına iş yapar.

Kan ter içinde umut doğurur.

Selam durur şehit cenazelerinde.

Önünden geçen tabutun içindeki yiğidini gururla uğurlar.

Birini toprağa gömer, binini doğurur.

Bakışları ufuklardadır ve başı dik!

Umudun annesidir O.

Şimdi gözlerimiz sancılar içinde hayat doğuran kadındadır.

Onun dokuzuncu ay onuncu günündedir beklediğimiz.

O üreten kadın, biliyoruz yine mucize doğuracak!

Kuduz’un annesine bin selam!