Ana Sayfa Yazılar Gorki’nin Serserileri ve Köyden Kente Göç

Gorki’nin Serserileri ve Köyden Kente Göç

275

Remzi Kitabevi’nin 1966 baskısı Serseriler kitabı, Maksim Gorki’nin 1890’ların sonunda yazdığı “Malva”, “Konovalof”, “Çelkaş” ve “Yol Arkadaşım” isimli dört hikayesini bir araya getiriyor. Hikayelerde köy-kent, emek-kazanç, kadın-erkek ve aile çatışmalarına dair çokça izlek var. Özellikle “Malva” hikayesi üzerinden büyük yazarın dönemin insanında köyden kente göçün psikolojisine dair anlatının bütün öğelerini ne yönde seferber ettiği incelenebilir.

Deniz Gülüyordu

            Gorki’nin bu dört hikayesinde mekanın anlatımının ele alınışı belirli noktalarda kesişir. Karakteri dinlendiren, ona geçici bir rahatlık ve içinde bulunduğu sıkıntılı durumun yaşadığı yerin her köşesindeki izlerinden azade bir zaman sunan gedikler vardır Gorki’nin dekorunda. Bu hikayeler bağlamında bunlar genelde deniz ile alakalıdır. Denizi gören bir kayalık, deniz kıyısı, veya tam ortasında bir tekne. Bu tavrın Gorki’nin edebi amacında ne ile örtüştüğünü yorumlayabiliriz. “Yol arkadaşım” hikayesindeki Prens hariç her karakterde gösterdiği köy-kent çelişmesini burada da bahsettiğimiz gediklerde temsil ediyor olabilir Gorki. Şehirde kin ve kaos vardır; yapılacak iş ancak meyhanede içilecek kadardır ve kendi kendine efendisi olduğu kadehlerden başka bir şeyi yoktur şehir amelesinin. Fakat deniz, sakin, karşılıksız ve kirlenmemiş gözükür. “Deniz gülüyordu…” cümlesiyle başlar ve biter ilk hikaye. Kahkahalar, tebessümler olmasına karşın trajediye karşı gerçekten samimi ve kayıtsızca gülen tek şey denizdir hikâyede. 

            Tasvir de mekanın bu işlevini tamamlar nitelikte, kavgaların, diyalogların, öfkenin parlayıp söndüğü aralarda daha kayıtsız bir dekor çizmek için kullanılır. Bu tavır, okuyucuyu şiddetli ve kötü olanın var fakat normale daha doğrusu normalleştirilene içkin olduğunu hissetmesi, yakınlaştırılmış pozu manzaradan koparmaması içindir denilebilir. Abartılı betimlemeler, eylemin dallarının çerçeveden içeri girdiği tablolar, mistik göz kırpmalar yoktur. Gorki’nin mekanı tüm tanık olduğu acıya rağmen parçalanmadan işleyen fakat sefil halde bir saat gibi çalışır durur. Mekan, genelde olduğu gibi karakterlerin etrafında onlarla birlikte ilerleyen, titreyen ve pek tabi delinen bir balon değil, kucağında yaşamlar süren tanrısal bir izleyici gibidir. Tasvir de onun bu sakin gücüne uyumla daha alt perdeden fırça oynatır. 

Serseri Kadın: Malva

“Malva”’da kente parçalı göç sonucunda kadın ve ailenin durumu üzerine ve köylünün köyünden göçmesinde etkili heves veya hırs üzerine diğer hikayelere nazaran daha çok şey çıkarılabilir. Vasili, köyünden göçüp bir kıyı kasabasında balıkçı olan bir karakter. Malva’nın geçmişine dair bir şey bilmiyoruz. Çalıştığı zamanlara dair de net bir sahne yok hikayede. Malva’yı ya bir erkekle görüyoruz, ya uzanırken kıyıda ya da yine denizi izlerken yorgun ve dalgın. Yalnız olmadığı zamanlarda ise onu Vasili, Yakof veya kasabanın azılı serserisi Sereyka ile görüyoruz. Malva’nın üç karakter ile de ikili konuşmalarında kendini daha çok yansıttığı söylenebilir. Gorki de gayet açık konuşturmuştur onu. 3 erkek de Malva’ya ilgi duyar, fakat üçü de kendi kişiliklerine has bir biçimde ve gerçek bir sevgiyle alakası görünmeden. Malva iki köylüyü – Vasili ve Yakof’u – parmağında oynatır. Güzelliği ve kadınlığı ile onları etkiler; köylü kadın imajına ters serbest hareketleri ile ise onları daha da kışkırtır. Malva’nın aldığı hal, kendini özgür, kontrol sahibi görmesi; erkeklerle oynayarak yaşaması, köyden göçte “serseri” kadının oluşmasına bir örnek olabilir. Vasili, kadının köyde gerekli olduğunu fakat burada ancak zevk için bulunduğunu savunur. Malva ile yakınlaşırken de köyde bıraktığı eşine karşı çok az vicdan azabı duyar. Vasili’nin hikayenin sonunda köye dönüşü de yaptığı işin münasebetsizliğinden çok oğlu ile yaşadığı sürtüşmenin sonucudur. Köyden gelen baba oğulun kadına karşı bu sorunlu bakışına Sereyka’nın ağzıyla itiraz edilir. Sereyka onları “bir kadının huyuna ahlakına değil de memelerinin iri olmasına baktıkları” için budalalıkla suçlar.

            Hikayede Malva gerçekten de düşüncelidir, en parladığı anlarda bile hakim gibidir. Sanki oyuncaklarıyla oynayan huysuz bir çocuk gibi yönetir diyaloglarını ve eylemlerini. Malva bu yönüyle diğer hikayelerdeki serserilerden ayrılıyor gibi görünür. Fakat nesnel olarak bakınca Malva da Vasili gibilere onlarla dalga geçmek, eğlenmek, veya onların cebinden yiyip içmek için bile olsa muhtaçtır. Köyden göç nerdeyse herkesin işçi olduğu kasaba ve küçük şehirlerde böyle bir kadın tipi de yaratmıştır. Kol gücü henüz sisteme karışmayan kadın en azından işlevsel yönetimini sağladığı ve kaynaklarında üretici olduğu köy tipi aileyi de kaybedince yalnızca bedeni ile değerlendirilen bir serseri konumuna düşmüştür. Elinde, nazlanmaları, etkileme gücü, çekiciliği ile kazandığı sözde otoriteyi bir özgürlük olarak algılama yanılsaması kalmıştır. Malva’nın denkleme girmesi ile baba ve oğlun kavga edip ayrılması köylerin göçü ile başlayan yersiz yurtsuz başıboş işçiliğin etkisiyle, toplumsal ahlaka, para getirmeyen kurallara ve kırsal geleneklere karşı bir gevşemeyi de göstermesi bakımından anlamlıdır. 

Köy ve Kentin Çarpışması

Köy ve kentin, dolayısıyla işçi ve köylünün eylem ve tavır bakımından karşılaştırılması en çok Yakof üzerinden yapılır. Yakof köyünü büyük bir hırs ve açgözlülükle terketmiştir. Şehri de güllük gülistanlık saymıyor fakat onun getirdiği hayat tarzına da gıpta ediyor. Şöyle bir cümle kuruyor babasına:

            “ Burada iş daha zor, serbestlik de daha fazla… Orada bana her vakit kumanda edersin,   burada ise bir dene bakalım”

Aynı zamanda o, önündeki denizin kara toprak, sürülebilir toprak olmasının hayalini kurar. Kazanmak, fakat ailenin, köyün getirdiği hiyerarşiden bağımsız, çok azla ezilmek uğruna da olsa daha fazla kazanmak için göçmüştür Yakof. Malva ile olan ilişkisinde de bu açgözlülük göze çarpar. Elde etmek, babasının olanı elinden almak alt motivasyonu ile ister Malva’yı. Hikayenin sonunda da istediğini alamamış yaramaz fakat aciz bir çocuk gibi ortada kalmıştır. Yakof’un kişiliğinin getirdiği öznel ve aşırı tutumları da göz önünde bulundurmak gerekir. Ancak nesnel toplumsal koşulların yarattığı bu halin tek tek bireylerdeki sebepleri üzerine yine de Yakof üzerinden üzerinden çıkarımlarda bulunulabilir. Bunu sağlayan da Gorki’nin katkısıdır. O, alışılageldik, beklentili, bazen de düpedüz açgözlü köylünün kasaba-kent deneyimi denklemine serseri tipini de dahil etmiştir. Yakof, sanayileşen topluluğun yarattığı, daha doğrusu çarklarına entegre edemeyip dışarı savurduğu serserilerle- ki Gorki bu insanların daha da sefilleşmiş, ezilmiş yığınlarını “ölüsüz cenaze alayları”na benzetir- karşılaşmayı beklemiyordu. Sereyka ve Malva’ya karşı aciz kalışı bu yüzden. O, şehre kaybedenlere karşı yenildi. 

            Tabi ki bu durumun halkın o kesiminin şehir yaşamı deneyinin fiyaskosu olarak gösterildiğini söylemek güç olur. Malva’da gösterilmek istenen böyle geniş bir tablo veya tarihin o döneminde bir sosyal sınıfın genel durumu değil. Ek olarak bu mekanizmanın yarattığı hüzün, yozlaşma ve yoksulluk da tek başına odak değil. Gorki olabildiğine canlı işlemek istediği karakterlerini genelden ayırıyor, fakat genel durumun onlarda dönüştürdüklerini ve bizzat sistemin yarattığı insanları da göz ardı etmiyor. Bu sayede birkaç kez yakınlaştırılmış, oynanmış ve boyut kazandırılmış bir fotoğraf görmemize rağmen, onu mekanın ve üslubun da aldığı tavrın katkısıyla panaromayı duyumsamadan değerlendirmemizin de önüne geçiyor.