Mirza Çelik
Vatan Partisi Öncü Gençlik MYK Üyesi ve Ankara İl Başkanı
Sosyal medyayı açalım ister X olsun ister Facebook ister Instagram ister Telegram fark etmez, şöyle bir bakalım. İstediğimiz bülteni alalım, istediğimiz haber sitesini açalım şöyle bir bakalım: her yerde ama her yerde Mutlak Butlan.
Uzun süredir maalesef rüşvetler, fuhuş, rantiyecilik vb. birçok skandala şahitlik ediyoruz. Ülkemize ve milletimize yakışmayan yozlaşmaları canlı canlı görüyoruz. En sonunda bütün bu kirli haberlere konu olan CHP Genel Merkezi’ndeki nahoş görüntüleri gördük. Mahkeme kararına uymak, barış ortamı için sorumluluk üstlenmek nerede… Taşlar, sopalar, kavgalar, Türk polisine karşı koymak maalesef gözlerimiz bunları gördü.
Peki bu kadar televizyonlarda konuşulan, yazılan ve çizilen bu konu skandallardan, magazinlerden mi ibaret yoksa bunun siyasi, toplumsal, iktisadi bir açıklaması var mı? Dünyada var olan her şeyde olduğu gibi tabii ki de var. Şimdi gelelim gelelim bu meselenin siyasi, iktisadi açıklaması nedir, ona hep birlikte bakalım.
Parti içi demokrasi ülkenin demokrasisi için belirleyicisidir. Çünkü siyasi partiler iktidarı ele geçirmek için kurulmuşlardır ve iktidarı ele geçirdikleri zaman parti idaresi devlet idaresi niteliği kazanacaktır. Günümüz demokrasisinde, yasama ve yürütmenin yönünü parti yöneticileri hatta belki parti liderleri belirlemektedir.
Bugün şahitlik ediyoruz ki bu kadar belirleyici ve önemli olan parti demokrasisi hem de Ana Muhalefet partisi düzeyinde satılığa çıkarılmıştır.
Siyasi partilerin oluşumu ve tarih içindeki yeri
Toplumların sınıflara bölünüp siyasal topluluklar oluşturmalarından bu yana bir iktidar mücadelesi vardır. Ortak çıkarlara sahip insan gruplarının siyasal eylem toplulukları meydana getirmeleri bu mücadelenin tarihi kadar eskidir.
İktidar mücadelesinin kökü bu kadar eskiye dayanırken siyasi partilerin oluşumu ise o kadar eski bir tarihe uzanmamaktadır. Tarihte görmüş olduğumuz her türlü zümre ve sınıf hareketini, egemenler içerisindeki çeşitli gruplaşmalarını günümüzdeki anlamıyla parti sayamayız. Bunlar bilimsel bir sınıflandırmaya uyacak kadar ortak özelliklere sahip değillerdir.
Siyasi partilerin başlangıcı sayabileceğimiz örgütler asıl olarak Burjuvazinin monarşiyi zayıflatarak onun yerine geçmesiyle oluşmuştur. Başlangıçta parlamentolarda aynı eğilimdeki milletvekillerinin gruplaştıkları görülmektedir. Daha sonra genellikle yalnız seçim zamanlarında faaliyet gösteren ve eşrafın yönettiği bölgesel seçim örgütleri kurulmuştur. Belirli adayları desteklemek ve seçtirmek amacıyla faaliyette bulunan bu “gevşek” örgütler, bir milletvekilleri kulübü görünüşündeki, parlamento hizipleri karşısında zamanla etki alanlarını genişletmişler ve siyasal partileri meydana getirmişlerdir.[1]
Siyasi partilerin gelişimlerini anlamak için demokratik devrimleri ve ardından gelen endüstrileşmeyi iyi anlamamız gerekmektedir. Endüstrileşmeyle beraber hızla değişen sınıf ilişkileri partilerin gelişim sürecinde katalizör görevi görmüştür. Feodal bağımlıklardan kurtulan köylüler, kentte ihtiyaç olan kol gücünü karşılayan işçi sınıfı siyasi partilerin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Aristokrasiye karşı burjuva sınıfı, genel oy hakkının tanınması için işçi sınıfının desteğini almış ve devleti ele geçirmiştir.
Toplumun demokratikleşmesi sürecinde esas itici gücü oluşturan işçi sınıfı, bu mücadele içinde siyasal etkisini artırarak genel ve eşit oy hakkı yanında bazı sosyal ve ekonomik haklar da kazanmıştır. Bu gelişme içinde siyasal mücadele, belirli sınıf ve zümrelerin tekelinde olan bir faaliyetken, genel oyun da kabul edilmesiyle geniş kitlelerin sorunu olmuş; toplumdaki bütün sınıflar arasında siyasete katılma konusunda hiç olmazsa hukuki planda bir eşitliğin sağlanması, büyük yığınların partilerde örgütlenmesine yol açmıştır.
Bu gelişmelerle birlikte siyasi partiler siyasi düşüncenin ve iradenin oluşumunu teşkil eden bir niteliğe sahip olmuştur. Kitle partileri, bütün ulusu kapsayan, taşradan merkeze her yerde örgütlü olan ve bu geniş yapısı içerisinde kendi hiyerarşik yapısını kuran örgütlerdir. Kitle partisinin bu nitelikleri dolayısıyla ve parti faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi adına; parti içi bürokrasi mecburiyet kesbetmiştir.
Partiler İçindeki Oligarşik Eğilimler ve Demokrasinin Mümkünü Tartışması
Yukarıda somut tahlilini yapmış olduğumuz üzere kitle partileri içerisinde parti içi bürokrasi mecburidir. Bu parti içi bürokrasi bazı tartışmalara sebep olmuştur. Kitle partilerinde, siyasi iradeyi oluşturmanın bir önder grubun tekelinde olduğu söylemi geliştirilmiştir. Öncelikle dünya ölçeğinde bu tartışmalar nasıl cereyan etmiş onu inceleyelim sonrasında da ülkemizin içine dönelim.
Michels, Modern Demokraside Siyasal Partilerin Sosyolojisi adlı eserinde, partilerdeki oligarşik eğilimlerin teorisini kurmuş ve bu eğilimlerin demokrasi üzerindeki etkilerini araştırmıştır. Bu araştırmada yönetici bir azınlığın ortaya çıkış nedenleri üç noktada toplanmıştır:
A) Teknik-idari nedenler: Örgütlenme zorunluluğu, doğrudan halk iktidarının mekanik ve teknik yönden imkansızlığı.
B) Psikolojik nedenler: Seçilen önderin tekrar seçilmesinin olağanlığı; birkaç defa seçilen önderin temsilciliği bir mülkiyet hakkı gibi görmesi; yığının öndere olan ihtiyacı, yığının kendi adına hareket eden, savunucusu ve koruyucusu durumundaki şahsiyetlere minnet ve şükranı; yığının kişileri kutsallaştırma ihtiyacı; önderin hitabet, bedeni güzellik, enerji, şöhret, yaş gibi diğer özellikleri.
C) Entelektüel nedenler: İşlevlerin farklılaşması; demokrasinin bürokratlaşması ve kitlenin ehliyetsizliği sonucu, parti yönetiminin seçkin, iyi eğitim görmüş, yetişmiş kişilerin elinde toplanması; meslekten önderliğin ortaya çıkışıyla önder ve yönetilen partililer arasındaki farklılaşmanın keskinleşmesi.[2]
Michels’e göre bütün büyük örgütlerde oligarşinin oluşması engellenemez bir gerçekliktir. Michels’in bu görüşleri birçok sosyolog tarafından kabul edilmiştir.
Duverger de yukardaki görüşlere paralel olarak parti örgütlerinin demokratik teoriye uymadıklarını, iç yapılarının önemli derecede otokratik ve oligarşik olduğunu, yöneticilerin gözüktüğü gibi üyelerce seçilmeyip esas olarak merkezdeki önderler tarafından belirlendiklerini ileri sürmektedir.[3]
Silis, üyelerin pasifliğinin yapısal olarak şartlanmalarından ileri geldiğini düşünmekte; üyelerin pasifliğinden yararlanan parti yöneticilerinin bir oligarşiye doğru geliştiklerini belirtmektedir. Bu oligarşinin üyelerle daha geniş ölçüde birlikte çalışmada bir yararı olmadığından, yönetici gruplar durumlarını kuvvetlendirerek üyeleri daha pasif bir duruma itmektedirler.[4]
Günümüzde devam eden siyasi partiler sosyolojisi alanında yapılan çalışmalar hala oligarşik eğilimleri onaylamaktadır. Ancak bu fikirler Michels’in devamcısı gibi olmaktan ziyade, Michels’in demokrasiyi idealistleştirdiğini savunan fikirlerdir. Werner Weber, azınlığın hakimiyetinin demokrasiye engel olmadığını savunur, Eschenburg bütün büyük örgütlerin ancak yönetimin azınlık bir grup elinde olduğunda hareket edebileceğini savunur. [5]
Bugün siyasal partilerde kararlar, önemli ölçüde bürokratik bir örgütlenme ile pekiştirilmiş parti önderlerince alınmaktadır. Bununla beraber bu karar mekanizmasının ön şartı, partinin temel siyasal görüşü ve belirli siyasal sorunlardaki tutumu konusunda bir uzlaşma olmasıdır. Her yönetici kadro, parti tabanındaki üyeden en önemli rolleri paylaşanlara kadar herkeste bu uzlaşmayı yaratmak zorundadır. Bu durum siyasal partilerde asgari bir demokrasinin varlığını sağlamakla birlikte siyasal parti oligarşilerine engel olamamıştır. Bunun üzerine partilerin iç işleyişlerini demokratlaştırmak amacıyla bazı hukuki düzenlemelere girişilmiştir.[6]
Türkiye’de ise çeşitli fırsat eşitsizlikleri, eğitim eşitsizlikleri dolayısıyla parti içlerinde bu tip oligarşilerin geliştiğini tespit etmek mümkündür. Bunu toplumumuzun incelenmesi, siyasi partiler içerisinde ayrılıklar ve siyasi krizler üzerinden tespit edebiliriz.
Bütün bu teorik tartışmaların yanında Türkiye’de siyasi partiler içi demokrasiyi ve dolayısıyla Türkiye’de demokrasiyi kilide sokan nokta ise 1980 sonrası “Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Programı” adı altında başlatılan süreçte hayatın, ekonominin ve siyasetin mafyalaşmasıdır. Mafyalaşma süreci, siyasi partilerin küçük çıkar gruplarının ellerine düşmesi olmuştur. Siyasi parti yönetici grupları hatta bilhassa iktidar partisi yeraltı ekonomisiyle birleşerek, rüşvetle, yolsuzlukla, banka hortumlayarak, dolar saltanatı altında vurgunculuk yaparak, borsa tefeciliğiyle, arsa ve arazi rantlarıyla, belediye rantlarına pay ederek siyasi yaşamını sürdürmüştür. Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Programı, Türkiye’de siyasi partilerin küçük çıkar çetelerinin eline geçmesine sebebiyet vermiştir.
Türkiye’nin ABD eliyle AB’nin kapısına kilitlendiği koşullarda ise bu iyice pekişmiştir. Siyaset yapma ve yöneticilik görevleri ABD’ye devredildiği için yöneticilik görevlerinin tek meselesi talan ekonomisini paylaşmak ve paylaştırmak olmuştur.
Öyle ki birbirini kollayarak zenginleşen yöneticiler, parti tepelerine çökmüş ve parti içi yükselme yollarını tıkamıştır.
İşte Türkiye siyasi hayatında, parti oligarşilerinin oluşması tam olarak budur. ABD’nin iktidar belirlediği koşullarda, siyasi partiler oligarşilerin elindedir.
ABD’nin Türkiye’de İktidar Belirlediği Günler Geride Kalmıştır, Mafyokrasi Çökmüştür
Ve evet şunun altını çizmek gerekmektedir. ABD’nin Türkiye’de iktidar belirlediği günler geride kalmıştır. Türkiye’de talan ekonomisini yönetmek, pay etmek diye bir iktidar görevi tarifi artık yapılamaz. Brüksel’den, Washington’dan onay alarak, parti tepelerini işgal etmek ve iktidarı ele geçirmek dönemi bitmiştir.
Çünkü Türkiye’de iktidar belirleyen ABD ve Gladyo kuvvetleri şu anda hapistedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden 24 bin subay, Türk Polis Teşkilatı’ndan 30 bin polis, yargıdan 14 bin savcı ve yargıç, kamu kurumlarından toplam 140 bin FETÖ/Gladyo mensubu temizlenmiştir.
Bu sebeple altını tekrar çiziyoruz, geçmişin kodlarıyla Türkiye’de iktidar olunamaz. Rant, rüşvetle siyasi partilerin tepeleri zapt edilemez. Tarih ve hakikatler gösterdi ki rüşvetlerle, talanlarla, oy satın alarak siyasi partinin tepesini eline geçirenler bırakın Türkiye’yi yönetmeyi kendi partilerini yönetemediler.
Gladyoyla iş birliği yapanlar, gladyoya menfaat bölüştürenler, menfaat sarmalıyla parti tepelerini zapt etmeye çalışanlar, Brüksel’den tasdik alanlar, Transatlantik ittifakıyla Türkiye’ye güvenlik ve refah vaat edenler;
Ne yaparsanız yapın kasedi başa saramazsınız. Mafyokrasi hülyalarıyla, Washington’dan size hükümetin anahtarını vermesini bekleyemezsiniz.
Parayla Genel Başkanlık sandalyesi kiraladınız belki ama boşuna uğraşmayın, mafyokrasi hortlağına can veremezsiniz.







