Ana Sayfa Yazılar CEMİL GÖZEL YAZDI: KILIÇDAROĞLU VE AH ŞU DEMOKRASİ

CEMİL GÖZEL YAZDI: KILIÇDAROĞLU VE AH ŞU DEMOKRASİ

546

Cemil Gözel, Teori Dergisi Yazı Kurulu Sekreteri

 

Dün (19.09.2016) yayınlanan, Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programının (CNN Türk) konuğu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu; konuşmasını tahammül sınırlarımı zorlayarak dinledim.

Kılıçdaroğlu program boyunca ağzını demokrasiyle açtı, demokrasiyle kapattı. Godot’yu bekler gibi, ağzından başka bir şeyin çıkmasını bekledik. Ama nafile.

-15 Temmuz Darbesi? –Efendim, biz demokrasiyi savunduk.

-Devletin içine yuvalanan çete? –Efendim, biz demokrasiyi savunuyoruz.

-Fetöcülerin tutklanması, Fetöcü kurumların kapatılması? –Efendim, biz demokrasiyi savunacağız.

Evet, yalan yok! Kılıçdaroğlu demokrasiyi savundu. Saidi Nursi’nin kitaplarının yasaklanmasına karşı nasıl mücadele yürüttüklerini anlattı tatlı tatlı. Saidi Nursi yasağını kaldırma demokrasisinde birinciliği hak ettiğini kanıtladı. FETÖ’nün kurumlarının kapatılmasının nasıl antidemokrasi olduğunu açıkladı uzun uzun. FETÖ’yü kollama demokrasisinde de birinciliği kaptı. FETÖ’cü darbenin arkasında Amerika’nın olduğunu kanıtlayacak verilerden yoksun olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Amerika’yı perdeleme demokrasisinde de rakip tanımadığını gösterdi.

Demokrasinin birincisi Kılıçdaroğlu. İkincisi ve üçüncüsü de…

Programı izleyenler görmüştür. Ahmet Hakan ne zaman demokrasi pistinin dışına çekmeye çalıştıysa Kılıçdaroğlu’nu, O, bu demokrasi yarışındaki rakip tanımaz üstünlüğünü koydu ortaya. Demokrasinin bütün ağırlığına rağmen bitiş noktasına doğru, sendelemeden koştu. Kılıçdaroğlu’nun gözlüklerinin üstünden bakan demokrasi, demokratik göz renginin haşmetiyle, televizyon ekranını aydınlatıyordu.

Bu demokrasi “hazin bir şey yıldızların altında”

Demokratikleşmek ah ne hoştur, yıldızların altında. Sadece yıldızların altında değil, yıldızların üstünde de. Hatta en güzel demokratikleşme mekanı bulutların üstüdür. Öyle geçer kitaplarda. Hoş, kitaplarda geçmese ne yazar. Kılıçdaroğlu nasıl olsa bir demokrasi kitabı yazar.

Şaka yapmıyorum, bugün Kılıçdaroğlu bir demokrasi kitabı yazsa, “best seller” listesinde yeri, en az yüz yıl ayırtılmıştır. Kim ayırttı diye sormayın, ayırtan da demokrasi. Çünkü demokrasi kendisinin hem öznesi hem de nesnesidir.

Demokraside özne-nesne ilişkisinin mucidi de Kılıçdaroğlu’dur. Tubitak’ın, bu büyük buluşu hala değerlendirmemesinin tek sebebi OHAL yasaları. Ama kim takar Tubitak’ı, Amerika’nın en büyük bilim kuruluşları, bu büyük buluşa gerekli değeri vermektedir.

Ah şu demokrasi

Ciddi olmakta oldukça zorlanıyorum. Programı izlediyseniz, siz de zorlanıyorsunuzdur, biliyorum. Çünkü kötü bir Amerikan “sitcom”u gibiydi Kılıçdaroğlu’nun konuştuğu bölümler.

Neresinden tutsanız, dökülüyor. Kendinizden şüphe ediyorsunuz: hakikaten duyduklarınız doğru mu? Yoksa bulutların üzerinden ses dalgaları kulağınıza böyle mi çarpıyor? Ancak ikisi de konuşmaya değer.

Kılıçdaroğlu’nun demokrasi dediği, Amerikan cemaat tipi ideoloji; Amerikan liberalizmi. Gerçek demokrasiyle alakası yok. Daha iyimser yorumla, demokrasi yanılsaması diyelim, isterseniz. Ama emin olun, oldukça iyimser bir yorum.

Bastırılan Amerikancı bir darbenin liderinin hakkında, “kitaplarının yasaklanmasını doğru bulmuyorum” açıklamasını, hiçbir gerçek demokrasi tanımına yerleştiremezsiniz. Haçlı’yla işbirliği yapan ve Türkiye’nin üzerinde karanlık emelleri olan bir Siyasal İslamcı lider hakkında, “kitaplarının yasaklanmasını engellemek” eylemini hiçbir gerçek demokrasi tanımına yerleştiremezsiniz. Darbe tezgahlayan bir terör örgütünün kurumlarının kapatılmasını doğru bulmamak hangi demokrasi tanımına sığar?

Biz ancak Amerikan tipi cemaat ideolojisiyle bunu açıklayabiliyoruz.

Demokrasi, asıl şimdi!

Amerikan tipi cemaat ideolojisi açısından Türkiye kaygı verici bir yörüngede ilerliyor. Çünkü kamunun görev ve yetkileri bu ideoloji aracılığıyla cemaate teslim edilmişti, şimdi büyük ölçüde temizleniyor. Türk ulus devletinin neoliberalizme karşı pozitif kamusal varlığının sınırlandırılması, sosyal devletin imha edilmesi neticesinde; sosyal güvencenin tarikat ve cemaatler başta olmak üzere enformel mikro-toplumsal ağlar üzerinden kurulması ve bunun sonucunda yurttaşlık projesinin altının oyulması hedeflenmişti, şimdi rüzgar tersine esiyor.

Gerçek demokrasi açısından kaygılanacak bir durum yok. Aksine demokrasi, asıl şimdi özüne kavuşuyor. Kamunun cemaate teslim edildiği yerde, demokrasi olmaz; ancak kamudan cemaatin temizlendiği noktada demokrasiden söz edilebilir. Ezilen Dünya ülkelerinde ekonominin, hizmetin, güvenliğin ve adaletin, kamunun cemaatçiliği esas alan Sivil Toplumculuğa açık hale geldiği yerde demokrasi olmaz; ancak demokrasiye ve  milli devlete karşı darbe olur. Emperyalizme sonsuz itaatin örüldüğü yerde demokrasi olmaz.

Türkiye demokrasi açısından ciddi bir eşiğe dayandı. Ancak Kılıçdaroğlu gibi, FETÖ’ye, Nursi’ye ve ABD’ye yaslanarak bu eşikten atlanamaz. Atlantik’ten kopmak, Avrasya’ya yönelmek, gericiliği ezmek, üretim ekonomisini inşa etmek, güçlü orduda diretmek, milli hükümet hedefine kilitlenmek pratik bir demokrasi tanımıdır; buradayız!

 

oncugenclik.org.tr, 20.09.2016