Ana Sayfa Yazılar DİLEK ÇINAR YAZDI: EKONOMİK KRİZİN İNSANDA YARATTIĞI TAHRİBAT

DİLEK ÇINAR YAZDI: EKONOMİK KRİZİN İNSANDA YARATTIĞI TAHRİBAT

1278

 Dilek Çınar, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve Eskişehir İl Başkanı

Kriz, önceden bilinmeyen ya da öngörülemeyen ekonomik ve ekonomik olmayan bazı gelişmelerin etkisiyle ekonomik konjonktürdeki yön değiştirmeyi, yani genişleme ya da sürekli bir ilerleme döneminden uzun ya da kısa bir bunalım veya daralma evresine geçişi ifade etmektedir.[1] Kapitalizmin doğasından kaynaklanan ekonomik krizler, iş gücünü satarak bir başkasının yanında ücret karşılığı çalışan işçi sınıfının gelirinde azalmaya ve işsizliğe sebep olur. Bunun sonucunda yoksullaşma artar.

  Kapitalizm krizler üretir. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı süre ve derinliğe sahip reel ve finansal krizler ortalama her 7-10 yılda bir kapitalist sistemde meydana gelmektedir.[2] Ekonomik krizler incelendiğinde 20. yüzyılın en geniş çaplı ve şiddetli krizinin 1929 yılında başladığı ve “Büyük Buhran” olarak adlandırıldığı görülür. Bu krizin etkileri bazı ülkelerde 1930’lara, bazı ülkelerde ise 1940’lara kadar sürmüştür. Etkileri çarpıcı bir şekilde görünenler arasında: Avrupa Para Krizi (1992–1993), Latin Amerika Krizi (1994–95), Güney Doğu Asya Krizi (1997–98), Rusya Krizi (1998), Brezilya Krizi (1999) ve Arjantin Krizi (2001) sayılabilir.

  1980’li yıllarda emperyalizmin, ezilen ülkelerde sömürü faaliyetlerini hızlandırdığı ve ulusal devletlerin yıkımını kolaylaştırmaya çalıştığı “küreselleşme” adı verilen süreçle ekonomik krizlerin sayısında artış yaşanmıştır. Neoliberalizmin doruk noktası 1990’lardan başlayarak küreselleşmeyle birlikte paraların dalgalanmaya bırakılması ve sermaye hareketlerinin dünya çapında serbest kalması oldu.[3] Sermaye, esas olarak sanayi ve ticaretle değil; komploların tetiklediği kirli para harekatıyla, faizcilikle, borsa operasyonlarıyla, mafya yöntemleriyle büyümektedir.[4]

  Türkiye’de küreselleşmenin bir sonucu olarak krizler görülmüştür. Sıcak para akışıyla yani borcu borçla çevirerek ayakta durmaya çalışan Türkiye ekonomisi dünyanın en kırılgan ekonomik yapılarından birine sahip olarak sık sık krize girmiş veya dünya krizlerinden oldukça olumsuz etkilenmiştir. 1979-80, 1986, 1988-89, 1991, 1994, 1998-99, 2001 ve 2004 ekonomik krizleri, ülke ekonomisinin tümünü ama özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük olan insanları olumsuz etkilemiştir.[5]

 Neoliberalizmin vaat ettiği cennet, cehenneme dönüştü ve 2008 yılında kapitalizm en büyük krizine girdi. 2008 yılında başlayan kapitalizmin üçüncü büyük küresel krizinin Türkiye’ye etkisi olmakla beraber, uygulanan politikalar ile Türkiye bu krizi erteledi. Ancak bu süreç, sorunların daha da birikmesine yol açarak 2016 yılından bugüne özellikle reel sektörde ekonomiyi artarak devam eden bir bunalıma sürüklemiştir. Türkiye ekonomisi, bugün tüm sektörlere etki edecek çapta büyük bir ekonomik kriz gerçeği ile karşı karşıyadır.

  Krizin Faturası: İntihar, Bağımlılık, Suç

  Ekonomik krizlerin en önemli özelliği emekçilerin milli gelirden aldığı payda ciddi bir kırılmanın yaşanmasıdır. Ancak makro iktisadi büyüklükler üzerindeki etkilerinin yanı sıra toplumsal ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri de azımsanmayacak boyuttadır. Sonuç itibariyle iktisadi karar birimleri sosyal hayatın bir parçasıdır. Ekonomide yaşanan şoklar toplumun davranışlarında da bir şok etkisi yaratarak toplumsal yapının bozulması ve krizden en çok etkilenen sınıfın alternatif siyasi, toplumsal ve ekonomik sistemlere yönelmesinde etkili olur. Ekonomik krizlerin insan davranışları üzerindeki etkisi üzerine çokça araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçlarının ortaklaştığı en önemli yanı kriz dönemlerinde, işsizliğin yükselmesi gibi olguların etkisiyle, insanların geleceğe yönelik kaygı ve endişelerinin artmasıdır. İnsanların psikolojik ve fiziksel sağlık sorunları bu dönemlerde artış gösterir.

  İntiharlar üzerinde doğrudan işsizliğin dolaylı olarak ekonomik krizlerin etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. İlk olarak Durkheim ekonomik krizlerin intihara eğilimli kişiler üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.  1954 yılında Henry ve Shorts’un ortaya çıkardıkları ‘‘Dengeleyici Teori’’ye göre intihar oranları ekonominin düşüş yaşadığı dönemlerde artışa geçer.[6] İndigo Dergisi’nin aktardığı bir araştırmaya göre “2007’den sonraki durgunluk döneminde ABD’de yaklaşık 4 bin 750 kişi intihar etti ve intiharların 1330’una artan işsizlik sebep oldu. Avrupa’da 15-24 yaş arası erkeklerin intihar oranında aşırı artış görülürken, Amerika’da 45-64 yaş arasındaki erkeklerde intiharda çok büyük artış görüldü. Asya’ya bakıldığında, 2008 ekonomik krizinde intihar oranları Japonya’da yüzde 39, Hong Kong’da yüzde 44 ve Güney Kore’de yüzde 45 arttı.  Benzer bir sonuç İtalya’da bulundu: İşsizlikteki her yıllık yüzde 1 artış, zihinsel ve davranışsal rahatsızlıklardan dolayı meydana gelen intiharlarda (100 bin ölüm) 0.074’lük bir artışa karşılık gelmektedir.”[7] Yapılan araştırmalara göre dünya üzerinde her yıl 45.000 bireyin işsizlik nedeniyle intihar ettiği belirlenmiştir.[8] Türkiye’de 2011-2016 arasında antidepresan kullanımı yüzde 25.6 artmış durumdadır. 2003 yılında 14 milyon 238 bin kutu antidepresan satılırken, 2012 yılında 37 milyon 351 bin 187 kutu, 2016 yılının ilk 9 ayında ise 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan tüketilmiştir.[9]

  Ekonomik krizin yarattığı yoksullaşma ve işsizlik olguları kişilerin madde kullanımı üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Ekonomik kriz dönemlerinde özellikle işsizlerin madde kullanımının arttığı, gelecek kaygısı sebebiyle bir kaçış yolu olarak madde kullanımına yöneldiğini gözlemleyebiliriz. Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi’ne (AMATEM) yatan hastalara yönelik 1987-1995 yıllarını kapsayan Hastaların çalışma durumlarına göre madde bağımlılığını gösteren tablo aşağıdaki gibidir:

YIL Kişi Sayısı(n) İşsiz (%) İşçi (%) Memur (%) Öğrenci (%)
1987 220 13 7 9 2
1988 520 38 10 3 1.5
1990 650 12 7 9 2
1991-1995 2180 32 15 2 3
1991-1995 1679 33 15 3 3

Tablo1: Hastaların çalışma durumlarına göre dağılımı[1]

  Bireyin davranışlarındaki değişim kendisi ile sınırlı kalmayacaktır. Başta aile olmak üzere ait olduğu sosyal çevreye de birtakım yansımaları olacaktır. Ekonomik krizin etkilediği kişiler aile bireylerine karşı öfkeli ve saldırgan bir tavır sergileyebilirler. Eve maddi katkı sağlayan kişinin işlerinin bozulması aile fertlerinin ona yönelik davranışlarını olumsuz yönde etkileyebilir. Her gün gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okuduğumuz cinnet sonucu cinayet ve artan aile içi şiddetin ekonomik kriz ve yoksullaşma ile doğrudan ilişkisi vardır. Ayrıca üretimin daralması ve işsizliğin artmasıyla kişinin hayatta kalmak için farklı yaşam biçimlerine yönelmesi kaçınılmazdır. Yine İndigo Dergisi’nde özetlenen araştırma sonuçlaırna göre iktisadi kriz dönemlerinde bedenini pazarlayan kişilerin sayısında ciddi bir artış görülmektedir.[11] Yani kapitalist sömürü sisteminin yarattığı krizler kişilerin bedenlerini meta olarak ortaya koymalarına da neden olmaktadır.

  Ekonomik krizin derinleştiği ve yoksullaşmanın olağanüstü arttığı durumlarda insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler gözlenir. Yoksulluğun en doğrudan sonucu sayılabilen açlık ile enfeksiyon hastalıklarına zemin hazırlar ve bu yolla ölümler meydana gelir. Özellikle beş yaş altı çocuklarda açlık binlerce ölüme neden olur. Bunun yanında gebe kadınlardaki açlık sorununun daha fazla ve daha ciddi boyutlarda görülmesi sonucu hem kadın sağlığı hem de bebeğin sağlığı bozulur. Yani yoksulluk ekonomik krizlerin insanların sağlığı üzerindeki en önemli etkisini oluşturan unsurlardan biri olmaktadır. 1990 yılından sonra Rusya’da yaşanan tüberküloz ve difteri salgınları ile Küba’da ambargo sonrasında çocukluk çağı pnömonilerinde artış gözlenmesi de ekonomik krizin sağlık üzerine en net olarak tanımlanmış sonuçlarındandır.[12]

 İktisadi krizler sonucu artan işsizlik ve işini kaybetme korkusu hırsızlık, gasp, yolsuzluk gibi suç oranlarının artmasına sebep olmaktadır. İşsizlik faktörünün bireyin toplumsal değer ve normlara olan bağlılığını çözücü yönde etki yaptığı; toplumsal norm ve değerlere olan bağlılık düzeyinin azaltmasının, sapkın tutumların gelişmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. 2011 yılında yayınlanan Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan bir araştırmaya göre “işsizlik oranındaki %1’lik bir artış suç miktarı üzerinde %3,7244 değerinde bir artışa yol açmaktadır. Kısacası, işsizlik artıkça, kişi başına düşen suç sayısı artmaktadır.”[13]

 Köhne Düzeni Yıkacağız

 Ekonomik krizin insanda yarattığı tahribatın, görüldüğü üzere, pek çok boyutu bulunmaktadır. En başta da belirttiğimiz gibi, ekonomik krizden en fazla etkilenen sınıf olan işçi sınıfı şok dönemlerinde içinde bulunduğu durumdan kurtulmak adına siyasi ve ekonomik olarak çıkış yolları arayacaktır. Pek çok ülkede krizin yarattığı etki ile halk hareketlerinin arttığı, kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelenin yükseldiği bilinmelidir. Türkiye’de “1989 Bahar Eylemleri ve Büyük Madenci Yürüyüşü”, 2008 krizi sonrası ABD’de “Wall Street İşgal Hareketi”, Fransa’da devam eden “Sarı Yelekliler” eylemleri belki de hafızamızda yer eden en önemli halk hareketleridir.

  Üretmek insanlaşmak, insan olmak demektir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizi aşmasının tek yolu üretim devrimini gerçekleştirmektir. Üretmeyen, dışa bağımlı, aşırı tüketim olan bir ülke kriz koşullarından kurtulamaz. Krizden kurtulmanın biricik reçetesi üretim devrimini gerçekleştirmektir. Üretim devrimi ise milli sanayicisinden esnafına, işçisinden köylüsüne, toplumun öncü kuvvetlerinin birleşerek milli bir iktidar kurmasıyla gerçekleşebilir. Kapitalizmin nefes alması için yapılan kısa vadeli müdahaleler artık geçerli değildir. Emperyalizmin tek kutuplu dünya düzeni çökmüştür. Ve insanlık kapitalizmin ve onun ileri aşaması olan emperyalizmi tarihin çöplüğüne atarak insanın özlemini kurduğu paylaşım toplumunu kuracaktır. Türkiye’yi tam bağımsızlığına kavuşturacak ve bu dünyada yerini almasını sağlayacak olan program Milli Hükümet Programı’dır.[14]

“Açlık ordusu yürüyor

adımları gök gürültüsü

türküleri ateşten

bayrağında umut

umutların umudu bayrağında.” [15]

KAYNAKÇA:

[1] Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 31, 2013 Güz, 35-48. Küresel Krizlerin Sosyal Yaşam Üzerindeki Etkisi: Van İli Örneği, Yrd.Doç.Dr. Zafer KANBEROĞLU, Yrd.Doç.Dr. Oğuz KARA
[2] MARKSİST KRİZ TEORİSİ VE KREDİ KRİZİ, RICHARD BRENNER, MICHAEL PROBSTING, sy.44
[3] Değişim Sürecinde Türkiye, Mahfi Eğilmez, sy.45
[4] Mafyokrasi, Doğu Perinçek, sy.45-46
[5] Ekonomik Krizler ve Sağlığa Etkisi, TOPLUM HEKİMLİĞİ BÜLTENİ • Cilt 28, Sayı 2, Mayıs-Ağustos 2009, Özge KARADAĞ ÇAMAN, Nesrin ÇİLİNGİROĞLU,

 
[6] Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK-İNTİHAR İLİŞKİSİNİN ANALİZİ, Doç. Dr. Halil TUNALI, Seren ÖZKAYA
[7] https://indigodergisi.com/2016/12/ekonomik-kriz-turkiye-saglik/
[8] Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK-İNTİHAR İLİŞKİSİNİN ANALİZİ, Doç. Dr. Halil TUNALI, Seren ÖZKAYA sy.58
[9] Türkiye’de Sosyal Bozulma raporu, Prof. Dr. Lale Karabıyık
[10] Düşünen Adam; 1998, Türkiye’de Madde Kullananların Profili: Hastane verilerinin incelenmesi, Ahmet TÜRKCAN, sy.62
[11] https://indigodergisi.com/2016/12/ekonomik-kriz-turkiye-saglik
[12] EKONOMİK KRİZİN İNSAN DAVRANIŞLARI ÜZERİNE ETKİLERİNE YÖNELİK MALATYA’DA BİR ALAN ÇALIŞMASI, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 1/ Cilt: 1/Sayı: 1/Bahar 2011, İsmail BAKAN, Müslüme AKYÜZ, A. Melih EYİTMİŞ, İnci Fatma DOĞAN sy.5
[13] Çalışma ve Toplum, 2011, Ücretler, İşsizlik Ve Suç Arasındaki İlişki: Yatay-Kesit Analizi, Yrd. Doç. Dr.Ahmet Yılmaz ATA, sy.128
[14] http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/temel-belgeler/milli-hukumet-programi-4126
[15] Açlık Ordusu Yürüyor, Nazım Hikmet Ran

oncugenclik.org.tr, 13.12.2018