Ana Sayfa Manşet Emre Kaya yazdı: Kurban Geleneğinin Bize Anlattıkları

Emre Kaya yazdı: Kurban Geleneğinin Bize Anlattıkları

250

Şu an içinde bulunduğumuz Kurban Bayramı, İslam alemi için çok mühimdir. Esasında İslam’ın en büyük ibadetlerinden biri olan Hac’tan sonra ihramdan çıkılmak amacıyla yapılır. İslam hukuku (fıkıh) içinde sünnet ibadetlerden biridir. Sünnet bir ibadet olmasına rağmen kurban, Müslümanlar tarafından birçok farz ibadetten daha fazla yerine getirilmektedir. Kurban Bayramı, Fas’tan Endonezya’ya kadar çeşitli şekillerde kutlanmaktadır ve çeşitli şekillerde adlandırılmaktadır.

Kurban’ın Ortaya Çıkışı

Kurban’ın ortaya çıkışı için anlatılan hikaye hiç de yabancı olduğumuz bir hikaye değildir. Ancak hikayeyi tekrardan bilmemiz daha sonra içindeki anlama tekrardan değineceğimiz için önemlidir. Hikaye şöyledir: İbrahim Peygamber, Sare isimli bir kadınla evlenir. En büyük isteği bu kadından bir çocuk sahibi olmaktır. Ancak Sare kısırdır. İbrahim yine de çocuk sahibi olması için Allah’a yalvarmayı ihmal etmez. Sonunda Sare hamile kalır. İbrahim Peygamber ise bunun üzerine doğacak çocuğunu Allah’ın yoluna kurban edeceği yönünde adak adar. Sonunda çocuk doğar (İslam kaynaklarına göre doğan çocuk İsmail iken, diğer kaynaklara göre bu çocuk İshak’tır). Bu çocuk belli bir yaşa gelince de Allah, İbrahim peygambere bu adağını hatırlatır. İbrahim peygamber de oğlu İsmail’i alarak bir tepeye çıkar ve onu tam kurban edeceği sırada melek Cebrail bir koç ile yeryüzüne iner. Allah’ın kendisine İsmail yerine bu koçu kurban etmesini emrettiğini iletir. Kur’an-ı Kerim’de ve Tanah’da (Tevrat ve Zebur’un birleşimi) geçen hikaye böyledir.

Hz. İbrahim Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için ortak bir değerdir. Öylesine bir değer ki, bu dinlere İbrahimi dinler denilmiştir. İbrahim peygamber hem döneminde hem de sonrasında Batı Asya topraklarında etkisi olan biri olmuştur. Kurban da hiç şüphe yok ki İbrahim peygamberin yaptıkları arasında en fazla iz bırakanlardan olmuştur.

İslam Devletinin Yaratmaya Çalıştığı Toplumda Kurbanın Etkisi

İslam dini ise İbrahim peygamberin bıraktığı ideolojinin bir devamı olarak Yahudilik ve Hristiyanlıktan farklı olarak bu adete sahip çıkmıştır. Tarihsel süreç içinde gelişen İslam hukuku da bu adet için belli başlı kaideler belirlemiştir. İbrahim’in zamanındaki gibi bu adet çiğ bir şekilde bırakılmamıştır. Gerçi başta kurbanın esasları İslam Devleti’nin yönetim organları gibi çok basitken, gelişen İslam Devleti ve onun anayasasını oluşturan İslam hukuku kendi karmaşıklaşan yapısına eş olarak kurbanı esaslı ve değişmez esaslara bağlamıştır. Kuzu, koyun, dana, deve ve keçi kaç yaşında kesilebilir ya da nasıl kesilir gibi bugün aşina olduğumuz esaslar İslam Devleti kurulduktan sonra yıllar içinde belirlenmiştir.

621 ve 622 yılında gerçekleşen Hicret’ten sonra Hz. Muhammed öncülüğünde kurulan Medine İslam Devleti’nde bir toplum yaratılmaya çalışıldı. Bu toplumda eskinin Arap kabile isimleri kaldırıldı. Mekke’den gelenlere muhacir, Medineli Müslümanlara da ensar adı verildi. İslam toplumu kabilelerin ötesinde bir ümmet olarak bu adlandırmalardan sonra kuruldu. Kabile toplumunu aşan Araplar feodal ticaret uygarlığı oluşturdular. Başlatılan kardeşlik projesi ile sımsıkı bağlarla bağlı bir İslam toplumu oluşturuldu.

İşte İslam Devleti’nin kurbana duyduğu ihtiyaç da tam olarak buradan çıkmaktadır. Medine’nin her sokağında ortak bir toplum yaratmak için başlatılan kardeşlik projesine kurbanın katkısı da yadsınamaz. Kurban o dönemin en zengini Ebubekir ile dönemin fakir isimlerinden Hz. Muhammed’in evlatlığı Zeyd arasındaki bağı kuvvetlendirmiştir. Bugün dahi kurbanın en fazla öne çıkarılmaya çalışan yönü budur. Kurban, kabileyi aşan ve hasımlığı kaldıran bir kültür ögesidir. Ortak bir İslam toplumunun harcını oluşturmuştur. Yukarıda vurguladığım gibi İslam hukuku da kurbanın bu etkisini kullanmıştır. Kurban, İslam hukukun gelişmesiyle basit bir gelenek olmaktan çıkıp belli başlı esasları olan bir adet halini almıştır.

İslam Devleti’nin bir toplum yaratırken hem kabilelerin arasındaki hasımlığı kaldırmak hem de zengin ile fakirin kaynaşması meselesi üzerinde durduğunu vurgulamıştık. İslam, yalnızca kurban ile değil bir farz olarak belirlediği zekat ile de zengin ile fakir arasındaki kaynaşmayı sağlamaya çalışmıştır. Zekatın İslam Devleti’ndeki ilerleyişi de aynı kurban gibi gerçekleşmiştir. Devletin yapısıyla eş olarak sonra derece basit olan zekat işleyişi (Tek dayanak Bakara Suresi 219. Ayet) daha sonra hem devletin hem de İslam hukukun ilerlemesiyle topluma uygun olarak belirli esaslara bağlanmıştır. Aynı zamanda zekat, İslam’ın temel ibadetlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu da İslam’ın bu kaynaşma meselesine dair esaslı bir çözüm üretmek derdinde olduğunu anlatmaktadır.

Anlatılan hikayeye göre Kurban adeti İbrahim peygamberin Allah’ına bir güveninin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İslam ise İbrahim peygamberin Allah’a duyduğu bu güvenden yola çıkarak hasımlığın olmadığı, birbirine kenetlenen bir toplum yaratmayı amaçlamıştır. İslam, Hristiyanlığı ve Yahudiliğin aksine kabileyi aşan bir toplum yaratmak idealinde olduğu için İbrahim peygamberin bu adetine dört elle sarılmıştır. Paylaşan ve eşitlenen bir toplum. İslam’ın kurban adetine sahip çıkmasında ana esas budur. Bugün de Kurban et yemenin ötesindedir. Bu adetin ufku etin tadına varmak değildir. Paylaşmanın tadını almaktır. Kurban toplumumuz için bir kaynaşma dayanağıdır. Nice kurbanlar toplumumuzun kaynaşmasına hizmet edecektir.

Tüm Türk milletinin ve İslam aleminin Kurban bayramını kutlarım.

Emre Kaya
Öncü Gençlik Ankara İl Sekreteri, GYK Üyesi