Ana Sayfa Manşet TRUMP’IN KALEMŞORLERİ 

TRUMP’IN KALEMŞORLERİ 

1

Ankara İl Başkanımız Elif Beyza Tekin yazdı:

Emperyalizm, bir ülkeyi sadece topla tüfekle işgal etmez. İşgalin derinden işleyen yıkıcı aşama toplumu var eden yapıları ve insanları esir almaktır. Dünya siyaset sahnesi, eşkıyalığın uygulandığı bir dönemden geçiyor. ABD’nin Venezuela’ya yönelik tutumu, orta çağın zorbalığını andıran bir tablo çiziyor. Bir ülkenin devlet başkanını kaçırmak, o ülkenin kaynaklarına el koymak için başıbozuk çeteler gibi davranmak emperyalizmin geldiği son noktadaki hukuksuzluğu gözler önüne sermektedir.

Venezuela’da yaşananlar medya düzeninin de maskesini düşürmüştür. ABD’nin meydana sürdüğü kuvvetler ne zaman ortaya çıksa Türk medyasındaki bazı köşe başlarını tutmuş kalemler, Pentagon sözcülerinden daha heyecanlı bir şekilde bu hukuksuzluğu alkışlamaktadır. 

ORTA ÇAĞ GERİLİĞİNİN TEMSİLCİSİ

ABD’nin Venezuela üzerinde kurduğu baskı, adeta feodal bir yapı mantığıyla işlemektedir. Bu tutum bir devlet ciddiyetinden ziyade, haraç kesen bir eşkıya düzenini andırıyor. Amerika Birleşik Devletleri, “Benim dediğim olacak, yoksa seni yok ederim” diyerek dünyayı kendi mülkü, diğer devletleri ise marabası gibi gören bir orta çağ karanlığını yeniden hortlatmaya çalışıyor.

Bu tutum, aslında bir gücün değil, tükenişin göstergesidir. Tehdit, şantaj ve bir devlet başkanını kaçırmak gibi mafyatik ve akıl dışı yöntemlere başvuran bir devlet, aslında ölüm çırpınışlarınıyaşamaktadır.

DEMOKRASİ MASKELİ TETİKÇİLER

Türk medyasında en gürültücü grup, kendisini çağdaş ve özgürlükçü olarak pazarlayan kesimdir. Bunların lügatinde demokrasi, sadece ABD çıkarlarıyla örtüştüğü sürece geçerli bir kavramdır. Bu gibi kalemler için milletin iradesi değil, Beyaz Saray’dan gelen talimat esastır.

Emperyalist sisteme ve onun hukuku Türkiye, Rusya, Çin, İran, Macaristan, Venezuela gibi ülkelerin başkanlarını başkan değil birer diktatör olarak kodluyor. ABD müdahalesini özgürleştirme operasyonu olarak pazarlıyor. Irak’ta kimyasal silah var yalanını yayanlar kimse, bugün Venezuela’da insan hakları diyerek eşkıyalığa şakşakçılık yapanlar aynı ailedendir. Bu sistemin kalemleri doğrudan ABD tezlerini savunan, Venezuela halkının direnişini karalayan ve emperyalizmin sözcülüğüne soyunmaktan çekinmezler. Siz onları gördüğünüzde anlarsınız. En büyük televizyonlarda haberleri sunarlar, bütçesi kabarık gazetelerin en geniş köşelerinde yazarlar. Sosyal medyada şişirdikleri hesaplarından allayıp pullayıp kendilerini gösterirler.  

Bu gazeteci tipi, olayları bağlamından koparmakta ve dikkatleri başka yöne çekmekte ustadır. Ekranlarda Venezuela halkının çektiği ekonomik sıkıntıları anlatırken timsah gözyaşları dökerler. “Sosyalizm halkı aç bıraktı” diyerek manşet atarlar ama şu yakıcı gerçeği bilerek gizlerler: O halkı aç bırakan yönetim şekli değil, ABD’nin uyguladığı vahşi ambargodur. Venezuela’nın ekonomisin gerilemesini öyle güzel gösterirler ki ABD’nin Venezuela’ya müdahale etmesini haklı mı diye düşünürsünüz. 

Venezuela’nın altınlarına el konulmasını yazmayan, ilaç gemilerinin engellenmesini görmeyen bu kalemler, aslında ekonomik terörün medya ayağını oluşturmaktadır. 

İşte bu insanları heyecanlandıran bir şey var ki akıllara durgunluk veriyor. Eğer Venezuela Devleti kapılarını ardına kadar ABD’ye açsa, Delcy Rodriguez kollarını açıp Trump’ı kucaklasa, petrolümüzün ve altınlarımızın tamamı sizindir alın işleyin bu sizin hakkınız deseler bizim gazetecilerimizin içlerini mutluluk kaplayacak. Sonunda siz de bizim gibi ABD’ye teslim oldunuz diyerek rahat bir oh çekecekler.

Bu hanımefendi ve beyefendilere şunu sormak gerekir, bir milletin topraklarını korumasından, kaynaklarına sahip çıkmasından, devlet başkanlarını savunmaktan daha doğal ne olabilir? 

Sizin de aklınıza şu soru geldi mi, peki ya bir gün aynı sorun Türkiye’nin başına gelse Türk basının tavrı ne olacak? ABD’nin kapısında yatmaya devam mı edecekler?

Basınımızın en sinsi grubu ise tarafsız görünenlerdir. Bunlar, “ABD süper güçtür, zıtlaşmaya gelmez, Venezuela için Amerika’yı karşımıza almayalım” diyerek korkaklığı strateji diye yutturmaya çalışırlar. Bu kesim, ABD’nin dünyanın jandarmalığını üstlenmesini o kadar içselleştirmiş ki boyun eğmeyi bir gerçeklik olarak sunuyor.

TESLİMİYETÇİLER DEĞİL DİRENENLER KAZANACAK

Bu teslimiyetçi ruh halini anlamak için tarihimize, İstanbul’un İşgali yıllarına bakmak yeterlidir. Bugün Venezuela konusunda “ABD ile iyi geçinelim, direnmenin anlamı yok” diyenler, 1919 İstanbul’undaki Mütareke Basınının torunlarıdır.

O günlerde Ali Kemal ve türevleri, Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’yi “maceraperestlik” olarak nitelendiriyorlardı. Onlara göre İngiltere’ye kafa tutmak intihardı. Mustafa Kemal’i ve Kuvayı Milliye’yi serserilik ve haydutlukla yaftalayan bu müstemleke zihniyeti, kurtuluşu manda ve himayede yani boyun eğmekte görüyordu. Bugün Venezuela direnişine çete, ABD haydutluğuna demokrasi diyenler, Ali Kemal’in ruh ikizleridir. İsimler değişmiş, ama müstemleke aklı baki kalmıştır.

O dönem İstanbul Hükümeti ve yandaş basını, işgalcilerin hukukunu zaruriyet kabul edip teslim bayrağını çekerken Anadolu ya İstiklal ya ölüm diyerek tarihin akışını değiştirmişti. Tarih, mandacıları değil, savaşanları haklı çıkardı. O günkü direnen irade kazandıysa, bugün de kazanan direnen milletler olacaktır. 

TÜRKİYE’YE ABD GÖZLÜĞÜYLE BAKMAK

ABD’nin Venezuela’ya karşı kalkıştığı müdahalelerde zil takıp oynayanlar burnumuzun dibindeler. Trump’ın tekrardan ABD’nin jandarma görevini üstlenmesine sevinenler var. Bu noktada ABD’nin Türkiye’nin dostu olduğunu savunarak denge politikası yürütmenin peşinde olmak Türkiye hesabına zarardan başka bir şey getiremez. Bugün, ABD güvenlik, ekonomi, diplomatik, kültürel tüm alanlarda Türkiye’nin karşısında bulunuyor. ABD, karşısında bulunan her kuvveti yutma isteğinde. Buna Türkiye de dahil. 

ABD’nin Venezuela’da Başkan Maduro’yu kaçırmasına sevinen başka bir kesim ise Türkiye’de de aynısının yaşanmasını isteyenler. Türkiye cephesine Atlantik’ten bakan bu güruh, kör nefretle hareket ederek Türkiye’deki hükümet değişikliğini milletin kararından Trump’ın kararına devretme isteğinde. Madem ABD her “diktatör” lideri devirmeye mahir, o hâlde Türkiye’ye de Amerikan postalları gelsin ve hükümet değişikliğini yapsın. 

Bu durumu İran’da da görmek mümkün. Bugün İran’da ekonomik sorunlar temelinde başlayan protestolar, ABD ve İsrail kuvvetlerinin kışkırtmaları ile alevlendirilmeye çalışılıyor. 

Nerede bir ABD parmağı var, koşarak destek açıklamaları yapılıyor. Hangi kaynaklara dayanarak okuyorsunuz bu protestoları, kaynaklarınız da ABD, Avrupa kaynaklı. Ayağa kalkan her kitlenin hükümetleri düşürmek için ayağa kalktıklarını düşünüyorlar. Hem Venezuela’da hem İran’da, belki yarın Türkiye’de de. Türkiye’ye ABD-İsrail gözlüğü takmadan bakanlara ihtiyacımız var.

PUSULASI ŞAŞMAYANLAR 

Bu kirli koronun karşısında olaylara Vaşington’un penceresinden değil, Türkiye’den ve mazlum milletlerin mevzilerinden bakan Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinin duruşu, tarihe düşülmüş onurlu bir duruştur.

Onlar, “ABD’dir yapar” diyerek teslimiyeti öğütleyenlere inat, emperyalizmin kâğıttan kaplan olduğunu ve direnenlerin mutlaka kazanacağını haykırmaktadır. Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesi, bu süreçte yaptığı yayınlarla yazdıkları haberlerle Türkiye’nin mazlum milletlerle olan gönül bağını temsil etmiştir. Venezuela sınavı, Türk medyasında kimin etki ajanı, kimin vatansever olduğunu ayıklamak için turnusol kâğıdı olmuştur. Sınıfta kalanlar belli, onlar tarihin çöplüğüne Trump’ın Kalemşörleri olarak atılacaklardır.

Bugünün sorumluluğu Venezuela’da, İran’da, Filistin’de ABD ve İsrail’e karşı amasız fakatsız mücadele etmektir. ABD ve İsrail bütün kuvvetleriyle medyayı esir almışa benzese de bu haydutluğa sesini çıkaranlar var. ABD kışkırtmalarına alet olmak, ülkemizi bu kışkırtmalara savunmasız hale getirir. Bu haydutluğun, eşkıyalığın karşısında durmak bugün insanlık cephesinin en önemli görevidir. Bugün Türkiye’yi savunmak ve korumak İran’da ve Venezuela’da ABD ve İsrail’in haydutluğuna ve kışkırtmalarına karşı mücadele etmekten geçiyor.