Ana Sayfa Manşet Türkiye Avrasya’ya Yürüyor, TRT Dinamit Döşüyor

Türkiye Avrasya’ya Yürüyor, TRT Dinamit Döşüyor

4

Devlet televizyonu TRT’nin Atlantik merkezli algı operasyonlarına alan açmaktaki pervasızlığı vites yükselerek devam ediyor.

Son dönemde TRT ekranlarında gördüklerimiz, devlet televizyonunun temel ilkelerini dahi ciddi biçimde tartışmalı hâle getiriyor. Soruyu açıkça sormak zorundayız: TRT’nin görevi Türkiye’nin stratejik ittifaklarını güçlendirmek mi, yoksa onları dinamitlemek mi?

Bu sorunun gündeme gelmesine neden olan son örnek, TRT’de yayımlanan Mehmed: Fetihler Sultanı dizisindeki Doğu Türkistan vurgulu sahneler oldu. Tarihsel bir anlatı içinde verilen mesajların, bugünün Çin karşıtı söylemleriyle birebir örtüşmesi tesadüf değildir. Burada yalnızca bir dizi sahnesinden değil, yayın çizgisinin oturduğu siyasi hattan söz ediyoruz.

Tarih Çöpe, Oklar Çin’e

Devlet televizyonu TRT’nin, Türkiye’nin stratejik dostları ve komşularını hedef alan yayın politikası özellikle son bölümüyle tartışma yaratan “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisi üzerinden yükselen Doğu Türkistan temalı propagandayla, bu tartışmanın sembolü oldu. Senaryoya göre Yarkent Hanlığı’ndan gelen, aralarında şair ve devlet adamı Ali Şir Nevai’nin de bulunduğu beş kişilik bir heyet, Fatih Sultan Mehmet’i ziyaret ediyor. Ali Şir Nevai korkularının “Anadolu’nun Çin’e karşı susması” olduğunu söylüyor. Fatih Sultan Mehmet, sahneyi “Doğu Türkistan her Türk’ün mukaddes davasıdır!” benzeri vurgularla Çin karşıtlığını öne çıkaran diyaloglara yer veriliyor. Dizideki diyalogların bir kısmı:

-Maalesef hünkârım, Doğu Türkistan yaralıdır. Sebepsizce gülleri solmuştur. Çimeni, kuşları dahi feryat eder. Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı ise cariye etmeye karar kılmıştır. Orada yalnız korku vardır.

-Soydaşlarım kafir Çin’den mi korkar?

———

-Asırlardır Çin’le dip dibeyiz. Düşman, çaşıt (casus) bunlar kolay hünkarım. Biz kafir Çin’den değil, kardeşlerimizin susan dilinden, unuttuğu yurttan korkarız. Feryat etmek isteriz. Ama kafir Çin yalnız mümin şanımızı değil sesimizi susturmak ister.

-Benden ne dileğiniz nedir?

-Biz de Türk’üz dilenmeyi bilmeyiz. Biz buraya ekmek dilemeye, kan istemeye, pusat (silah) istemeye değil ses istemeye geldik sultanım.

Çin’in Uygur kadınları cariye yaptığı, erkekleri köle ettiği, Türklerin şanını ve sesini kesmek istediği iddialarının tarihsel herhangi bir zemini görülmediği gibi, bu tutumun bazı provokatif merkezleri memnun eden ve önünü açan özelliği ortadadır.

Tarih, tarafların kavgasıdır. Bugün Doğu Türkistan meselesi, ABD merkezli çevrelerin Çin’i kuşatma politikasının başlıca propaganda başlıklarından biridir. Bu gerçeği görmeden yapılan her yayın, ister istemez o cepheye hizmet eder.

TRT gibi bir devlet kurumunun, bu hassasiyetleri görmezden gelmesi kabul edilemez. Çünkü TRT sıradan bir medya kuruluşu değildir. TRT’nin yaptığı her yayın, Türkiye’nin dostlarının ve düşmanlarının gözünün önündedir. TRT’nin ağzından çıkan söz, Türkiye’nin sözü olarak görülür.

Bugün Türkiye, tarihsel bir yol ayrımındadır. ABD ve NATO’nun dünyada saldırganlığını arttırdığı koşullarda, Türkiye’nin güvenliği ve kalkınması açısından Rusya, Çin ve İran’la işbirliği hayati bir önem kazanmıştır. TRÇİ olarak ifade edilen bu hat, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde vereceği büyük kararların siyasi stratejisidir. Bu tablo ortadayken, devlet televizyonunun bu ülkeleri hedef alan, zan altında bırakan ya da Batı söylemleriyle paralel yayınlar yapması açık bir çelişkidir.

Sormak gerekir: TRT bu yayınlarla Türkiye’nin hangi politikasına hizmet etmektedir?

TRT’nin Derdi TRÇİ

Türkiye’nin ittifak kurma imkânları yalnızca Çin üzerinden değil; Rusya ve İran hattında da TRT yayınlarıyla zedelenmiştir. TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın Uludağ Üniversitesi’nde akademik yıl açılışında yaptığı konuşma bunun çarpıcı örneklerinden biri. Sobacı, TRT Farsça’nın kurulacağını duyururken, “Bu yılın sonunda TRT Farsça geliyor; İran’ı rahatsız etmek durumundayız.” ifadelerini kullanmış, bu sözler büyük tepki çekmişti. Bu açıklamaya en sert tepkiyi Vatan Partisi ortaya koydu. Tepkilerin ardından Sobacı, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ileri sürerek, cümlenin TRT Farsça yayıncılığı sonrasında yaşanacak rekabet ortamına ilişkin olduğunu savunmak zorunda kalmıştı.

Benzer bir tablo, 2020 yılında yayına başlayan TRT Rusça için de geçerlidir. Kanalın yayın politikası, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde açık biçimde Ukrayna yanlısı bir çizgiye oturmuştur. Yayınlarda Rusya “işgalci” olarak tanımlanırken, Ukrayna övgüyle sunulmuş; Ukrayna’nın FETÖ bağlantılarıyla bilinen Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yer verilmiştir. Bunun yanı sıra Said-i Nursi propagandasının yapılması, Rusya’daki Said-i Nursi yasaklarının kaldırılmasının savunulması, Rus devlet yetkililerine yönelik yolsuzluk suçlamaları ve Çeçen askerlerin aşağılanması dikkat çekmiştir. Son olarak, 2021 yılında Rusya’dan sınır dışı edilen ve Rusya karşıtı, Ukrayna yanlısı yayınlarıyla tanınan Kazakistan vatandaşı Nazgul Kenzhetay’ın kanalın başına getirilmesi, bu yayın çizgisinin bilinçli bir tercih olduğunu ortaya koymuştur.

Düşmanı Doğru Yerde Karşılamak

Tarihimiz, bize cephe kurma aklını miras bırakmıştır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide görülen temel gerçek, düşmanın karşısına doğru cepheyi çıkarmaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Almanya ile kurduğu ittifak, İngiltere ve Fransa’nın paylaşım planlarına karşı alınmış zorunlu bir cephe kararıdır. Çanakkale’de bozguna uğratılan güç, sadece donanma değil; Londra’nın ve Paris’in Osmanlı’yı tasfiye etme planıdır.

Bu cephe aklının kökleri Fatih Sultan Mehmet’e kadar uzanır. Fatih, Ortodoksları himaye ederek Haçlı-Katolik bloğunu parçalamış, Batı ittifakını daha İstanbul surlarının önünde boğmuştur.

Atatürk’ün Sovyetler Birliği ile ilişkisi ise bu stratejinin Cumhuriyet’teki en belirgin dış politika tezahürüdür.

Atatürk, 1937’de Başbakan Celal Bayar, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve Kılıç Ali’yi çağırarak dünyanın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu söylemiş, Sovyetler Birliği ile dayanışmanın stratejik önemini vurgulamış ve “Sovyetler Birliği’ne karşı asla saldırı politikası gütmeyeceksiniz; Sovyet dostluğundan ayrılmayacaksınız” şeklinde somut vasiyet niteliğinde uyarıda bulunmuştur. 

Bu stratejik yaklaşım, Atatürk için bağımsız Türkiye’nin güvenliğinin emperyalizme karşı savaşanlarla birlikte durarak olacağına dair açık bir konumlanmadır. Atatürk, Sovyet dostluğunu devrimin sürdürülmesi için bir güvence olarak değerlendirmiştir. 

Yine Atatürk’ün Balkan ve Sadabat Paktları ile kurduğu cephe, bu çizginin parçasıdır. Türkiye’yi İngiliz ve ardından ABD emperyalizminin ileri karakolu haline getirme planlarını, Balkanlar ve Batı Asya’da emperyalizme karşı en geniş işbirliğini örgütleyerek aşmayı önüne koymuştur.

Aynı strateji bugün en canlı ve yakıcı halinde. Dün Çanakkale’de karşımızda İngiliz donanması vardı. Bugün karşımızda NATO üsleri var.

Bugün Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran’la geliştirdiği stratejik hat bu tarihsel sürekliliğin güncel ifadesidir. Atlantik’in siyasal, ekonomik ve askeri dayatmalarına karşı, Avrasya merkezli; üretime, güvenliğe ve egemenliğe dayanan yeni bir cephe kurma zorunluluğu ortadadır. Mazlum milletlerin birlikte, çok kutuplu yeni dünyada yeri bellidir. Türkiye, bu yeni dünyanın öncü konumlarında olacaktır.

Sorumsuz Kamu Yayıncılığı Olmaz

TRT sıradan bir özel kanal değildir. Devlet yayıncılığı, bir ülkenin kültürel, diplomatik, politik çıkarlarını yansıtma sorumluluğunu taşır. TRT’nin yayınları, Türkiye’nin dış politikasını, müttefiklik ilişkilerini ve uluslararası okumasını doğrudan etkiler. Bu nedenle TRT ekranlarında yayımlanan her içerik, “reyting” kadar Türkiye’nin çıkarları süzgecinden de geçmek zorundadır. Bu sorumluluğun üstünden atladığında, böyle bir garabet politika ortaya çıkar. TRÇİ ittifakı Türkiye’nin tarihsel zorunluluğudur.. Devletin yayın organının bu gerçeklikle barışması da aynı düzeyde tarihsel bir zorunluluktur.

Bugün mesele bir dizi, bir belgesel değildir. Mesele, Türkiye’nin hangi dünyada yer alacağıdır. TRT’nin yayın çizgisi, bu sorunun yanıtıyla şekillenmelidir.