Ana Sayfa Yazılar SAMET KUNT YAZDI: KÜLTÜR EMPERYALİZMİ VE KURULMAK İSTENEN HEGEMONYA

SAMET KUNT YAZDI: KÜLTÜR EMPERYALİZMİ VE KURULMAK İSTENEN HEGEMONYA

1682

Samet Kunt, Öncü Gençlik GYK Üyesi

EMPERYALİZMİN DOĞUŞU VE KÖKLERİ

Emperyalizm, kapitalizmin bir sonucu olarak 19. yy ortalarından itibaren ortaya çıktı. Zamanla tüccarlık yapan, atölye seviyesinde küçük üretimler yapan, sermaye biriktiren burjuva sınıfı oluştu. Avrupa’da burjuva sınıfı zamanla iktidarı ele geçirmiş, feodalizme göre daha ileri olan toplumsal, siyasi, ekonomik sistemini kurmuştur. Bu Sistem her geçen gün burjuvazinin daha da iktidarını sağlamlaştırması üzerine kurulmuştur.

18.yy’da emekçileri beylerin, toprak ağalarının zulmünden devrimle kurtaran burjuvazi 100 yıl içinde devrimci rolünü yitirmişti. Çünkü artık iktidarda burjuvazi vardı  ve devrim kendi iktidarlarının sonu demekti. 19.yy Avrupa’sı emekçilerin kendi ülkelerinin burjuvazisine isyanlarıyla doludur. Avrupa burjuvazisi sömürüsünü  arttırmak, kendi ülkelerindeki krizi bir nebze azaltmak adına dünyanın geri kalanını oluşturan geri kalmış ülkelere yönelmeye başladı. Emperyalizm bu yönelmenin adıdır. Emperyalizm bu ülkelerin ekonomisini eline geçirerek, oralarda yatırımlar yaparak zamanla bu ülkelerin ekonomisine hakim olmaya başladı.

Ekonomik hakimiyet zamanla askeri ve siyasi hakimiyeti getirdi. Burjuva sınıfı bunu iktidarda oldukları devletlerin gücüne dayanarak yaptı. Böylece son 200 yıldır başımıza bela olan emperyalist devletleri yarattı.

EMPERYALİZMİN  ULUSAL  DEVLETE  VE  ULUSAL  KÜLTÜRE DÜŞMANLIĞI

Emperyalizm doğası gereği geri kalmış ülkeleri sömürmek ve onları kontrol etmek zorundaydı. İktidarını ancak böyle devam ettirebilirdi. Bu kontrol, hem kendi ülkesinin halkı üzerinde bir hakimiyetini hem de diğer ülkeler üzerindeki hakimiyetini geliştiriyordu. Emperyalizmin buradaki en büyük hedefi iyi örgütlenmiş ulusal devletlerdi. Çünkü güçlü bir devlet, başka bir devletin (emperyalist devletin) hakimiyetini kabul etmeyecektir. Bu sebeple emperyalizm 20. ve 21.yy’larda ulusal devletlere savaş açmıştır. Doğal olarak ulusal devletlere olan düşmanlık  vatana ve millete karşı da düşmanlıktı. Bu devletler milletlerine dayanabildikleri ölçüde güçlüdür. Yani güçlü milletlerin güçlü devletleri vardır.

Güçlü ulusal devletlerde milli bilinç, ulusal kültür, vatanseverlik yoğun olarak bulunmaktadır. Hem bu devletleri milletleşme aşamasındaki halklar kurmuş hem de bu devletler bu halklardan millet yaratmıştır. Emperyalizm ulusal devletlere karşı başlattığı ekonomik, askeri, siyasi saldırıyı kültürel anlamda da yürütmüştür. Ulusal bilincin ve ulusal kültürün aşınması devletin dayanaklarının zayıflamasına sebebiyet vermektedir. Çünkü devletler tökezlediği anda örgütlü, milli bilinci yüksek milletleri aracılığıyla tekrardan toparlanabilirler. Ulusal kültür düşmanlığı en nihayetinde ulusal devletin çözülmesine, demokratik kurumların çökmesine ve bağımsızlığının yitirilmesine hizmet etmektedir.

ULUSAL  KÜLTÜRÜN  OLUŞMASI

Kültür bir toplumun maddi manevi yaratığı değerlerin tümüdür. Her çağın ve tarihi sürecin yarattığı kendine özgü bir kültürü vardır. Bu kültür hukuk, siyaset, ekonomi, gelenek, estetik ve güzellik anlayışı, ekonomik model vb. her şeyi kapsar. Örneğin, feodal ( krallığın, ağalığın, beyliğin iktidar olduğu sistem) toplumun hukukunda özel mülkiyet sınırlıdır ancak burjuvazinin hakim olduğu kapitalist toplumda özel mülkiyet kutsaldır ve dokunulmazdır.

Ulusal kültür ulusal devletlerin kurulmasıyla oluşmaya başlamıştır. Burada esas olan devlettir. Ulusal kültürü ulusal devlet yaratmıştır. Devlet toplumu dönüştürmenin en önemli aracıdır. Çünkü devlet hakimiyeti altındaki toplumun yaşam biçimine müdahale eden dolayısıyla kültürünü yaratan bir araçtır.. Devlete hangi sınıf hakim ise o sınıfın hukuku ve kültürü geçerlidir.

Ulusal devlet toprağa bağımlı, kul veya tebaa şeklinde örgütlenmiş köylü, krala, sultanlara vb. unsurlara aidiyeti olan kitlelerin üzerinde yükselmiştir. Ardından onları dönüştürmüştür. Ulus bu geri özelliklerin aksine toprağa değil vatana bağımlı (toprak vatandan farklıdır, toprak derebeyinindir vatan o ülkede yaşayan bütün insanlarındır), inanç veya etnik kimlik temelinde bölünmemiş, vatandaş olmuş, ayrı ayrı halkların siyasi temelde birleştiği bir toplumsal örgütlenmedir. Ulusların üzerinde Tanrı’ya dayanarak hakimiyet kurulamaz, çünkü hakimiyet kayıtsız şartsız ulusundur.

Ulus, feodalizmin parçalanmışlığına karşı burjuvazi tarafından devlet eliyle yaratılmış, aynı devlet de ulusuna dayanarak ayakta kalmıştır. Burjuvazi devrimci döneminde ulusu yaratmıştır. Uluslaşan Batılı devletler dünyanın geri kalanını açık ara geçmiştir. Zamanla gericileşen burjuvazi bu sefer saldırdığı ülkelerde ulusal ve demokratik güçlerle işbirliği yapmamış, bu güçlere karşı daha 100 yıl önce savaştığı feodalizm ile işbirliği yapmıştır.

Nedeni basittir demokratik devrim ve ulusal devlet bu ülkeleri şimdiki gücüne ulaştırmıştır. Saldırdığı ülkelerin ulusallaşması emperyalistlerin bu ülkeleri sömürmesine engel olacaktır. Bugün olduğu gibi o zamanlarda da demokrasi, ulusal devlet, vatanseverlik kendilerine yararlı olduğu sürece iyidir, başkasına yaradığı sürece kötüdür.

KÜLTÜR  EMPERYALİZMİNİN  OLUŞTURMAK  İSTEDİĞİ HEGEMONYA

Emperyalizm milli devletlere iki koldan saldırmaktadır; biri siyasi, askeri ve ekonomik saldırı, diğeri kültürel saldırıdır. Kültürel saldırı ülkemizde Tanzimat ile başlamıştır. Tanzimat Fermanı ile Batılı devletlerin ülkemizdeki hakimiyetinin önü açılmıştır. Emperyalizm, siyasi hakimiyet kurmaya başlamasıyla kendi alışkanlıklarını ve kültürünü ülkemize getirmiştir. Ekonomik ve siyasi bağımlılık zamanla bağımlı olduğun millet gibi olmayı zorluyor. En başta Türk aydını halkından, değerlerinden, vatanından, kültüründen uzaklaşmaya başlamış ardından toplumu buna ikna etmeye başlamıştır. Kurtuluş Savaşı sürecindeki ve şimdiki mandacı zihniyetin temeli budur.

Vatanının çıkarlarını değil; emperyalizmin çıkarlarını savunacaksın, milletinden utanacaksın, kültürünü bırakıp başka kültürlerin peşine takılacaksın, taklit edeceksin. Siyasi hakimiyet ülkemizde kültürel hakimiyeti dayatmıştır. Kültür emperyalizmi de bu süreçten faydalanarak siyasi hakimiyeti derinleştirmek için ulusal bilince karşı saldırıya geçmiştir. Burada kültür etkileşimi ile kültür emperyalizmi arasındaki farkı iyi görmek gerekir.

Kültür etkileşimi kendiliğinden ve zorunlu olur, karşılıklı etkileşim yaşanır ve her iki kültürün gelişmesine hizmet eder. Zaten bütün milletler bu etkileşimi yaşamıştır. Kültür emperyalizmi ise tek taraflıdır güçlünün güçsüze kendini empoze etmesi, bu empozenin güçsüze yarar sağlamaması ve güçsüz milletin daha da sömürülmesine hizmet etmesi ise kültür emperyalizmidir. Bizim karşı olduğumuz kültür emperyalizmidir. Bizi kültür etkileşimi gibi doğal bir olaya karşı çıkan ırkçılardan ayıran budur.

Emperyalizm günümüzde yeni bir saldırı başlatmıştır. Emperyalizmin saldırısı bütün insanlığa ve insani değerlere karşıdır. Hegemonya araçları ile bütün ezilen ve gelişen devletlere kendi neoliberal kültürünü dayatmaya çalışmaktadır.

Vatansızlaşma: Süslü “dünya vatandaşlığı” sözcüklerinin altında insanın vatanından kopması ve emperyalist saldırganlığa karşı seyirci kalması.

Anarşizm: Sözde sistem karşıtlığı. Ancak anarşizm devlete, uygarlığa karşı olduğu için ve herhangi bir gelecek sunmadığı için emperyalizmin sistem karşıtı gözüken en işbirlikçi doktrini.

Bireycilik ve yabancılaşma: Toplumsal bir varlık olan ve her türlü gelişmeyi toplum ile yapan insanın yalnızlaşması ve kendi doğasına yabancılaşması. Birbirinin kuyusunu kazan, başka mutsuzlukların üstüne mutluluk kuran, paylaşmayan yalnız insan. Bugünkü ölümlerin, kötülüklerin ve yozlaşmış her türlü davranışın temelinde bencil insan yatar. Toplumsal huzur bireyciliğin ve bencilliğin aşılmasıyla sağlanır.

Kendini tüketen insan: Üretmeyen, asalaklaşan, ilerlemeyen insan. En sonunda da kendini tüketen, intihar eden ve uyusturucuyla ya da hapishanede ölen yalnız insan.

Kişiliksiz, cinsiyetsiz insan: Kendinin farkına varmayan istenildiği gibi yaşayan, sistemin çarkına göre zevkleri, ilgi alanları olan insan. Kendini, arkadaşını çevresindeki herkesi kendini tatmin etmek için meta hale getiren insan tipi.

Emperyalizm çeşitli projelerle insanları istedikleri bir kalıba sokmak için elinden geleni yapıyor. Mesela 14 Şubat’ın herkes için farklı bir anlamı olabilir. Ancak bugün gelinen noktada 14 Şubat bir piyasa oluşturmuştur. İnsanlar ihtiyacı olmayan, ihtiyacı olduğuna inandırılan onlarca şeye paralar harcamaktadır. Sokulmak istenen kalıba sıradan bir örnektir. Ya da sosyal medyanın bugün geldiği aşama. Kaynağı belirsiz çeşitli yalanların üretilmesi, insanların kendilerini başkalarına kanıtlamak için tabiri caizse şekilden şekile girdiği bir hayal dünyası yaratmıştır sosyal medya.  (Venezuela ve Doğu Türkistan meselelerinde görüldüğü gibi) Aynı şeyi filmlerde veya dizilerde de görüyoruz. Burada yaratılan karakterler genellikle kendi için yaşayan, suç işleyen ve bunun üzerinden idol haline getirilen insanlar oluyor. Elbette bunu bütün film ve dizi yapımcıları veya oyuncuları için söylemiyoruz.

KÜLTÜR  EMPERYALİZMİ  TUTMADI  YENİ  BİR  GELECEK İNŞA EDİLİYOR

Emperyalizmin yukarıda değinilen kültürel özelliklerine birçok ekleme yapılabilir. Ancak özetle onların istediği kültür budur. Bunu da çeşitli araçlarla (film, medya, şarkı, ünlüler, kitaplar, eğitim sistemi vb.) dayatmaya çalışıyorlar. Bu araçlarla kültürel bir hegemonya kurmak istiyorlar. Çünkü emperyalizm sadece ulusal devlete değil, tüm insanlığa karşıdır. Onların kültürü de hem insana düşman hem de insana yabancıdır. Ancak çeşitli zorlamalara rağmen (savaşlar, krizler, yaptırımlar, darbeler) ulusal bilinç yıkılamamıştır.

ABD emperyalizminin dünyada gerileyen hakimiyeti bunun kanıtıdır. Siyasi ve askeri hakimiyetleri ile birlikte kültürel hakimiyetleri de yıkılmaktadır. Emperyalizm milyonlarca insanın ölmesine ve mutsuzluğuna sebep olmuştur. Ulusal bilinç emperyalizme karşı harekete geçmiş hem siyasi açıdan hem de kültürel açıdan emperyalizmi geriletmiştir. Bugün emperyalizme karşı mücadele eden ya da mücadele etmese de destekleyen milletlerde vatansızlık, anarşizm vb. yozlaşmış değerler tutmamıştır.

Ulusal bilincin emperyalizme karşı başarısı uluslararası düzeyde bir sonuca ulaşmıştır. Yani herkes önce ülkelerinin sonra da tüm dünyanın vatandaşı olmuşlardır. Ulusal kültür ile birlikte uluslararası bir kültür yaratmışlardır. Paylaşma, uygarlaşma, gelişme, toplumsal huzur, demokrasi, özgürlük gibi değerler tek tek ulusların devletleriyle ve ulusal kültürleri ile emperyalizme karşı verdiği mücadelenin uluslararası düzeyde yarattığı değerlerdir.

FAYDANILAN KAYNAKLAR

  • Mafyokrasi, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları
  • İmparatorluğa Karşı, Michael Parenti, Kaynak Yayınları
  • Doğu Perinçek, Eşcinsellik ve Yabancılaşma, Kaynak Yayınları
  • Mehmet Ulusoy, Türk Devrimi ve Milliyetçilik, Kaynak Yayınları
  • Bilim ve Ütopya Dergisi, sayı:268 ve 251
  • http://oncugenclik.org.tr/yaniltmanin-ve-yanilsamanin-yansimasi/
  • http://oncugenclik.org.tr/emperyalizm-ve-kuresellesme/

oncugenclik.org.tr, 14.2.2019