Ana Sayfa Yazılar “OYUN KURUCU” ABD’NİN BÖLGEDE GELDİĞİ SON DURUM

“OYUN KURUCU” ABD’NİN BÖLGEDE GELDİĞİ SON DURUM

2

Emperyalizm, yıkılmadığı sürece arzularından vazgeçmez, ancak planlarından vazgeçmek zorunda bırakılabilir. Herhangi bir planının ABD açısından vazgeçilmezliğini mutlaklaştırmak, o plana karşı mücadeleyi aşındırıp planın hedefine ulaşmasını kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Başarı, mücadelenin cereyan ettiği alanda görece güç üstünlüğü yaratmaya bağlıdır. Belirleyici olan, bütüncül “güç envanteri” değil, mücadelenin odağında yer alan güçlerin ve kullanılabilecek araçların toplamıdır. 

ABD’nin bölgemize yönelik arzuları değişmemiştir. Bölge ülkelerini parçalamak, karmaşa yaratarak milli devletleri zaafa uğratmak, kendisine karşı oluşturulan bölgesel ve uluslararası güçbirliğini baltalamak hala ABD’nin gündemindeki başat konumundaki gündemlerdir. Ama her plan, onu uygulamaya fayda sağlayacak araçlarla anlam kazanır. ABD’nin son 25 yıllık süreçte uğradığı başarısızlıklar, ABD’yi plan ve araç değişimine zorlamıştır.

DÜNE GÖZ ATALIM: BOP’UN ANLAMI NEYDİ?

Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) hedefi, proje haritasında resmedilen 22-24 ülkenin sınırlarını değiştirmekten ibaret değildi. “Ilımlı İslâm”, ABD’nin ülkeleri hallaç pamuğu gibi attıktan sonra bölgeye yerleştirmeyi hedeflediği toplumsal düzen olarak BOP’un ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktaydı. “Ilımlı İslâm”, bu bağlamda “toplumsal, siyasal ve kültürel bakımdan İslami bir görünüme sahip, ama İslam’ı dünya kapitalist piyasasıyla bütünleşmenin önünde engel oluşturan bütün unsurlarından arındırmış” bir sistem olarak tanımlanmaktaydı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Amerika’ya “İslâm ve Konfüçyüs medeniyetleri”ni hedef tahtasına koymayı öneren Huntington, Türkiye’ye de “Batılılaşma”yı bir yana bırakıp “İslâm Dünyası’na ağabeylik etme” rolünü biçmekteydi. CIA şefleri de bu çağrıyı “Kemalizm” yerine “Ilımlı İslam” şeklinde formülleştirdiler. Türkiye’de AKP’nin kuruluşu ve Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı işte bu süreç içinde gerçekleşmişti. Türkiye’nin AB kapısında bağlı tutulması, hem Avrasya’ya yönelimini engelleme hem de dünya kapitalist piyasasıyla bütünleşme sürecini hızlandırma amacını taşımaktaydı.

VİTRİN DEĞİŞTİ: BATICILIK REVAÇTA 

ABD’nin askeri başarısızlıkları ve küresel krizin Batı Asya’nın direnişi ve Avrasya’nın yükselişiyle birleşmesi, ABD’nin bu bölgede inisiyatifi elinden kaçırmasına yol açtı. Amerika’nın “Ilımlı İslam” aracılığıyla bölgedeki hakimiyetine istikrar kazandırma hayalleri suya düştü. ABD’nin BOP çerçevesinde “Ilımlı İslam”ın temel aracı olarak kullanmaya çalıştığı Müslüman Kardeşler, yine ABD tarafından terör örgütü kapsamına alınmıştı. ABD, bugün bölgemizde “tutunmaya çalışan güç” durumuna düşmüştür. Düşmüştür diyoruz çünkü; ülkemizde Amerikancı FETÖ darbe girişiminin ezilmesinden sonra ABD’nin elinde kalan yegâne güç PKK-PYD’ydi. Ancak önce PKK’nin silah bırakma çağrısı, ardından gerçekleşen son 2-3 haftalık süreç, bu gücün de çökmesine şahitlik etmemizi sağladı. Yaratılan dolar hegemonyası ve devasa askeri güç envanteri, ABD-İsrail’in bölgeyi şekillendirmek için yeterli kuvvete sahip olmadığını tüm dünyaya gösterdi.ABD bugün hala BOP kapsamında bölgeye karşı işlediği suçların doğurduğu tepkilerden kendi lehine yararlanmaya çabalamaktadır. Dün tasarımı ve biçkisi kendisine ait IŞİD’in “İslâmi terörü”nün tanıtım kampanyalarını yürütürken, PKK-PYD’yi “lâiklik vitrini”nde parlatmaya çalışırken bugün PKK/YPG’yi beslemek için verdiği desteği geri çekmek zorunda kaldı. Türkiye ise, artık bırakın BOP Eşbaşkanlığı’nı, BOP’un merkezinde yer alan ABD-İsrail koridorunun önüne askeri müdahaleyle set çeken bir ülke olarak bölgedeki yerini korumaktadır. Bugün ABD’nin “kara gücüm” olarak ilan ettiği PKK-PYD’ye karşı en amansız mücadeleyi yürüten güçler arasında Türkiye de konumunu almıştır.

STRATEJİ ÇÖKTÜ: ROTA YENİDEN HESAPLANIYOR

 Olguları 25 yıllık bir süreç içerisinde ele almak en doğrusu olsa da ABD’nin sadece son iki aylık seyri bile, “ABD’yi yenilmez kuvvet” olarak adlandıranların güncel konumlanmayı anlaması için altın değerindedir. ABD’nin Aralık ve Ocak aylarında yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Ulusal Savunma Stratejisi başta sıraladığımız bu plan değişikliklerinin neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bahsini ettiğimiz her iki belge, ABD’nin “öncelikleri”ndeki ciddi değişiklikleri ortaya koymaktadır. ABD’nin anavatanını savunma, müttefik ve ortaklarıyla yük paylaşımı, çatışma yerine güçle caydırıcılık ve savunma sanayi tabanını güçlendirme hedeflerini ön plana çıkarması, yeniden dünya jandarmalığına soyunamayacak bir ABD portresini karşımıza çıkarmaktadır. ABD’nin küresel çaptaki “nizam getirme” hedefinden yavaş yavaş el çekmesi elbette kendiliğinden olmadı o nedenle süreci sınırlamamanın faydalı olduğunu vurguluyoruz ancak dünyanın çok kutuplulaştığı gerçeği, ABD’nin kendi iç dengeleri alt üst etti. Uzun lafın kısası, Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi, Soğuk Savaş dönemindeki Amerikan dış politikasından kopuş zorunluluğunu resmetti. “Süper güç” yorgun düştüyse, eski gücünde olmadığını ilan ediyorsa, savunmaya çekilmesi zaten kaçınılmazdır.

ABD’NİN HEDEFİ YIKMAYA İNDİRGENMİŞTİR 

ABD, bölgemizde artık “oyun kurucu” değil, “oyun bozucu” konumundadır. Kalıcı bir hakimiyet kurma olanağını yitirmiştir. Hedefi bölge ülkelerine mümkün olduğu kadar büyük hasar verme ve onları zaafa uğratmaya indirgenmiştir. Amaç yapmak değil yıkmak olunca, PKK-PYD de dahil kullanılan bütün araçların akıbeti “kullanılıp atılmak”tan öteye geçemez. İnisiyatifin ABD’nin elinden çıkmasında en belirleyici rolü, bölge ülkelerinin işbirliği ve Avrasya ile olan dayanışmaları oynamıştır. ABD’nin odaklandığı nokta da, bu birlikteliği yıkmaktır. Türkiye içinde de “medeniyetler çatışması”nı derinleştirmek için artık “Ilımlı İslâm”ın değil, “Batılılaşma”nın arkasına yığınak yapmaktadır. Türkiye’nin bekası ise, ülke içinde “Atatürk’te birleşmek”, ülke dışında da en başta Şam olmak üzere bölge ülkeleriyle olan işbirliğini ve Avrasya ile dayanışmayı güçlendirmekten geçmektedir. “Yurtta sulh, cihanda sulh”ün güncel içeriği budur.