Ana Sayfa Yazılar NATO’NUN SON ZİRVESİ VE TEK KUTUPLU DÜNYANIN ÇÖKÜŞÜ

NATO’NUN SON ZİRVESİ VE TEK KUTUPLU DÜNYANIN ÇÖKÜŞÜ

25

Öncü Gençlik Ankara İl Sekreteri Toprak Şenel yazdı

Temmuz ayının başında NATO zirvesi Ankara’da toplanacak. Ancak bu kez zirve, yalnızca askerî harcamalar, yeni silah sistemleri veya savunma planları gibi olağan başlıklarla sınırlı kalmayacak gibi duruyor. Zirvenin gizli gündemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Atlantik sisteminin ve onun lideri olan ABD hegemonyacılığının içine sürüklendiği çöküş olacaktır. Bunun nedeni açıktır.

NATO, ABD hegemonyasının askerî gücü olarak kurulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşmaya başlayan, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla kesinleşen tek kutuplu dünya düzeninin silahlı örgütüdür. Bu nedenle NATO’nun akıbeti ile tek kutuplu dünya düzeninin, yani ABD hegemonyacılığının akıbeti birbirinden ayrı düşünülemez.

Tek kutuplu dünyanın mezarı artık görünür hâle gelmiştir. İran’da, Lübnan’da, Ukrayna’da, Doğu Akdeniz’de ve Türkiye’de verilen mücadeleler NATO’nun önüne aşamayacağı krizler çıkarmıştır. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak zirve, NATO’nun çöküş döneminin zirvesi olarak tarihe geçecektir.

Tek Kutuplu Dünyanın Çöküşü

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu sistem üç temel sütun üzerinde yükseliyordu. Birincisi üretim üstünlüğüydü. İkincisi doların dünya ticaretindeki hâkimiyetiydi. Üçüncüsü ise rakipsiz askerî gücüydü.

1945 sonrasında dünya sanayi üretiminin büyük kısmı ABD’nin elindeydi. Dolar, uluslararası ticaretin temel aracı hâline gelmişti. Bretton Woods Anlaşması ve sonrasında yapılan petro-dolar anlaşmaları sayesinde ABD, kendi para birimini bütün dünyaya kabul ettirdi. Bu ekonomik üstünlüğün koruyucusu ve daha önemlisi sağlayıcısı ise ABD ordusu ve NATO’ydu. Ancak bugün bu üç sütun da sarsılıyor.

1950 öncesinde dünyanın yarısını üreten ABD, 1980 yılında satın alma gücü paritesine göre yüzde 21’e, 2010 yılında yüzde 16’ya ve 2019 yılında yüzde 15’e düşmüştür. 1990’da dünya üretimi içindeki payı yüzde 1,1 olan Çin ise 2019 yılında yüzde 19’a yükselerek ABD’yi geçti. (Bkz. Doğu Perinçek, ABD Yol Ayrımında, s. 32)

Önümüzdeki tabloya bakınca da veriler daha da ilginçleşiyor. Çin Halk Cumhuriyeti, 2030 yılında tahmini satın alma paritesine göre 64 trilyon dolarlık mal üretecek. ABD ise yarısından bile az, 31 trilyon dolarlık mal üretecek. Bir diğer önemli ülke istatistiği ise 2. sırada ABD’nin değil, Hindistan’ın olması. Hindistan da öngörülere göre 46 trilyon dolar ile 2. sırada olacak. (Bkz. Doğu Perinçek, “Hegemonyacılığın Sonu”, Teori, Sayı 437, Haziran 2026, s. 14)

Dünya üretiminin ağırlık merkezi Atlantik’ten Asya’ya kaymaktadır. Çin, dünyanın en büyük üretim merkezi hâline gelmiştir. Hindistan yükselmektedir. Yükselen Asya medeniyetleri dünya ekonomisindeki payını ciddi anlamda büyütmüştür ve daha da büyütmektedir. Dünya ekonomisinin geleceği artık Atlantik’te değil, Asya’dadır.

Doların hâkimiyeti de eskisi gibi değildir. Dolar saltanatı yıkılmıştır. BRICS ülkelerinin ulusal para birimleriyle ticaret yapmanın yollarını bulması, yeni ödeme sistemlerinin kurulması, küresel ticaretin önemli bölümlerinin dolar dışındaki araçlarla yürütülmeye başlaması ve ABD’nin borç yükü, ABD’nin dolar saltanatının yıkıldığının göstergeleridir.

Askerî alanda da benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. Uzun yıllar boyunca ABD’nin askerî üstünlüğü tartışmasız kabul edildi. Bugün ise Rusya, Çin, İran gibi güçler ABD’yi caydırabilen ve hatta ona karşı galip gelen ülkeler hâline gelmiştir. Ukrayna ve İran savaşlarıyla tüm dünyaya, ABD’nin artık istediği ülkeye istediği gibi dişini geçiremediğini, sözünü dinletemediğini göstermiş oldular.

ABD’nin silahlı gücü ile ekonomik gücünün arasındaki ilişkiyi iyi anlamak lazım. ABD’nin silahı ne kadar güçlüyse o kadar dolar satar, doları ne kadar varsa o kadar silah üretir. Ama işte artık ABD’nin dünyanın jandarması olup neredeyse bedavaya mâl ettiği “yeşil kâğıtları” zorla satacak askerî gücü kalmadı. O askerî gücü besleyecek ekonomisi de kalmadı. Geriye bir tek üst üste her yerde yenilgi alan bir ABD ordusu ve ekonomisi kaldı.

NATO’nun Mağlubiyetleri

NATO her yerde üst üste mağlubiyetler yaşadı. Eskiden tüm dünyanın “jandarması” olan ABD, şimdi her yerden geri çekilmek durumunda kaldı.

Bölge ülkeleri ve Türk ordusunun gayretleriyle İkinci İsrail planı başarısız oldu, başta PKK olmak üzere bölgedeki bölücü yapılar bozguna uğratıldı. Yıllarca Afganistan’ı sömüren ABD, silahı ve maddi imkânları kıt olan Afganistan halkı ve Taliban’dan kaçar hâle geldi. Onca silaha ve ekonomik desteğe rağmen Filistin halkını yıldıramadı, Lübnan’da Hizbullah’ı susturamadı. İran ve Ukrayna cephesinde hiç beklemediği yenilgiler aldı.

Başta Türkiye olmak üzere NATO üyelerinin içindeki gladyo yapıları bozguna uğradı. Yapmak istediği renkli devrimler ve darbeler başarısız oldu. Türkiye, Venezuela ve İran halkları kendi ülkelerinde ABD’nin iktidar olmasına izin vermedi.

ABD tüm bunları yaparken dünya halklarının ortak nefretini topladı. Tüm dünyadaki siyasi ağırlığını kaybetti. En başta da “yenilmezlik” sıfatını kaybetti.

Bütün bu gelişmeler tek bir gerçeğe işaret etmektedir. ABD’nin saldırganlığı arttıkça, vahşiliği beslendikçe ABD kaybetmiştir. ABD’nin kendi liderliğindeki tek kutuplu dünya iddiası bitmiştir.

Türkiye Açısından NATO ve Atlantik Zincirlerinin Kırılması

Marshall Yardımları ve Truman Doktrini ile başlayıp Menderes Hükûmeti’nin 1952’de NATO’ya girmesiyle devam eden ABD bağlılığının Türkiye’ye en ufak bir yararı olmazken, NATO’ya girmemizle birlikte Türkiye’de kontrgerilla örgütleri kurulmuş, ABD iç işlerimize karışmış, darbeler düzenlemiş, yüzlerce vatandaşımızı ve aydınımızı katletmiştir.

Yakın Türkiye tarihine baktığımızda şunu görürüz: Nerede bir masumun, bir vatanseverin canı yansa orada NATO vardır. Türkiye’nin aydınlık birikimi nerede zarar görse orada NATO vardır. Nerede Türk milletine bir saldırı olsa orada NATO vardır.

Uğur Mumcu’ların, Gaffar Okkan’ların, Çetin Emeç’lerin, Bahriye Üçok’ların, Eşref Bitlis’lerin katili NATO’dur. Madımak Katliamı’nda vefat eden aydınlarımızın katili NATO’dur. Maraş Katliamı’nın faili NATO’dur. Gazi Mahallesi olaylarının arkasında NATO vardır. 12 Eylül darbesini NATO düzenlemiştir. Devrimcileri, vatanseverleri o hapsetmiş, işkence etmiştir.

Özellikle 12 Eylül 1980 sonrası kurulan ABD’nin Türkiye üzerindeki tam kontrolü, 2013-2014 sürecinde Silivri Duvarı’nın yıkılması ve Ergenekon tertibinin bozulmasıyla yenilgi almış; 15 Temmuz ve sonrasında FETÖ’nün devlet kademelerinden, kolluk kuvvetlerinden ve toplam olarak Türk milletinin içinden temizlenmesiyle sona ermiştir. Türkiye Atlantik zincirlerinden kopmuştur.

ABD-Avrupa Arasındaki Uzlaşmaz Çelişkiler ve Avrupa’nın Zincirlerinden Kurtulması

ABD hegemonyasının çöküşü, NATO’nun kendi bünyesinde de derin çatlaklar yarattı. NATO’nun tarihinde hiçbir zaman Avrupa devletleri ile ABD arasındaki ilişki eşit ortakların ittifakı olmadı; ABD’nin liderliğinde şekillenen hiyerarşik bir yapı söz konusuydu. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, yıllar önce Alain Peyrefitte’e NATO’yu anlatırken bu gerçeği şu sözlerle özetliyordu: “NATO aslında bir aldatmaca, Amerika’nın Avrupa’ya el koymasının bir kamuflajı.”

Bugün ise bu denge çözülmektedir. Özellikle Trump dönemiyle birlikte ABD’nin Avrupa’ya yaklaşımı açık biçimde değişmiş, “müttefiklik” ilişkisi bile sorgulanır hâle gelmiştir. Trump, Avrupalı müttefikleri defalarca “ABD’nin sırtından geçinmekle” suçlamış, NATO’nun anlamını tartışmaya açmış ve Avrupa devletlerini daha fazla askerî harcama yapmaya zorlamıştır. Bu durum, Atlantik ittifakının içindeki “dengenin” artık bitmeye başladığını göstermektedir.

Buna karşılık Avrupa devletleri de giderek farklı yönelimler geliştirmektedir. Rusya, Çin ve genel olarak Asya ülkeleriyle ilişkileri tamamen koparmak yerine yeniden tanımlama arayışı belirginleşmiştir. Bunun temel nedeni açıktır. Avrupa’nın enerjiye, ham maddeye ve pazara ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaçların önemli bir kısmı yükselen Asya ekonomileriyle karşılanabilmektedir. Bu neden, Avrupa’nın Atlantik bağımlılığı ile ekonomik zorunluluklar arasında bir çatışım içinde olmasını doğurmaktadır.

Avrupa-ABD ilişkilerinde önemli bir mesele de şudur: Avrupa, yıllarca kendi güvenliğini NATO ordusuna emanet etmiş durumdaydı. Askerî harcamalardan kaçınarak ekonomisini diri tutmaya çalışmaktaydı. Kaybeden ABD ve NATO ordusu artık Avrupa’ya güvenlik sağlayacak güçte değildir. Bu durum Avrupa’nın bağımsız ordular kurma isteklerini ve savunma sanayisine yatırım yapma ihtiyacını doğurmaktadır.

En önemli mesele şu: Avrupa halkı içinde yükselen milliyetçilik ve NATO karşıtlığının artması. Almanya’da Merz, Fransa’da Macron, İngiltere’de Starmer. Üçü de Ukrayna’da kötü sınavlar verdi, üçü de kendi ülkelerinin halklarının nefretini topladı. Üçü de iktidarlarını kaybediyorlar. Almanya’da Alternatif Parti (AfD) oylarını yükseltti, Fransa’da Le Pen’in partisi iktidara yürüyor, İngiltere’de tarihinde olmayan 3. bir seçenek olarak Reform UK ortaya çıkıyor. Avrupa’nın en güçlü muhalefetlerinin ortak özellikleri şunlar: Üçü de NATO karşıtı, üçü de Rusya ve Çin ile anlaşmak istiyor. Üçü de Avrupa’nın içindeki milliyetçi kanatlardan büyüyor. Artık Avrupa’da ABD zincirlerini kendisi kırıyor.

Yeni Dünya Düzeni

Madde boşluk tanımaz. Bir sistem çökerken ortaya çıkan boşluk mutlaka yeni güçler tarafından doldurulur. Bugün yaşanan süreç de tam olarak budur. Tek kutuplu dünya düzeni çöküyor. Muhakkak onun yeri doldurulacaktır. Onun yerini de o düzene karşı savaşıp kazananlar dolduracaktır.

Tek kutuplu dünya düzenine karşı Rusya, Çin, İran, Lübnan savaşıyor. Türkiye’nin içindeki millî kuvvetler savaşıyor. Tüm dünyanın devrimcileri savaşıyor. İşte bu ortak cephe, dünya savaşını engelleyecek olan cephedir. Dünya barışı; ABD’nin saldırganlığını, savaş isteğini ezerek kurulacaktır.

BRICS’in yükselişi, yeni ödeme sistemleri, Avrasya merkezli ekonomik projeler ve yeni güvenlik platformları bunun işaretleridir. ABD’nin İran yenilgisi bunun işaretidir. ABD’nin Tayvan’dan geri çekilmesi bunun işaretidir. ABD’nin İkinci İsrail planını başaramaması bunun işaretidir. Ukrayna yenilgisi bunun işaretidir.

ABD ile savaşıp kazanan ülkeler, ABD’yi caydıran kuvvetler hâline gelmektedir. Çok kutuplu dünyanın lider ülkeleri savaşı kazandıkça savaşın büyümesinin önüne geçiliyor. Yani büyük savaş tehdidi silahla eziliyor.

NATO’nun çöken tek kutuplu dünya düzenine karşı, çıkar ortaklığına dayanan yeni ilişkiler ve müttefiklikler gelişmektedir. Atlantik merkezli dünya yerini çok kutuplu bir dünya düzenine bırakmaktadır.

Türkiye’nin Tarihsel Görevi

Bu değişim ve dönüşüm sürecinde Türkiye sıradan bir ülke konumunda değil. Türkiye, Avrupa ile Asya’nın kesişme noktasında olup Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Batı Asya’ya kadar uzanan geniş savaş coğrafyasında belirleyici figürdür.

Türkiye’nin önündeki temel mesele tarafını netleştirmektir. Tek kutuplu dünyanın gerileyen güçleriyle mi birlikte hareket edecektir, yoksa yükselen Asya medeniyeti ve çok kutuplu dünya ile mi?

Türkiye’nin zorunlulukları ve çıkarları ikinci seçeneği işaret etmektedir. Türkiye’nin pazar alanı Asya pazarıdır. Türkiye’nin en kolay bulabileceği doğal kaynaklar Asya’dadır. Türkiye’nin dolar hegemonyasından kurtulması Asya ile mümkündür. Türkiye’nin Rusya-Çin-İran ile stratejik iş birliği yapması ekonomik çıkmazının tek çözümüdür.

Rusya, Çin ve İran ile geliştirilecek stratejik iş birliğinin ekonomik faydalarının yanı sıra, öncesinde bahsettiğimiz üzere ABD saldırganlığına karşı caydırıcı bir kuvvet oluşturmak için de bu stratejik iş birliği hayatidir. Zorunludur.

Şunu bilmek lazım: Küresel saldırganlık, küresel ittifaklarla sonlandırılır. Savaş, silahı olanlar tarafından bitirilir. TRÇİ (Türkiye-Rusya-Çin-İran) ittifakı da savaşı sonlandıracak silah olacaktır. Çok kutuplu dünyayı kuracak güç birlikteliği olacaktır.

SONUÇ

Dünya yeni bir döneme giriyor. Tek kutuplu dünya düzeni çöküyor. Çöken düzenin yerini Asya’nın paylaşan, hümanist, yükselen medeniyetleri ve çok kutuplu dünya alıyor.

Yeni düzenin kurulmasında Türkiye kilit ülkedir. Türkiye’nin bölgedeki gücü ve içinde bulunacağı ittifaklar, ABD’nin ve NATO’nun saldırganlığını durduracak, bir dünya savaşının daha çıkmasının önüne geçecektir.

NATO’nun son zirvesi 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak. Her yerde iflas eden ABD hegemonyası artık silahı ile diğer ülkeleri kontrol edemez noktaya gelmiştir. NATO’nun kuruluş amacı olan, ABD’nin diğer ülkeler üzerindeki kontrolü bitmiştir. ABD artık Avrupa’yı da Asya’yı da kontrol edemez durumdadır. NATO’nun işlevinin bitmesiyle birlikte kendisi de bitmektedir. Bitmiştir.