Ana Sayfa Yazılar Hızlı Yayılan Yalan, Mücadeleyle Ulaşılan Gerçek

Hızlı Yayılan Yalan, Mücadeleyle Ulaşılan Gerçek

43

Her şeyin olağanüstü hızlı bir şekilde değiştiği dönüştüğü dizayn edildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu öyle bir değişim ki çağın adını yakalamak dahi güç. Neoliberalizm kavramları, siyasetleri, ilişkileri, mücadeleleri öyle bir değişime sokuyor ki onu da yakalayamıyoruz. Son günlerde ülkemizde yürüyen “barış” kampanyalarının da hızına yetişemiyoruz. Ne barış aşkıymış ki bu denenmedik yol yöntem kalmadı. Toplumum her kesimi bu barış için seferber edilmek isteniyor.
Emperyalist merkezlerden pompalanan yalanlarını hızla kabul gördüğü, yalanların kampanya malzemesi olduğu vicdan özgürlük barış kavramların sahte imajlarla ve bilinç endüstrileriyle yeniden üretildiği zor koşullardan geçiyoruz. Beyin iğfal şebekelerinin tam randıman çalıştığı, emperyalist merkezlerde planlanan politikaları uygulamak için denenmeyen yolun kalmadığı günlerden geçiyoruz.
O beyin iğfal şebekelerinin birbiri ardına sıraladığı yalanların, sahte duyarlılıkların hergün bebeklerin çocukların insanların canına mal olduğu kötü günlerden geçiyoruz.
Hendekler kazan, devlete polise insanına kurşun sıkan, bunları bir halk direnişi bir gençlik direnişi şeklinde meşruiyet kazandırma çabasına giren, TSK’nin terörle mücadelesini suç ilan edenlerin olağanüstü üretkenlikle kampanyalara karşı gerçeğin peşinden gitme ve sonuna kadar savunma mücadelesini sürdürüyoruz.
Onlar için hayat, “laf ebeliği” olmuş durumda… Postodernizm, “barış” kelimesinin önüne arkasına yeni sözcükler getirerek vicdanlara oynamada olağanüstü çaba sarf etmekte. Barış kampanyalarının sonu gelmiyor. Son olarak bir kısım akademisyenin bir bildiri hazırlamasıyla başlayan “barış için akademisyenler” kampanyasına şahit oluyoruz. PKK’nin üzerine gidilmesiyla başlayan bu kampanyalarının sonu gelmiyor. İçinde barış kelimesi geçmezse başarı şansı sıfıra yakın. O yüzden dil oyunu bu kadar önem kazanıyor.
İnsanlık bugüne kadar çok fazla saldırıya uğradı. O saldırılarla çarpışa çarpışa insanlık bağımsız düşünme hakkını kazanmıştı. Günümüzde saldırının esası insan aklına. Saldırı insanın düşünme sorgulama yetilerine saldırı. Bilginin ulaştırılmasındaki hız kendini yalanın hızlı yayılışı olarak gösterdi. Yalanı yaymak bir “enter” tuşuna basmak kadar kolayken gerçeğe ulaşmak, gerçeği anlatmak, inandırmak “enter” tuşuna basan kuvvetin kökünü kazımaktan geçiyor.
Gerçek insanlığa aittir
Gerçek için dövüşmek cesaret, namus gibi insanlığın en büyük değerlerinde bulur kendini… Gerçek için dövüşen(!) “bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerimiz isimlerinin açıklanmasından korkuyorlar. Gerçeğin insanlığa ait olduğunu kavrayamayanlar emperyalist merkezlerden sıkılan yalan için yeni bir insanlık yaratıyorlar. O insanlığın değerleri sınırsız dönüş, sınırsız değişim, sahtekarlık…
Yaratılan insanlık ilk kez toslamıyor duvara. Akademisyenlerin “çocuklar ölmesin şeker de yiyebilsin” ile tarif ettikleri insanlık Çınar’da tosladı duvara. Savundukları insanlık, polis lojmanlarında hayatını kaybeden bebekler için sessiz kalmalarıyla çöktü.
Medyanın en çarpıcı tanımlarından biridir: “Medya, gerçeği yeniden üretir.” Medya ekonomik siyasal ve toplumsal dinamikleri değiştirebilecek bir yapıdadır. Medya toplumdaki güç ilişkilerini yansıtır ama aynı zamanda bunları yeniden üretir, değiştirir. 21. yüzyıla geldiğimizde ve son bir yıla ya da 24 Temmuz sonrası sürece baktığımızda bunun örneğine sıkça rastladık. Araştırmacı bilim insanı denilen isimler İsrail askerlerinin katlettiği Filistin’li çocukları Sur’da, Cizre’de diye paylaştı. Asıl suça, insan aklına hakaret ederek ortak oldular.
Şahit oluyoruz ki Türkiye’nin mecburiyetleri ve emperyalizmin yaşamsal çıkarları arasındaki çarpışma sertleştikçe gerçeği pervasızca çarpıtma o derece artıyor. Milletin de Türkiye’nin mecburiyetlerine sarılma ve mücadele etme azmi de artıyor.
Gerçeği ulaşmak isteyenler, barış talep eden merkezlerin söylemlerini tersten okumalılar.

Barış Demiralay
Öncü Gençlik Genel Başkanı