Ana Sayfa Teoman Alili Akademisi İlyas Yılmaz yazdı: ❝Ergenekon’dan 15 Temmuz’a Giden Süreç❞

İlyas Yılmaz yazdı: ❝Ergenekon’dan 15 Temmuz’a Giden Süreç❞

380

1952 yılında NATO’ya girmemizle beraber gelişen süreçte Gladyo’nun Türkiye içerisine yerleşmesinin önü açıldı. Türkiye’de ‘‘Kontrgerilla’’ adıyla ün yapan bu örgütün kumanda merkezi devletin elinde değildi. Hükümeti yönlendiren, milli devleti Atlantik emperyalistleri adına denetleyen bir gizli örgütlenmeydi söz konusu olan. Bu örgütün görevi 1990’lara kadar  “Komünizmle mücadele diye tanımlanmıştı. 90’lı yıllardan sonra ise görev, ulusalcı dalgaya karşı mücadeleydi. Bu noktada ise hedefte Türk milletinin en kıymetli varlığı olan Türk ordusu, tarihi gladyoyla mücadele tarihi olan İşçi Partisi (Vatan Partisi) ve Türkiye’nin bölünmesine karşı direnen vatanseverler vardı. Vatanseverleri “terörist” yapan ve ulusalcılığı ‘’terörle mücadele” kapsamına alan kumpasa da “Ergenekon” adı verilmişti. Peki vatanseverliği mahkum etmeye kalkan Ergenekon kumpası nasıl başlamıştı, amacı neydi? Ve tabii Türk ordusunu özgürleştiren vatansever Türk gençliği Silivri bariyerlerini nasıl aşmıştı? Silivri Zaferi’nin süregelen sonuçları nelerdi?

Ergenekon: Vatanseverliğe karşı tertiplenen kumpas

1991 yılındaki Körfez Savaşı’nın ardından ABD’nin Türkiye’yi parçalama niyeti açığa çıkmış ve Türk ordusu düşmanın ABD olduğunu gördü ve namluyu ona yöneltmeye başladı. Artık Amerikan belgelerinde Türk ordusu için “hizadan çıktı ifadeleri kullanılmaya başlanıyordu. Türk ordusu, ABD’nin küresel imparatorluğunun önündeki bir numaralı engel haline gelmişti. Ve daima ABD ve NATO’nun Türkiye’deki faaliyetlerinin karşısında yer alan İşçi Partisi ise Gladyo’nun hedefindeki birincil kuvvetti.

ABD’nin Türk devletinin varlığını yok etmeye ve geleceğini Fethullahçı Gladyo’nun ellerine teslim etme yönelik planları Büyük Ortadoğu Projesi ile başlamıştı. Küresel imparatorluk hayalinde olan Amerika, Yugoslavya örneğinde olduğu gibi ulusal devletleri parçalamalı ki egemenliğini sağlayabilsin. Bu nedenle ulus devlet ve onu ayakta tutan millet ve ordu birliği emperyalizmin karşısındaki en büyük engeldi. Körfez Savaşı sonrası çekiç gücün (1991 Körfez Savaşı’ndan sonra ABD liderliğindeki İngiliz ve Fransız uçak ve helikopterlerini Irak’ın kuzeyini Bağdat’tan koparmak ve bölgede bir ‘’kukla devlet’’ kurmak için Irak’ta 36. paralelin kuzeyi ve 32. paralelin güneyinde bir ‘uçuşa yasak bölge’ ilan ederek başlattığı uygulama.) desteğiyle bölgede kukla bir devlet kurulmuştu. Sınırları, parlamentosu, ordusu, bayrağı ve marşı olan bu sözde devletin bir tek eksiği kalmıştı. O da resmen tanınmasıydı. Bunun önündeki en büyük engel ise Türk ordusuydu. Ergenekon kumpası da bunun için bir araçtı. Yalanlarla, asılsız belgelerle Fethullahçı Gladyo’nun işlediği suçları, Türk ordusunun vatansever komutanlarının üzerine yıkarak Türk ordusu soruşturmanın içerisine çekilmek isteniyordu.

9 Kasım 2005… Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde Umut Kitabevi’nde patlayan bomba kısa süre sonra bölgede ayaklanmaya yol açmıştı. Olaylardan sonra Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya bir iddianame hazırladı. İddianamesinde o dönem genelkurmay başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt için çete kurmak, sahte belge düzenlemek ve görevi kötüye kullanmak suçlarından soruşturma yürütülmesini istemişti. (1) TSK’yı Kara Kuvvetleri Komutanlığı üzerinden hedefe alan ve Ergenekon tertibinin ilk düğmesine basan bu operasyon ile Org. Büyükanıt’ın hedef alınmasının sebebi; Org. Büyükanıt’ın Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumuna karşı çıkması ve ABD’nin BOP stratejisinde TSK’nın tavrını kesin bir şekilde koymasıydı. ABD’nin, Türkiye’yi bölme planlarının önünde birer engel olarak gördüğü yüzlerce komutanımız asılsız iftiralarla yargılanmıştı. Ergenekon tertibinin taşlarını dizen olaylar, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombalı saldırı ve Hrant Dink’in öldürülmesi ile devam etmekteydi. Gerçekleştirilen eylemlerle kumpasın yolu açılmış oldu. Kumpasın amacı; ABD’nin Türkiye’yi ve bölge ülkelerini bölmek için uygulamaya koyduğu operasyonların önündeki en büyük engel olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve Türkiye’nin bölünmez kalesi İşçi Partisi’ni (Vatan Partisi) mahkum etmek.

Davanın merkezindeki hedef: İşçi Partisi

Ergenekon soruşturmalarının yürütüldüğü sırada Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni olan Ferit İlsever, savunmasında “Ergenekon” tertibinin hedefini şöyle açıklıyordu: “Birinci Hedef: İşçi Partisi’ni bastırmak, İkinci Hedef: Türk Silahlı Kuvvetleri’ni teslim almak, Nihai Hedef: Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmek.” (2) Bizzat Savcı Zekeriya Öz’ün 23 Temmuz 2008 tarihinde ATV Ana Haber’e verdiği “Ergenekon Operasyonunun merkezinde İşçi Partisi ve Ulusal Kanal var.” demeci, operasyonun ana hedefindeki kuvveti açık bir şekilde ilan etmektedir.

İşçi Partisi’nin ve Aydınlık, Ulusal Kanal gibi milli güçlerin hedef alınması yeni değildir. Ergenekon diye suçlanan yurtseverler ve İşçi Partisi yöneticileri, Türkiye’de 40 yıldır Gladyo’ya karşı savaşın hep merkezinde oldular. Ergenekon sanıkları, İlhan Selçuk’lar, Doğu Perinçek’ler, Ferit İlsever’ler, Ziverbey Köşkü ve Mamak’tan beri Gladyo’nun işkence hanelerinden, hapishanelerinden geliyorlar. Kontrgerilla olgusunu Türkiye’ye öğretenler, Susurluk çetesini ve karanlık tertipleri açığa çıkaranlar, Ergenekoncu olmakla suçlanıyorlardı. (3)Ergenekon tertibi, ABD ve AB emperyalistlerinin Kemalist devrimi yıkma stratejilerinin kesin sonuç amaçlı bir atağıdır. Ulusal bir parti, ulusal ordu ve ulusal güçlerin tümüne karşı bir Amerikan operasyonudur Ergenekon. Türk devletinin varlığı için ulusalcılık bir tehdit olamaz. Aksine ulusalcılık Cumhuriyet’in kurucu felsefesidir.

Fethullahçıları mahkum, vatanseverleri özgür kılan Silivri Zaferi

Kimse vatanseverliği mahkum edemez! Vatanseverliği mahkum etmeye kalkanlar Türk milletinin ayakları altında kesinlikle kalacaklardır.”

Dr. Doğu Perinçek

1919 yılı, İstanbul işgal altında. İngilizlerin talimatı üzerine İstanbul’da özel bir divan kuruluyor. Başında da Nemrut Mustafa Paşa bulunuyor. Görevi yurtseverleri yargılamak ve mahkum etmek. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey hakkında idam kararını veren de bu mahkeme. Yalancı tanıklar ve belgelerle Nemrut Mustafa Paşa tarafından idama gönderilmişti Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey. Yaklaşık 90 yıl sonra yine yalancı tanıklar ve belgelerle İşçi Partisi’ne ve Türk ordusuna yönelik komplo hayata geçirildi. Vatanseverliği mahkum etmek için yeni Nemrut Mustafa Paşalar sahne almıştı. Ancak tarih, bu vatanı bölmek isteyen Nemrut Mustafa Paşaların karşısına daima Mustafa Kemalleri çıkarmıştır. Bu topraklar Nemrut Mustafaların değil, tükenmek bilmeyen Mustafa Kemallerin zaferini tarihe yazmıştır.

ABD’nin FETÖ eliyle başlattığı Ergenekon kumpası, daha ilk günden Türk milletinin bilincinde ve vicdanında mahkum olmuştu. Vatan Partisi’nin öncülüğünde yüzlerce vatansever, Türk milletinin birliğine ve bağımsızlığına karşı yönelen tertibe ilk günden itibaren uzun soluklu bir mücadele başlattı.

İlk büyük ve öncü akın, Türkiye’nin dört bir yanından on binlerce insanın katıldığı 13 Aralık 2012 tarihinde gerçekleşti. Günün ilk ışıklarıyla Silivri’ye gelen binlerce insan, duruşma salonu önünde kurulan barikatları tek hamlede yıktı. Duruşma salonunun dibinde atılan “Fethullahçı Çete Yıkılacak!”, “Vatanseverler Çıkacak Hesap Soracak!” sloganları, F tipi hakimlerin kulaklarında çınlıyordu. (4) İlk akın, Fethullahçılara şu mesajı vermişti: Vatanseverliği asla mahkum edemezsiniz. İlk akının ardından 8 Nisan 2013 ve 5 Ağustos 2013 tarihlerinde bir kez daha binlerce vatansever Silivri kapılarına dayandı. Vatan Partisi’nin örgütlü mücadelesi, Silivri’deki vatanseverleri özgürleştirerek Atlantik zincirlerinden kurtarmıştı. Vatan Partisi, vatanseverliğin önüne örülen Silivri duvarlarını yıkıp geçmişti. Silivri zaferi, sadece vatanseverleri özgürleştiren bir zafer değildi. Yeni zaferlerin habercisi olan bir zaferdi.

Silivri Zaferinden İkinci İstiklal Mücadelesine

Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi ve Ergenekon – Balyoz kumpasları, Türk devletiyle hesaplaşmanın projeleriydi. Tarihinin en büyük tokadının hesaplaşması için atılmış adımlardı ancak Türk milleti Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da emperyalizme nasıl geçit vermediyse, yüz yıl sonra Silivri’de de geçit vermedi. Silivri zaferi ile emperyalizme karşı ikinci istiklal mücadelesinin ilk adımını attı.

Silivri zaferi ile birlikte Türk ordusu bileklerindeki Atlantik zincirlerinden kurtulunca Ergenekon kumpaslarında karşısına tanık diye oturtturulan PKK’yı, ABD’nin kara gücünü, yurtiçinde ve dışında başlatılan operasyonlar ile hendeklere gömdü. Bugün Murat Karayılan’ın yakarışlarında Türkiye’nin terörle mücadelede geldiği noktayı görüyoruz. Türkiye kendi İHA’sını, SİHA’sını üreten savunma sanayisini inşa etti. Savunma sanayide gerçekleştirdiği atılımlar ile bu alanda dışa bağımlılığı önemli ölçüde azalttı. Bağımsız bir milli savunma sanayinin temellerini attı. 15 Temmuz Amerikancı darbe girişimi püskürtüldü. Fethullahçı Gladyo, Türk milletinin gücü önünde diz çöktü. 16 Temmuz sabahı tüm devlet kurumlarında Atatürk posteri asılıydı. Yargıdan, emniyetten, ordudan, kamudan yüzlerce FETÖ’cü tasfiye edildi, zindanlara tıkıldı.

Türk ordusu, emperyalizmin yaptırım tehditlerine, Noble Dina tatbikatlarına boyun eğmedi ve büyük bir kararlılık ve cesaret ile Mavi Vatan’daki egemenlik mücadelesini başarılı bir şekilde sürdürüyor. Rusya’yla işbirliğinin önemli bir sonucu olarak, ABD’nin İkinci Kafkas Seddi girişimi başarısız oldu ve Karabağ’da 32 yıl sonra zafer ilan edildi. Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte KKTC’nin bağımsızlığını ve egemenliğini kurtardık. Bugün de Cumhuriyet Başsavcımızın Anayasa Mahkemesi’ne başvurusuyla, PKK terör örgütünün Meclis’teki uzantısı HDP’nin kapatılmasının eşiğine geldik. Bu aynı zamanda, bugün Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Van’da PKK-HDP’ye karşı eylem yapan annelerimizin başarısıdır. Silivri zaferiyle gelen zaferlerimizi sıra sıra yazsak bitmez. Amerikan Emperyalizmine karşı kazandığımız bütün zaferlerin birleştiği ortak bir nokta var. O da; Türkiye’nin 70 yıllık Atlantik sistemin prangalarından kurtulup yönünü Asya’ya çevirmesidir.

ABD ne zaman namlusunu Türkiye’ye çevirdiyse karşısında, en ön cephede Vatan Partisi yer aldı. Atlantik zincirlerini kırarak Türk ordusunu özgürleştiren, Türkiye’yi devrim sürecine sokan kuvvet, Vatan Partisi’dir. Vatan Partisi, Hızır’ın yetiştiği bir sürece girmiştir. Türk milleti, Türkiye’nin ekonomik dar boğazda sıkıştığı, dört bir yanımızın Amerikan üsleri ile kuşatıldığı bir süreçte çareyi Vatan Partisi’nin programında, köklü çözümlerinde buluyor. Üreticisi, emekçisi, gençliği Vatan Partisi’ne koşuyor. Güneydoğu’da teröre karşı Türk bayrakları ile meydanları donatan annelerimiz Vatan Partisi’ne koşuyor. Özellikle Güneydoğu’da olmak üzere Türk bir yanında Vatan Partisi’nin bayrağı yükseliyor. Partimiz, Türkiye’yi yeniden Atlantik cephesine sokmaya çalışan kuvvetlere karşı kararlılıkla mücadele ediyor ve adım adım iktidara yürüyor.

İlyas Yılmaz
Türk-Amerikan Savaşı Çalışma Grubu Üyesi

Kaynakça

1. Ergenekon Kumpası – Fetönün İhaneti (Aydınlık Dergisi Yayınıdır). . YouTube, 2019.

2. Ferit İlsever. İşçi Partisi Neden Hedefte. Kaynak Yayınları, 2013.

3. Doğu Perinçek. Gladyo ve Ergenekon. Kaynak Yayınları, 2009, s. 177.

4. Berkil, Berke Mustafa. Silivri Muharebeleri. Genç Aydınlıkçılar. Kaynak Yayınları, 2020, s. 349.