Ana Sayfa Manşet YENİDEN İKİNCİ İSTİKLAL SAVAŞI

YENİDEN İKİNCİ İSTİKLAL SAVAŞI

590


Geçtiğimiz 8 senelik süreçte hepimizin ağzına pelesenk olmuş bir başlangıç cümlesi vardı: ‘Vatan Savaşı verdiğimiz şu günlerde veya İkinci İstiklal Savaşı verdiğimiz şu süreçte…’ Bugünkü süreci tanımlarken yine bu cümleleri içinde barındıran fakat zafere gittiğimizi daha iyi özetleyen bir başlangıçla söze başlayacağız; ‘Sistemin meşru bütün yollarının tıkandığı şu süreçte…’

Bugün içinde bulunduğumuz süreci  tarif eden en iyi cümlenin ‘sistemin bütün yollarının tıkandığı’ saptaması olduğu söylenebilir.
Türkiye’nin FETÖ’ ve PKK ile olan mücadelesini, dolayısıyla Amerika’yla olan savaşını tarif etmek için kullandığımız İkinci İstiklal Savaşı benzetmesinin, sistemin bütün yollarının tıkanmasıyla yeniden anlam kazandığını görüyoruz.

Tarih kitaplarında Kurtuluş Savaşı, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı ve Anadolu’yu örgütleyerek zaferi kazandığımız süreci tarif etmek için kullanılır. Aslında Kurtuluş Savaşı, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle başlamıştır. Çanakkale Savaşı bir Kurtuluş Savaşı’dır, Vatan Savaşı’dır.
Osmanlı İmparatorluğu 1914’ten 1919’a kadar Kurtuluş Savaşının ilk aşamasını gerçekleştirmiştir.

1914’te başlayan İstiklal Savaşımız sistem içindeki bütün yolların tıkanmasıyla 1919 tarihinde savaşın öncü kuvvetiyle buluşmuştur. İstiklal Savaşı’nın zafere giden aşaması örgütlenmiştir.  Yani Atatürk’ün 1919’da Samsun’a çıkmasıyla Kurtuluş Savaşımızın ikinci evresi başlamış ve Atatürk önderliğinde zafere ulaşmıştır.

Bugüne baktığımızda 2015’te başlayan Vatan Savaşı, sistemin bütün yollarının tıkandığı durumda, savaşın öncü kuvvetiyle buluşacağı aşamaya gelmiştir. Türkiye bugünden itibaren sisteme karşı bütün kılıçlarını çektiği ve 2. İstiklal Savaşımızın ikinci aşamasının örgütleyeceği sürece girmiştir.

Sistem Çıkmaza Giriyor

Kurtuluş Savaşının, savaşın ve devrimin öncü kuvvetiyle buluşmasını sağlayan en önemli hadiselerden birisi Mondros Antlaşmasının imzalanmasıdır. Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sayfalarına gömülmesi; Anadolu’nun silahsız ve savunmasız bırakılıp, Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşımı gerçekleştirilmek isteniyordu. İstanbul Hükümeti bu antlaşmayı imzalayarak intihar etmişti, seçeneksizlik içinde olan Türk milleti en ağır koşullara mahkum etmişti.

O dönem Mustafa Kemal bu antlaşmanın amaçlarını kavramış ve gerçeği şu şekilde ortaya koymuştur; “Osmanlı Hükümeti bu antlaşma ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeyi kabul etmiştir.”

Mondros’u imzalayarak Türk milletini seçeneksiz bırakanlar ile TBMM’de NATO’ya ‘Evet’ diyerek Türk milletinin iradesini yok sayanların aynı çıkmazda olduğunu görüyoruz.
Türk aydınlarını katleden, Türkiye’yi işgal etmek için darbeler düzenleyen, Türkiye’yi her cepheden kuşatan NATO’ya ‘Evet’ demek, Mondros’a evet demektir. NATO’ya ‘evet’ demek; ‘Türkiye savunmasız, silahsız kalsın ve Türkiye bölünsün’ anlaşmasını kabul etmektir. 

Atatürk’ün ‘Osmanlı Hükümeti Mondros’u imzalayarak teslim oldu’ saptamasıyla, Vatan Partisi’nin ‘NATO’ya ‘evet’ diyenler teslim olmuştur’ saptaması aynı çıkmaza işaret etmektedir.

Söz Konusu Vatansa Gerisi Teferruattır

Devrimi örgütleyen devrimci süreçlere önderlik etmek için strateji kurmak şarttır.
Tarihin her devrinde olduğu gibi dış tehditler varsa içeride birlik sağlamak savaşın en önemli stratejisidir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’na giden süreci kolay örgütlememiştir. Gökten zembille inen bir Atatürk yoktur. Önce vatan diyen Atatürk’ün en önemli stratejisi Vatan Savaşı veren kuvvetleri birleştirme çabası olmuştu.

Daha lise sıralarında Cumhuriyet fikirleriyle bezenen Atatürk, Osmanlı Paşası olarak savaştı. 10 Kasım 1918’ de Vahdettin tarafından da uygun görülen Ahmet İzzet Paşa hükümeti önderliğindeki Osmanlı Meclisinde Harbiye Nazırı olmaya çalışan Atatürk, o dönemde Vahdettin ile 6 kez görüştü. 

Atatürk’ün mecliste savaş bakanı olmaya çalışması, padişaha hükümet önerileri yapmasıyla, Vatan Partisi’nin Milli Direnme Hükümeti önerisi aynı stratejidir.

Çöl Sanılan Alemdeki Saklı Hayat

Vatanı kurtarmak için İstanbul Hükümeti ile dahi birleşmeye çalışan Atatürk, mecliste bakan olamadıktan sonra umutsuzluğa kapılmadı.
Atatürk İstanbul’a geldikten sonra, İstanbul’a çıkarma yapmış İngilizleri gördükten sonra ‘emperyalistler hükümeti teslim almış, milleti bitap düşürmüş, düşmanın tankı topu hazır, bizim çarığımız yok’ demedi. İlk söylediği cümle ‘Geldikleri gibi giderler’ oldu.
Bu cümle duygusallıktan, öfkeden, üzüntüden, karamsarlıktan uzak tarihsel gerçeğe, dinamitlere ve cesaretle bezenmiş iradeye dayanmanın ifadesiydi.

Vatan Partisi’nin Türk milletine duyduğu güven aynı Atatürk’ün Türk milletine duyduğu güven gibidir. Kurtuluş Savaşı’nı verirken işgallere sessiz kalanlar yok muydu?  ‘Hangi devlet bizi işgal etse daha rahat oluruz’ düşüncesi yok muydu? Elbette vardı. Fakat 6 ay öncesinde İstanbul’daki düşman askerlerine göz yumuyor gibi gözüken Türk milleti, 6 ay sonra, İzmir’in işgalinden sonra, Halide Edip önderliğinde örgütlenen İstanbul mitingleri ile Anadolu’daki örgütlenmeye kuvvet olmuştu.

İzmir’in işgalinden sonra ayağa kalkan Türk milletiyle, 15 Temmuz günü tankların önünde duran Türk milleti aynı iradeye sahiptir. Yunanlılar İzmir’e asker çıkardığı zaman kurşun atanlarla, Ömer Halis Demir’in, Fethi Sekin’in cesareti aynı cesarettir.

Türk milletindeki bu cesaret ve iradeyi görenler ise Atatürk gibi “Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur.” diyenlerdir.
Bugün bütün tehditler karşısında, Türk milletinin kuvvetini ortaya çıkaracak olan teşkilat vardır; o teşkilat Vatan Partisi’dir.


2023’te Yeniden İkinci İstiklal Savaşı

Türkiye 2015’te başlayan Hendek Operasyonları, 15 Temmuz Darbe Girişiminin bastırılması ve FETÖ’nün tasfiye edilmesi, Avrasya’daki konumunu güçlendirmesiyle İkinci İstiklal sürecini örgütlemeye başlamıştır. Fakat İkinci İstiklal Savaşı’nın ilk aşaması bir sınıra ulaşmıştır. O sınır Türkiye’nin PKK’yı bitirmesi, HDP’nin kapatılması, üretim ekonomisinin inşa edilmesi, NATO’dan çıkılması ve Türkiye’nin Avrasya’daki öncü rolünü üstlenmesidir.
Bu sınırı aşacak kuvvet Vatan Partisi’dir.

Bugün Türkiye’nin düşmanı olan NATO, Rusya üzerinden Türkiye’yi kuşatmaya çalışıyor. AK Parti Hükümeti ‘NATO bizim müttefikimizdir’ diyor. Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’ye bir terör koridoru açılacakken hükümet, Suriye ile anlaşmak yerine Amerika’ya selam duruyor. HDP’nin kökünü kazıyacağına, gazi meclisimizin işgaline göz yumuyor. Üstüne üstelik bir başka terör örgütünün uzantısı olan HÜDA PAR’ı da meclise sokmayı hedefliyor.
Bu olgulardan da anlaşılacağı üzere Türk Hükümeti aynı İngilizlerle savaşma cesareti gösteremeyen İstanbul Hükümeti gibi teslimiyet politikasını hayata geçiriyor.

Türk milleti HÜDA PAR ile HDP arasında seçim yapmaya zorlanıyorsa sistemin meşru bütün yolları kapanmış demektir.
Eğer emperyalizme karşı savaşarak kurulmuş TBMM’de, emperyalistlerin silahlı örgütü NATO’ya ‘evet’ oyu çıkıyorsa, sistem derin bir çıkmaza girmiş demektir.
Mondros’u kabul eden bir meclis ile NATO’yu kabul eden bir meclis arasında fark var mıdır?
O zaman o meclis gider. Yerine Vatan Partisinin merkezinde bulunduğu Milli bir meclis kurulur.

Çöl sanılan alemdeki saklı cenneti çıkaracak olan teşkilat vardır, o teşkilat İkinci İstiklal Savaşı’nı zafere ulaştıracak olan Vatan Partisidir.
Ermeni Soykırımı yalanını bitiren, Ergenekon zindanlarını yıkan, 15 Temmuz’da çelik iradeyle savaşan, HDP’yi kapatacak olan Vatan Partisi’dir. Zorlu süreçler için yapılan hazırlıklar zafer gününün basamaklarını oluşturur. O nedenle aynı Atatürk gibiyiz. Sorumluluk sahibiyiz. Milletimiz zora düştüğünde hızırız. Görevlere hazırız.

Aylin KUM
Vatan Partisi Öncü Gençlik
GYK Üyesi