Ana Sayfa Yazılar Oppenheimer Üzerine : Devlet – Bilim – Entelektüel

Oppenheimer Üzerine : Devlet – Bilim – Entelektüel

550

Kendinden önce şanı salonlara ulaşan bir film Oppenheimer. Biz de merakla bekledik ve ilk fırsatta izledik. Aynı zamanda Barbie de gösterime girdi ve iki film arasında teknik olarak yaşanması kaçınılmaz gişe rekabeti izleyici üzerinde de biçimsel ve her halükarda gişe rekabetini destekleyen bir seçim süreci yaşattı. Hangi ülkelerin iki filmden hangisini daha çok izlediğine dair haritalar çıkarıldı. Hatta Türkiye’de bu iller düzleminde yapılıp son genel seçim sonuçlarındaki harita ile karşılaştırıldı. İki vizyon filminden hangisini tercih ettiğine bakılarak izleyici kitlesinin ilerilik seviyesi (!) bile ölçülmeye çalışıldı. Barbi’nin kaba anti-erkek fenimizmi ve bu bağlamda sermaye – kültür – sinema ilişkisinin sanat çıktıları üzerindeki etkisi başka bir yazı konusu olabilir. Biz şimdilik Oppenheimer üzerinde duralım.

Manhattan Projesi

Manhattan Projesi. Filmin anahtar kelimeleri içerisinde zannımca en vurgulu olanı. 1942 yazında başlayan, o dönem için muazzam bir bütçe olan 2 milyar doların üzerinde bir miktarın ilk defa tek bir projeye “bahşedildiği” bilim tarihinin en büyük olaylarından biri. Oppenheimer’da ustaca kullanılmış ses, görüntü ve nitelikli oyunculukla beraber zaman zaman atomların dünyasına doğru kopsak da Manhattan Projesi’nin tecrübelerini anlamadan filmi analiz etmek imkansız. Proje, sadece Los Alamos tesislerinden ibaret değil. Sinir merkezi orası sayılabilir fakat aslında tüm ülke çapına yayılmış dev bir araştırma ve üretim ağı. Julius Robert Oppenheimer her ne kadar literatürde “atom bombasının babası” olarak anılsa da bu çıktının alınmasının arkasında yatan devasa bir işbirliği var. Manhattan projesi büyük bir kolektifin ürünü olarak, yeterli kaynaklar ve güçlü bir güdülenme , tehditkar bir zorunluluk altında bilimin ve emeğin kısa zamanda neler başarabileceğini göstermiştir. Yüzlerce bilim insanı, her alandan emekçi ve onların hayatında doğrudan ve dolaylı olarak etkilediği binlerce başka insanın başarısıdır gördüğümüz. Başarı diyoruz, bilimsel açıdan kuşkusuz öyle. Ama proje aslında neye hizmet etmiştir: Amerikan savaş makinesinin görülmemiş en büyük kıyımına, soğuk savaşın meşrulaştırılmasına, Amerikan üstünlükçülüğünün en kanlı gövde gösterisine.

Bilim Siyasete Karşı

Amerika Birleşik Devletleri, Truman’ı izlediğimiz sahnelerde en açık halini gördüğümüz bir eminlik ve zafer havasında, çalışan kafaların ve işleyen ellerin eserini yine yüzbinlerce kafayı ve eli koparmak için kullanmıştır. Bu durum filmde karşımıza çıkan çatışmalar, çelişkiler yumağının ana damarlarını görmemizi sağlıyor: Bilim – ahlak , Bilim – Siyaset , Entelektüel – Yönetici Sınıf çatışmaları. Film en azından bana bu çatışmaları görmezden gelerek sadece psikososyal açıdan okunursa eksik çok parça kalacak gibi gözüküyor. Çoğumuz katılmayabilir, fakat her ne kadar C. Murphy’in tatmin edici perfomansıyla izlesek de ana karakterimizde bunca çatışmanın ortasında, sorumluluğun ve aciliyetin ezdiği, zeka ve şöhretin sarmaladığı, aynı zamanda özgürlükçü ve eşitlikçi yansımalar gördüğümüz devlet aygıtıyla çelişkili bir mücadelesi olan bir entelektüelin  bunalımlarını derinlikli olarak göremiyoruz.

Peki saydığımız çatışmalar filmin örgüsünde nasıl vücud buluyor? Bilim – Siyaset çatışmasını ele alalım. Bu çatışmanın omurga kemikleri nelerdir? Kaynak, Karar, Yetki ve Sorumluluk. Kaynaklar konusunda tamamen devlet aygıtına bağımlı durumda olan bir mekanizma var. Siyasi erkin sağladığı diğer imkanlar belirli şekillerde telafi edilebilse de kaynak ihtiyacını sanayi ve üretim üzerinde hakim olan bir devlet olmadan gidermek imkansız. Karar konusunda ise Hükümet projenin başında Oppie için belirli bir karar serbestisi tanıyor, hatta tam bağlantısız departmanlar gibi kuralların belirli seviyede çiğnenmesine izin veriliyor. R. Oppenheimer’ın bilgi hakimiyetinin, ve hükümetin onu kaybetmeyi göze alamadığı bir dönemin yansıması bu. 1945 Ağustos’unda bombalar düştükten sonra bu durum neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. ABD için Oppenheimer görevini bitirmiştir, daha istekli (!) bilim insanları ile çok daha büyük bombalar yapılacaktır. Yetki de keza kaynaklar gibi tamamen yönetici sınıfın elinde. Oppenheimer’ın bombaya karşı çıkan meslektaşlarını ikna etmek için kurduğu cümlelerdeki vurucu tezlerden biri “bombayı yapanların onun kullanılma şeklinde ne kadar söz hakkı olduğu” ile ilgilidir. Buna kendisi de tamamen ikna görülmese de ilk başta düşüncesi buna karışamayacakları yönündedir. Bir zafer konuşmasından sonra gözünün önüne gelen ölüm manzaraları bu iç çelişkinin de bombalar düştükten sonra arttığını gösterir. Ve sorumluluk. ABD hükümeti atom bombalarının sorumluluğunu bu sorumluluk onlar için bir saygı toplayıcığı olduğu müddetçe korumuştur. Kitleler yönetici erkin aldığı sorumluluğun büyüklüğüne ikna oldukça yetki vermek ve rıza göstermek konusunda da o kadar ikna olurlar.

Modern toplumda bilim insanının çıkmazı

Truman’ın, Oppie’nin endişelerinden sonra insanların bombayı yapanı değil onu atanı umursayacaklarını belirtmesi anlamlıdır. Modern kapitalist sınıflı toplumda yönetici sınıf bilim insanlarını araçsallaştırmıştır. Onlara verilen o büyük payeler, türlü isimlerde ödüller, yüceltmeler, heykeller aslında onlar duracakları yeri bildikleri kadar vardır. Sistem onlara açıkça “haddinizi bilin!” demektedir, aksi takdirde devletin zor aygıtlarından biri haline gelmiş bürokrasi onları çiğ çiğ yemeye hazırdır. Oppenheimer bunu çok acı şekilde tecrübe eder. Einstein ve Oppenheimer arasındaki ilişki , birisi henüz tecrübe edecek diğeri ise çoktan tecrübe etmiş ve sisteminin işleyişini reddetmiş, “bunun kendi kavgası olmadığını” düşünen iki entelektüelin yan yana gelmesinde şekil bulur. Einstein’ın biçimsel olarak deliliği ve izole olmuşluğu evcilleştirilememiş bilim insanının nasıl kenara düştüğünün ifadesidir.

Peki devlet var oldukça bilim insanının statüsü bu mu olacaktır? Bilimsel çıktının iyiliğini / kötülüğü belirleyen devletten ve sınıftan bağımsız başka faktörler var mıdır? Bilim ne zaman tam anlamıyla özgürleşecek ve tam potansiyeline yaklaşacaktır? Bunlar Oppenheimer’ın ne cevapladığı ne de sorduğu sorular fakat salladığı ağaçtan düşen önemli meyvelerden.