Ana Sayfa Yazılar YAĞIZ COŞKUN: NATO’NUN GÖZ ARDI EDİLEN İŞLEVİ

YAĞIZ COŞKUN: NATO’NUN GÖZ ARDI EDİLEN İŞLEVİ

448

Yağız COŞKUN, Öncü Gençlik GYK Üyesi ve Muğla İl Başkanı

Savunma ve saldırı, birbirini tamamlayan, birbirinin devamı olan bir nitelik taşımaktadır. Dünya siyasetinde, bu duruma en iyi örnek ise kuşkusuz ki NATO’dur. Ancak, günümüzde NATO’nun sözde “savunma” yüzünü görüp saldırı yüzünü gör(e)meyen çok kişi var. Bu nedenle bu süreçte “NATO ne işe yarar?” sorusu daha da geçerlidir, gündemdedir. 

NATO NE İŞİ YARAR?

NATO, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kuzey Atlantik’in iki yakasındaki ABD ve Avrupa Devletleri tarafından kuruldu. Açılımı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü. NATO kuruluşunda Sovyet tehdidine karşı savunma ihtiyacıyla kendisini açıkladı. Buna karşılık Sovyetler ve ezilen devletler de NATO’nun, ABD saldırganlığının en önemli askeri aracı olduğunu saptadı. NATO, uygulamalarıyla bu saptamayı doğrulamıştır. 

NATO 40 yılı aşkındır varlık nedeni olarak açıkladığı tehdit olan Sovyetler Birliği 30 yıl önce dağıldı, fakat NATO hiçbir şey olmamış gibi varlığını sürdürmeye devam etti. Anlaşılan o ki NATO’nun resmi olmayan bazı işleri vardı. Bu işlev, NATO üyesi ülkeleri denetleme ve onlara müdahalede bulunma aracı olmasıdır. Hatta denilebilir ki NATO’nun bu işlevi savunma denen işlevden daha geçerlidir. NATO ile Sovyetler Birliği arasında da silahlı bir hesaplaşma veya savaş yaşanmamıştı ama ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasından beri Norveç’ten Türkiye’ye kadar uzanan coğrafyayı NATO aracılığıyla güdüm altına almıştı. Demek ki NATO’nun resmiyetteki amacıyla gerçek amacı aynı değildir ya da en azından gerçek amacı resmi evraklarda yazandan ibaret değildir.

NATO, TÜRKİYE’DE NE İŞE YARAR?

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı yaptırım kararının ardından Türkiye – NATO ilişkileri tekrardan gündeme gelmiştir. Gündeme gelen bu tartışmalar özellikle “Türkiye NATO’da kalmalı mı yoksa NATO’dan çıkmalı mı” sorusunda kilitlenmektedir. Bu kilidi NATO, Türkiye’de ne işe yarar sorusuna cevap arayarak açmış olalım. 

  • NATO, üye devletlerin içinde paralel devlet yapılanmaları oluşturur. Yürüttüğü faaliyete “özel savaş” denir. Bu yapılanmalar İtalya’da Gladyo (kılıç), Latin Amerika’da daha ziyade Kontrgerilla (direnişçi karşıtları) olarak anılmıştır. Türkiye’de farklı dönemlerde farklı isimlendirilse de son adı FETÖ’dür.
  •  NATO’nun Gladyo marifetiyle Türkiye’de yaptığı ilk eylemi 6-7 Eylül 1955’de çıkan olaylardır. Kıbrıs sorunun çözümü için Yunanistan’la yapılan görüşmelerin baltalanması amacıyla bir provokasyon yapılmış, İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan Rum esnafın dükkanları yağmalanmıştır ve Kıbrıs sorununda çözümün önü kesilmeye çalışılmıştır.
  • 12 Mart 1971’de yapılan darbeyle ordudan yaklaşık 1500 Atatürkçü, NATO karşıtı subay tasfiye edilmiştir. “Kontrgerilla karargâhı” denilen Ziverbey Köşkü’nde bir işkence merkezi kurulmuş; 68 Gençlik Hareketi’nin başını çekenler ve ABD’nin Türkiye’de varlığına karşı çıkanlar işkence görmüştür.
  • 12 Eylül 1980 Darbesi, CIA İstasyon Şefi’ne gelen istihbarattaki deyimle “bizim oğlanlar” tarafından yapılmıştır. En büyük Amerikancı tasfiye bu sırada olmuştur. Türkiye’nin ABD’nin küreselleşme stratejisine uyum sağlaması için elzem olan 24 Ocak Kararları da, bu darbenin sopasıyla uygulanmıştır. 
  • 90’lı yıllarda Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi Amerikan emperyalizmine karşı çıkan Atatürkçü aydınlarımıza “faili meçhul” suikastlar tertiplenmiştir. ABD’nin bölge planlarının önünü kesecek çalışmalar içinde olan Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağı düşürülmüştür. Katilleri, aslında NATO’dur.
  • Türk ordusunu ve milli direncin kalelerini etkisiz hale getirmek için tertiplenen Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davaları, ABD’de kararlaştırılmış, FETÖ ile NATO’nun eşgüdümü ile uygulanmıştır. Bu davalarda NATO’culuk ve Amerikancılık, “suçsuzluğun” yegâne ölçütü sayılmıştır.
  • NATO’nun üye ülkelere yardım yapma koşullarından biri yalnızca ABD yapımı silahların alınmasıdır. Marshall Yardımları ile başlayan bu bağımlılaştırma süreci, NATO’ya girişle birlikte zirveye ulaşmıştır. Türkiye, milli sanayileşme rotasından döndürülmüş, kendi olanaklarıyla üretim yapması engellenmiştir. Örneğin Cumhuriyetin kurduğu Kayseri Uçak Fabrikası 1939’a kadar 212 uçak imal etmiş ve Avrupa’ya ihracat yapmıştır. NATO sürecinde bu gibi pek çok milli fabrika kapanmıştır. 
  • ABD’ye bağımlılığın ilk faturası, 1964 Kıbrıs krizinde ortaya çıkmıştır. Dönemin ABD Başkanı Johnson, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye bir mektup yazmış ve Türkiye’nin ABD’den almış olduğu silahları olası bir operasyonda kullanamayacağını bildirmiştir. Bu nedenle Kıbrıs Harekatı 10 yıl ertelenmiştir.
  • ABD ve NATO, kendi yörüngesinden çıkma eğilimi taşıyan bütün milletlere ve milli değerlere büyük bir düşmanlık beslemektedir. Fakat bu düşmanlığı her zaman açıktan sergilemez. Örneğin bir NATO darbesi olan 12 Eylül’ün lideri Kenan Evren, ağzından Atatürk’ü düşürmezdi. Bu şekilde Atatürkçülüğün içini boşaltıp, insanları Atatürk’ten soğutma taktiği izlemişlerdi.
  • Yakın zamanlarda ifşa olan Atatürk düşmanlığı, aslında AB’nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un e-postalarında ortaya çıkanlardır. NATO’nun bölge planlarını hayata geçirmek için özel görevlendirilmiş olan Fogg, “Türk gençliğini tarihinden koparma” ihtiyacından bahsetmektedir. Kastedilen Atatürk’tür.
  • Kurtuluş Savaşı’ndan sonra çizilen sınırları değiştirmek, Türkiye’yi bağımlı hale getirmeye çalışmak, Atatürk’ün halkçılık ilkesine dayanarak oluşan kamuculuğu yok etmek amaçları güdülmüştür. Aynı zamanda Cumhuriyet Devriminin yarattığı milli ve üreten ekonominin çökertilmesi için çalışılmıştır. 
  • NATO “İslami terör” bahanesiyle ilk olarak 2001’de Afganistan’a, 2003’te Irak’a ve 2011’de de Libya’ya müdahale etmiştir. Bu bölgelerde terör, kan, gözyaşı ve istikrarsızlıklar halen artarak devam etmektedir.  
  • 15 Temmuz’un merkez üssü İncirlik olmuştur. Ankara’yı bombalayan uçakların yakıt ikmali İncirlik’ten yapılmıştır. Darbenin en kritik saatlerinde NATO sessiz kalmıştır. Darbenin bastırılmasından sonra ise ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel, “ABD ordusunun Türk ordusundaki bir dizi en yakın müttefiklerinin hapse atıldığını” söylemiştir. Görevinden alındığı ve arandığı halde bazı FETÖ’cü subaylar NATO toplantılarında resmi görevli gibi ağırlanmıştır.
  • Türk ordusunun PKK ile mücadelesinde herhangi bir yardım görmediğimiz gibi, PKK’yı milyar dolarlarla, binlerce tırlık silahlarla donatıp eğiten ABD’nin ta kendisi.
  • Mavi Vatan’da Türkiye’nin egemenlik haklarına saldırıda bulunanlar yine NATO ülkeleridir. Doğu Akdeniz’de yaşadığımız gerginlik, NATO’nun amacını ve niyetini en net şekilde ortaya koymaktadır.

ÇIKMAKLA KALMAK ARASINDA TÜRKİYE-NATO İLİŞKİSİ 

NATO’nun Türkiye’de “ne işe yaradığını” belirttiğimiz örneklere rağmen halen daha Türkiye’nin NATO’da kalması için çaba sarf eden görüşler var. Bu görüşe göre NATO üyesi olmazsak, NATO bizi düşman belleyecektir, NATO üyesi olduğumuz için kararlar alınırken oy hakkımız vardır, kararlar oy birliğiyle alındığından biz evet demezsek, karar çıkmazdır, Türkiye, diğer üye ülkelerle olan ilişkilerini korumalıdır ve NATO’dan ayrılırsak, NATO ülkelerinin saldırılarına karşı direnemeyizdir. Görüşleri özetle bunlar.

Türkiye’nin NATO’dan çıkmamasına yönelik tüm argümanlar gerçekten yoksun. Türkiye, NATO’dan çıkarsa olası bir tehdit beklemenin anlamı yok, zaten NATO, Türkiye ile savaş halindedir. Türkiye’yi namluları ve yaptırımları ile tehdit etmektedir. Yukarıda madde madde açıkladığımız üzere NATO Türkiye’yi her zaman hedef almıştır. 1952’den bu yana NATO’nun Türkiye’ye hep zararı olmuştur. Özellikle son dönemde NATO’da kalmamıza yönelik tüm tutumar ve uğraşlar Türkiye’nin 2. İstiklal Savaşı’na zarar vermektedir. NATO ile savaşan Türkiye’yi müttefiksiz bırakma çabalarıdır.

TÜRKİYE İLE NATO FİİLİ OLARAK SAVAŞMAKTADIR

ABD’nin Türkiye’ye yaptırımı 2014’ten itibaren yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Bu süreç FETÖ’nün düzenlediği Ergenekon-Balyoz tertiplerinin çökmesi ile başladı. Halk hareketlerinin büyük etkisi ile Vatan Partisi önderlerinin ve TSK’nın anti emperyalist, Atatürkçü, vatansever komutanlarının Silivri zindanlarını yıkması Türk-Amerikan savaşını başlatmıştır. 24 Temmuz 2015’ten itibaren PKK hendeklere gömülmeye başlamıştır. PKK’yı kurtarmak ve PKK’ya karşı tutum alan milli kuvvetleri alaşağı etmek için 15 Temmuz 2016’da ise NATO destekli FETÖ’cü askerler Türkiye’de darbe girişiminde bulunmuşlardır. TSK ve Türk milletinin darbeye karşı koymasıyla ve Genel Başkanımız Doğu Perinçek’in milli kuvvetleri harekete geçirmesiyle bu girişimi ezilmişti. 15 Temmuz’un ezilmesinden sonra ordu, emniyet, yargı, eğitim-öğretim kurumları içerisinden 150.000’e yakın FETÖ’cü ve NATO’cu tasfiye edilmiştir. Türk yargısının FETÖ’ye karşı titiz savaşı Türkiye’nin ABD prangalarını kırmış ve büyük bir özgürleşme süreci yaşanmıştır. Özellikle ordu içerisinde yaşanan bu özgürleşme Fırat Kalkanı, Zeytindalı Barış Pınarı, Pençe, Kıran gibi harekatları doğurmuştur. Bu harekatlar NATO destekli terör örgütlerini bitme noktasına getirmiştir. 2019’un son aylarında dönemin ABD Başkanı Trump’ın Türkiye ekonomisini çökertme tehditi savurduğu tweet bu sebepledir. 

Özellikle son bir yıldır Türkiye’nin Amerika ve NATO’ya karşı savaşının ağırlığı Doğu Akdeniz’e kaymıştır. ABD’nin başını çektiği NATO ülkeleri, Türkiye’nin bağımsızlığına ve egemenliğine taciz girişimi içerisindedir. Deniz Kuvvetlerimizin başarılı tatbikatları ve sondaj çalışmalarımız  NATO kuvvetlerine gözdağı vermiştir. Son zamanlarda yaşanan Türk ticari gemisine hukuksuz baskını gerçekleştiren kuvvetlerin de farklı ülkelerden oluşan NATO kuvvetleri olduğunu görüyoruz.

TÜRKİYE NATO’DAN ÇIKMALIDIR!

ABD, işte bu sebeplerle Türkiye’yi “terbiye etmek” ve isteklerine uygun çizgiye çekmek maksatlı bir yaptırım uygulamıştır.

Fakat olumsuz düşünmek bir yana bu yaptırımın Türkiye için çok büyük bir fırsat olduğunu görmek gerekir, çünkü yukarı açıkladığımız süreç içinde Türkiye gerçek tehdidi ve bu tehdide birlikte karşı koyabileceği gerçek dostları iyi anlamıştır. Yaptırımla bu anlayış da hız kazanacaktır. Türk  askerinin terör örgütlerine karşı savaşında, Doğu Akdeniz’deki egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın korunmasında, Türkiye ekonomisinin refaha kavuşmasında Avrasya ülkeleriyle olan ilişkilerimizi geliştirmemiz zorunlu hale gelmiştir. 2015’ten itibaren Türkiye’nin bağımsızlaşması adına yaptığımız tüm işler Türkiye’yi Atlantik’ten koparıp Asya’daki onurlu, başı dik konumuna yerleştirmeye başlamıştır. Bu gidişatı yaptırımı ile hızlandırdığı için ABD’ye teşekkür ediyoruz.

NATO’DAN ÇIKMAK, VATAN PARTİSİ’NİN 50 YILDIR PROGRAMINDA VAR

Vatan Partisi 1969 yılında kurulmuştur. Vatan Partisi kurulmadan önce dahi, Aydınlıkçı kadrolar ile Türkiye’nin NATO’dan çıkmasına ve bizzat NATO’ya karşı verilen mücadelenin merkezi olmuştur. NATO’ya karşı mücadele 1969’dan bu yana Vatan Partisi’nin programında vardır. “Yankee Go Home” ve “Kahrolsun ABD Emperyalizmi, Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” diyen, 6. Filosu’nun askerlerini Dolmabahçe’de kovalayıp denize döken 68 Gençlik Hareketi’nin öncüleri Vatan Partisi’nin kurucularıdır. 

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Gladyo’nun kökünü kazımak istiyorsak NATO’dan çıkalım” ile başlayan konuşmalarıyla Silivri’yi FETÖ’cü hakim ve savcılara dar ettiği zamanlar hala bilinçlerdedir. Şimdi Türkiye o mücadele kesin sona, NATO’dan çıkıp Tam Bağımsız Türkiye’yi kurmaya doğru ilerliyor.